Oğuz Atay`ın Mehmet Akif`i – (Akif Emre)

0
111

Batıcı aydınlar arasında yerlilik sancısı çekenlerin de ait oldukları entelektüel çevreden soyutlanmak, dışlanmak, hiçliğe mahkum edilmek gibi ikinci bir yalnızlaşmayı göze almak zorunda kalmaları çelişkinin bir başka boyutu.

Türk entelijansiyasının bir yerlilik sorunu olduğu hep tekrarlanır. Yerliliğin tanımı müphem olsa da halkını aydınlatmayı kendisi için kutsal bir misyon olarak gören Türk aydınının kendi toplumuna, toplumun değerlerine yabancı, hatta bigane kaldığı çok açık. Türk aydınının “büyük yalnızlığı”, arafta kalmışlığı onulmaz bir derttir.

Batıcı aydınlar arasında yerlilik sancısı çekenlerin de ait oldukları entelektüel çevreden soyutlanmak, dışlanmak, hiçliğe mahkum edilmek gibi ikinci bir yalnızlaşmayı göze almak zorunda kalmaları çelişkinin bir başka boyutu.

Sözgelimi Kemal Tahir tarihle, toplumla kurmaya çalıştığı ilişki nedeniyle dışlanmış; resmi ideolojinin cezalandırması bir yana sol çevrelerce de dışlanmayı göze alması gerekti. Bu çizgiyi önemseyen aydınların hakim sol çevrelerde yokluğa mahkum edilişleri buyurgan batılılaşmanın tipik tezahürü. Yetişme şartları, dünya görüşü nedeniyle içinde yaşadığı halka yabancılaşma halinin yanında, dahil olduğu dar çevrenin de dışına itilmek gibi katmerli yalnızlıktır bu. Zaten büyük ölçüde sol gelenek resmi ideoloji ile, Kemalizm`le, özdeşlik içinde gelişti, gücünü büyük ölçüde oradan aldı…

Oğuz Atay bu yaman çelişkiyi derin yaşamış aydınlardan biri. Halit Refiğ`e yazdığı mektupları (Halit Refiğ`e Mektuplar, Everest yay.) okurken dönemin siyasal ortamının yanı sıra gerçeklikten, toplumdan kopmuş entelijansiyanın halini düşünmekten edemedim. Kemal Tahir`e yakınlığı bilindiği için kendisinin nasıl dışlandığından dert yanıyor Oğuz Atay…

“Mehmet Akif`i (Safahat) okudum. Adamın gücüne, sevgisine hayran oldum. Şimdiye kadar böyle gerçekten imanlı bir adama rastlamamıştım. Fakat ona da, örümcek kafalı, miskin sağcılar sahip çıkıyorlar. Sahip çıktıklarına göre bir şey yapsalar ya” (sy 64). Ölümünden bir buçuk yıl önce Mehmet Akif`i keşfeden bir vicdanın sesi bu. Türk edebiyatının “tutunamayan”ı Oğuz Atay`ın Mehmet Akif`i geç keşfinde hem bulunduğu ortamın hem de Mehmet Akif`in resmedilişinin etkisinin olduğu muhakkak. İdeolojik kamplaşmanın ötekine sağır kesilen bir dünyada zincirleri kıran bir ses bu…

Dönemin sol ve resmi ideoloji bitişikliğini resmeden en iyi örnek ise Türk Dil Kurumu`nun aydınlanmacı duruşunda ortaya çıkıyor. Yine aynı mektupta Oğuz Atay`ın verdiği örnekte Kemalist aydınlanmacılığın metalik soğukluğu tenimize işliyor adeta: “Fakat gene `ödül alamayanlardan` Hilmi Yavuz`a, bir jüri üyesinin ne dediğini öğrenince iyimserliğin bu ülkede hayal olduğunu anlayacaksın: `Hilmicim, şiir ödülünün sana verilmesi kararlaştırılmıştı, ama `okullara Osmanlıca dersi konulmalı, eski kültür öğretilmeli` gibi sözler ettiğin için vazgeçildi. Özür dilerim. Türk Dil Kurumu jürisinde olmam dolayısıyla sana oy veremeyeceğim, çünkü oyumu kendi adıma değil, kurumun ilkeleri (!) adına veriyorum.” Mehmet Akif`e resmi söylemin rehin aldığı portresi nedeniyle uzakta duran, ona yaklaştığı ölçüde de çevresinden uzaklaştırılan, sahicilik arayışında bir aydının serencamı…

Türk aydınlanmasının, çağdaşlaşmasının ideolojik temellerini deşifre eden bu tutumu sürdüren bir resmi refleks geçerliliğini sürdürüyor. Kendi kurumunun ürettiği bilimsel metinlerini okuyamayan bir üniversite düşünülebilir mi? Söz gelimi dünyada ilk açılan (1914) sosyoloji bölümlerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde Osmanlıca dersleri müfredata yeni giriyormuş. Bu zamana kadar kendi bölümünde ortaya konan çalışmaları okuyamayanlar bu toplumun tarihi, sosyolojisi hakkında ne söyleyebilir?

Sol aydınlar kadar sağ-muhafazakar kesimin de resmi formatın dışına çıktığı söylenemez. Sonuçta resmi söylemin Batıcı projesine ve din-dışı tutumuna rağmen sosyal çimento niteliğinde bir gelenek ve muhafazakarlığın özendirildiği söylenebilir. Bu biçimin devletin işlevi ve temel yapısı açısından hedeflediği medeniyet ekseni ile çelişki oluşturmadığı da açıktı.

Kendi toplumuyla, tarihi ile sahici bir ilişki kurmak isteyen sol aydınların sadece resmi çevrelerinden değil ait oldukları sosyolojik ortamlarından da adeta sürgün edilmeleri bu ülkenin fikir haysiyeti adına utanç verici bir durumdur. Diğer taraftan yerlilik adına sağcılaştırılan değerlere arayış içindeki cins kafaların ulaşmasına engel olunması da bu çevrelerin sorumluluğudur.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI