‘Öğretmen, Eğitim Sisteminin Can Damarıdır’

0
167

10. Öğretmen Sempozyumunda konuşan Zekeriya Şengöz: “Öğretmen, bir eğitim sisteminin olmazsa olmazı sayılan ana motor gücüdür. Öğretmen, eğitim sisteminin can damarıdır” dedi.

Anadolu Platformu 10 Öğretmen Sempozyumu 6-7-8 Mayıs tarihlerinde Ankara Kızılcahamam’da yapıldı.

“Değişen Türkiye’de Eğitim ve Müfredat” üst başlığıyla yapılan Sempozyumda birçok akademisyen, eğitimci ve yazar tebliğ sundu.

Öğretmen Sempozyumunun kapanış konuşmasını ise Zekeriya Şengöz Hoca gerçekleştirdi.

Şengöz, “Eğitimde Kişilik ve Kimlik” başlıklı konuşmasında; öğretmenin eğitimdeki yerine temas ettikten sonra temel sorunlara değindi.

İslami eğitim inşasının nasıl olması gerektiğini anlatan Şengöz, eğitimde paradigma arayışına dikkat çekti, eğitim konusunu birçok yönüyle irdeledi.

Şengöz, milli eğitim sistemi üzerinde 1926 yılından bu yana tadilat yapıldığını, ancak bu alanda hâlâ problemler yaşandığını, temel sorunların bir türlü çözülemediğini belirtti.

“İdeolojik örtüye bürünmüş bir eğitim sistemi kabul edilemez” diyen Şengöz, öğretmenin eğitimdeki yerini anlatarak şu şekilde konuştu: “Öğretmen, bir eğitim sisteminin olmazsa olmazı sayılan ana motor gücüdür. Öğretmen, eğitim sisteminin can damarıdır. Eğitimin uygulanma pratiği, yani öğrenciyi hayata kazandırma ve yetiştirme, öğretmenlerimizin sorumluluğu altındadır. Ancak bazı kimselerin zihninde öğretmenlik şöyle değerlendiriliyor: Üç ay tatili olan, devlet güvencesindeki rahat bir meslek.”

 

En Önemli Sorun Eğitim Sorunudur

İslami eğitimin inşasına da değinen Şengöz şunları dile getirdi: “İslami eğitimin temel hedefi; değerli, erdemli, istikamet ve ahlak bakımından başka insanlara model olan, salih insanı hazırlama amacını gerçekleştirmektir.

İslam toplumunun temeli ve dayanağı din olduğuna göre, eğitim sadece onun bir görevi değildir, aynı zamanda eğitim onun var olma durumudur. Bu, ilk önce aile daha sonra da okulların bütün vasıtasıyla gerçekleşen dini ve ahlaki eğitimdir. Anti eğitimin (terbiyesizliğin) bütün şekillerini ortadan kaldırmak için etkili mücadele etmek İslami düzenin öncelikli görevidir.”

Zekeriya Şengöz, eğitimde paradigma arayışı konusunda şunları dile getirdi:

“Tevhid ilkesinin eğitime kazandırdığı temel ilkeler ayırımcılığı reddetmek, evrensellik, bütüncüllük, özgürlük, varlığın birliği, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu gibi temel değerlerdir.

Günümüzde İslam toplumlarının en önemli sorunu eğitim sorunudur. İ. Raci Faruki’nin bu konudaki tespiti şu şekildedir: ‘Hicretin 15. yüzyılında ümmetin karşı karşıya bulunduğu en ciddi görev eğitim sorununu çözmektir. Eğitim sistemi ters-yüz edilip hataları düzeltilmedikçe ümmetin gerçekten ihyası için umutlanılmamalıdır. Yapılması gereken, sistemin yeni baştan biçimlendirilmesidir. Müslümanların eğitilmesindeki mevcut ikiliğe, sistemin İslami ve batılı eğitim olarak iki değişik tarzda düzenlenmesine kesinlikle bir son verilmelidir.’

Genelde İslam dünyasının, özelde Türkiye’nin en temel sorunu eğitim alanında yaşanan ikiliktir. Özellikle İslam dünyasının Batı karşısında yenilmesi ve büyük bir bölümünün sömürgeleştirilmesi İslam dünyasında büyük bir travma yaratmıştır. Bugün hâlâ yaşanan bu travmanın etkileri sürmektedir.

Kadim İslam medeniyetinin temel ilkesi, varlığın birliği ilkesi ve bu ilke üzerine oturan eğitim sistemidir. Modernleşme sürecinde eğitim İslami ve Batılı eğitim olmak üzere iki bölüme ayrılmış ve bu bölünme zaman içinde yerleşip kökleşmiştir.  

Klasik medreselerde okutulan ilimlerin dini ve dindışı ilimler olarak ayırımı, zamanla gelişen zihniyete paralel olarak din dışı ilimlerin zamanla gündemden düşmesine yol açmıştır.

Allah bize yeryüzünü imar ve inşa etme görevi vermiştir. Bitmez tükenmez metafizik tartışmalara girerken yeryüzü ayaklarımızın altından kayıp gitti.

Faruki’ye göre eğitim alanındaki çift başlılığı, çarpıklığı, çürümüşlüğü, yozlaşmayı ortadan kaldırmanın yolu ‘bilginin İslamileştirilmesi’dir.

 

Bilginin İslamileştirilmesi

Bilginin İslamileştirilmesinin temel aşamaları şunlardır:

1- Modern disiplinleri iyice öğrenmek. (Sosyoloji, psikoloji, tarih felsefesi vb. disiplinler)

2- Disiplin araştırması (Batı medeniyetinin hâkim disiplinlerini aşacak daha sahici yeni disiplinler inşa etmemiz gerekir. Örneğin, İbni Haldun 14. yüzyılda tarih felsefesi ve tarih sosyolojisi açısından yeni ve hâlâ geçerli olan disiplinler üretebilmiştir. Ayrıca M. İkbal ‘Dini Düşüncenin Yeniden İnşası’ kitabında bizlere yeni bir ilahiyat disiplini önermişti.)

3- İslami birikimi iyice öğrenmek: Antoloji (14 asırlık İslami birikimimizi bir şiir antolojisi çerçevesinde topluma ruh ve heyecan verecek şekilde okumalıyız.)

4- İslami birikimi iyice öğrenmek: Tahlil

5- İslam’ın disiplinlerine özel ilginin kurulması.

6- Modern disiplinlerin eleştirilerek değerlendirilmesi.

7- İslam dünyasının birikiminin ayıklanarak değerlendirilmesi. (İhya, Islah ve Tecdid)

8- Ümmetin belli başlı sorunlarının soruşturulması.

9- İnsanlığın sorunlarının soruşturulması

10- Yapıcı tahlil ve terkip

11- Disiplinleri İslami çerçeve içinde yeniden biçimlendirmek

 

Öğretmenlere Tavsiyeler

Şengöz, konuşmasında öğretmenlere bazı tavsiyelerde de bulundu. Şengöz şunları dile getirdi: 

“Bizler çocuklarımızın geleceğini teminat altına alma uğrunda her meşru yolu denemeli, her ihtimali değerlendirmeli, onların eğitimini engelleyecek hiçbir şeye müsaade etmemeli; bunun için her türlü sıkıntıyı göğüsleyerek, her türlü zorluğa katlanarak onlara bir dünya hazırlamalıyız.

Bunun için siz değerli öğretmenlerimiz;

1- Günceli takip eden, yakalayabilen ve geleceği inşa eden bir duyarlılıkla hareket etmelidir. ‘Tarih bilincini korumakla birlikte günceli de yakalayabilen, düne ait olanı anlayıp yarına dair olanı da planlayan bir öğretmen her daim canlı ve yaşayan bir efsanedir.’

2- Alanında çıkan eserleri okuyan ve sürekli araştıran insanlar olmaları gerekir.

3- Donanımlı ve fikir işçisi olan öğretmenler geleceğin nesillerini inşa edebilirler.

4- Son okuduğu kitabın fakültedeki ders kitabı olmamasına özen gösteren öğretmen sürecin inşacısıdır.

5- İletişim becerisi yüksek ve irfan sahibi olmalıdır.

6- Ufku ve vizyonu açık öğretmenler geleceğe yatırım yapabilirler.

7- İnsanı merkeze alan, her türlü ayrımcılığı reddeden ve onu bir emanet bilinciyle yetiştiren bir ufka sahip olmalıdır.

 8- Geleceği inşa eden öğretmenler sadece hatıralarda değil, yarınlarda yaşayan öğretmenlerdir.

9- Öğretmenler zihinsel köleliğin Musalarıdır.

 

En Büyük Sermaye

Şengöz, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı:

“Değerli hocalarım! Acaba o güzel gençleri, gerçek sermayemiz olan ahlak ve faziletle besleyemediğimiz, idrak ve kültürle donatamadığımız zaman bütün gayretlerimiz boşa gitmeyecek midir?

Bir milletin en büyük sermayesi; eğitim ve öğretimin bağrında gelişen kültür, ahlak ve fazilettir.

Bu sermayeyi elde eden milletler; cihanları fethedebilecek, dünya hazinelerinin kapılarını açabilecek bir silaha ve sırlı bir anahtara sahip olmuş sayılırlar. Aksine bu terbiye ve bu anlayışa yükselememiş milletler ise hayat mücadelesinin daha ilk safhasında yenileceklerdir.

Eğer genç nesillerimizin dimağları, bir yandan zamanın fen ve teknolojisiyle diğer yandan da Asrı Saadet’ten gelen esintilerle donatıldıysa; ruhlarında bir meşale, bir aydınlık, bir ışık parlayacak, böylece tarihi perspektifle geleceğe bakabilecekler. Bu uğurda sarf ettiğimiz çabaların en küçük parçası dahi zayi olmayacaktır.

Hatta diyebilirim ki nesillerin yetiştirilmesi uğrunda harcanan her kuruş, o sağlam gönüllerde, o terbiye görmüş ruhlarda âdeta bir gelir kaynağı hâline gelecek ve milletçe bitip tükenmek bilmeyen bir hazine elde etmiş olacağız.

Eğitim felsefesi ve eğitimin nasıl yapılacağı üzerine gerçekleştirilen tüm tartışmaları aşarak sağlıklı bir eğitim anlayışının inşası için Nobel ödüllü Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un bir romanından şu çarpıcı örneği vermek istiyorum: Romanda dilencileri uygun şekilde sakatlayan bir tip vardır. Adamın işi budur. Dilenci olmak isteyenler bu zata gelirler. Adam onları iyice inceler ve onlar için en ideal sakatlığı belirledikten sonra yüklü bir ücret mukabilinde dilenci adayını sakat bırakır. Duruma göre ya kolunu kırar ya bacağını burkar ya da bir gözünü çıkarır. Dilenci adayı hem ücretini öder hem de adama hayır dualar ederken mesleğini icra etmeye koşar. Görebildiğim kadarıyla okullarımızda eğitim adına yaptığımız şey, bu roman kahramanına yapılandan farklı değildir.

İyi terbiye görmüş ve yetiştirilmiş nesiller, hayat mücadelesinde karşılarına çıkan her engeli göğüsleyebilecek, maddi manevi her türlü zorluğu yenebilecek ve hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeyeceklerdir.”