Öğrencilerin Dilinden Kadın'ın Tarihi

0
222

Adana Anadolu Öğrenci Birliği 2-3 Haziran tarihlerinde “Kadın” konulu yılsonu kampı düzenledi.

Toplamda 10 sunumun olduğu kamp çok renkli ve bir o kadarda verimli geçti. Kampın ilk gününde Anadolu Öğrenci Birliğine mensup arkadaşların anlattığı sunumlarla, karşılıklı bilgi alışverişiyle daha bir anlamlı oldu. Günümüzle kıyaslayarak yapılan sunumlar, sorulan sorular ve değerlendirmeler son derece önemliydi. Programa Ebru Bozkurt’un Ku’ran tilaveti ve mealini okumasıyla başlandı. Adana Anadolu Öğrenci Birliği Sorumlusu Fethiye Yıldız’ın açış konuşmasıyla devam edildi. Yıldız konuşmasında şu noktalara değindi; Eşrefi mahlûkatın diğer bir yarısı olan Havva(kadın) günah timsali değil, tevbenin teşvikçisi, yardımcısı ve yarenidir. Tarihte kadınlara değer verilmediğini görüyoruz. Oysaki Allah’ın dini her dönem kadına değer vermiştir. Hz. Hacer; peygamber eşi ve peygamber annesi, zemzemin ayakları altında çıkan kadın… Asiye zulmün sarayında peygamber yetiştirendi. Meryem iffet abidesi… Bütün bu örneklerde farklı dönemlerde kadına yüklenen anlamı müşahede etmiş bulunuyoruz. Günümüz açısından değerlendirdiğimizde misyonundan uzaklaştırılmaya çalışıldığının farkındayız ve bunun içinde toplum içinde düzen ve uyumu sarsacak fitne aleti olmaksızın acilen olması gerektiği yeri almalıdır.”diyerek sözlerini tamamladı. Günün ilk sunumunu “Antikçağda kadın” başlığıyla Zinet Ergin yaptı. Ergin konuşmasında; Antik çağda kadın dönemlere göre farklılık arz etmektedir. Atinalı dönemde kadınlar hor görülüp eve hapsedilirken; spantalı kadınlar ise doğurganlığı sebebiyle değer verilmiştir. Dönemlerde kadın algılayışlarından yola çıkarsak ya kadın çok yüceltilip tanrıça yapılmıştır ya da onlar bir alet olarak kullanılmışlardır. Eski Yunan kültüründe kadının yeri; onun toplumda sahip olduğu konumun etkisi altında şekillenmiştir. Yahut toplumda kadınlığın algılanış şekliyle bağlantılıdır. Bu kavrayış; kadını, zayıf ve güçsüz bir cinsiyet olarak görür. Bu yüzden aile ve toplum içinde varlığı belirsizdir. Doğumundan itibaren hayatını biçimlendirecek her kararda erkek söz sahibidir. Onun yegâne görevi ise; çocuk doğurmaktır. Genel hatlarıyla antikçağda kadına biçilen değer ve algılayış biçimi bu şekildedir. İkinci sunumu “Hıristiyanlıkta Kadın” başlığıyla Esma Özçelik yaptı. Özçelik konuşmasında;soyu Hz.Meryem gibi mabette el üstünde tutulan bir kadına dayanan bu dinde kadın, yıllar sonra kendi düzenlerine göre oluşturdukları metinlerle her şeyden soyutlanmış ve hiçbir yerde kabul görmeyen bir insan haline getirildi. Hıristiyanlıkta kadın kötülüğün ve günahın simgesi olarak görüldü.” diyerek sözlerini noktaladı. Sunumdan sonra verilen aranın ardından ikinci oturuma geçildi. İkinci oturumda “Yahudilikte Kadın” başlığıyla Feyza Yıldız sunumunu gerçekleştirdi. Yıldız konuşmasında;”Yahudilerin mukaddes saydıkları kitapları yazılı emirler ve sözlü emirler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu çerçevede Yahudilikte kadın üç ana başlık altında değerlendirmeye çalışacağım. Tevrat’ta kadın, Talmud’da kadın ve sosyal hayatta Yahudi kadın… Tevrat’ın Elohist metninde kadın; insanın yaratılış çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaratılış sürecinde erkek ve kadın birlikte insanı oluşturmaktadır. Kadının statüsü ile erkeğin statüsü arasında hiçbir fark yoktur. Talmud’da kadınlar, insanda bulunan on hatadan dokuzuna sahiptir.  Talmud metninin hemen hemen tamamı kadından nefretin temsilidir. Bunların yanında olumlu sayılabilecek hükümleri de vardır. Yahudi toplumundaki genel anlayışa baktığımızda ise kadının aklı günah ve rezalete teşvik edicidir. Kadın hep eksiktir ve eksikliğinin nedeni aklıdır. Ancak evlendiği zaman eksiksiz hale gelmektedir. Kadın toplumda anne olduğu zaman değer görmektedir.”diyerek konuşmasını bitirdi. İkinci oturumun diğer panelisti “Asrısaadet Döneminde Kadın” başlığıyla Sema Vursal sözü aldı. Vursal konuşmasında şu noktalara değindi; Kadın olmak neyi gerektirir? Kadın olmak dişilik miydi kişilik miydi? Bu soruların en güzel örneğini asrısaadette görüyoruz. Asrı Saadet döneminde kadını anlamamız için öncelikle cahiliye döneminde kadına bakmamız lazım. Cahiliye’ de kadın aklının varlığında şüphe duyulan, uğursuz görülen, melek olacağını umduğundan ya da namusunu kirleteceğinden ya da rızık endişesiyle diri diri gömülen, mal karşılığında satılan sadece malı ya da soyu olduğu zaman sözü geçen bir varlıktı. Efendimizle beraber kadına eğitim öğretim imkânı, çalışma ve söz hakkı, miras, boşanma haklarıyla kadını bireysel özgürlükleri ve toplumsal sorumlulukları olan bir insan kılmıştır. Öncelikle Kur’an “nisa” kavramıyla kadına ve erkeğe cinsiyet merkezli değil insaniyet merkezli bir bakış açısı geliştirmiştir. Kur’an kadını sosyal hayattan çıkarmaya çalışmamış sadece kadın erkek ilişkilerinin ilke, ölçü ve sınırlarını belirlemiştir. Geçmişte de günümüzde de kadın, kadındı. İslam kadına fıtratına göre muamele etmiş ve kadına şahsiyetiyle toplum içinde bir yer vermiştir. İslam ne topluma ne bireyselliğe mahkûm etmiş onu dişiliği ile değil kişiliği ile var etmiştir.”diyerek sözlerini sonlandırdı. Günün üçüncü oturumunda sözü “Geleneksel Din Algısındaki Kadın Aleyhtarlığı” başlığıyla Halime Binbir aldı. Binbir konuşmasında;Peygamberimizin vefatından bir müddet sonra cahiliyye adetlerine geri dönülmüştür. Bu geri dönüşte din geleneksel hayata uydurulmaya çalışılmış kadın ikinci plana atma girişimleri uydurma hadislerle desteklenmeye çalışılmıştır.”Kadının yeri evidir” sözleri ile kadın eve kapatılarak toplumun yarısı dini tebliğde devre dışı bırakılmıştır. Müslüman kadın gelenekselden-cahili adetlerden kurtuluşu Modernizm ‘de değil, vahiyde aramalıdır.”sözleriyle noktaladı. Üçüncü oturumun ikinci panelisti ise “Tesettür ve Moda” başlığıyla Hafize Kara idi. Kara konuşmasında şu noktalara değindi;”ben eksenindeki görünürlük bizi etkiliyor ise, nefsi dürtüleri harekete geçiren, ifşa eden, tüketen bilgi bilgi değildir. Modern yaşantıya uygun davranışlar, aslında kapitalizmin ahlaki öğretileri bizim davranışlarımızı etkiliyor ve hayatımızda yer buluyor ise kendi kimliğimizden uzaklaştığımız ve zihinsel bir kayma yaşadığımızı gösterir. Bu gerçeği bilmemiz bizi kim olmak isteğimiz noktasında karara götürecektir. Dinimiz yaptığımız her işte samimi olmamız gerektiği üzerinde durur tesettürümüzü samimiyetimizle değerlendirdiğimizde dinimize olan samimiyetimiz dürüst ise bir kadın olarak sahip olduğumuz inanç samimi şekilde layıkıyla yansıtmalıyız bunun şeklen görüntüsü bir kadının İslami çerçeveye en uygun olan tesettürüdür.”diyerek sözlerini noktaladı. Namaz ve ikram arasından sonra oturumlara devam edildi. Dördüncü oturumda “Modernizmin Kadına Bakışı” başlığıyla Gizem Yar sözü aldı. Yar konuşmasında şu noktalara değindi; “ Modernizmin getirisi olan sıradanlaşma, kimliksizleşme, bencillik ve bireyselliğin had safhada yaşandığı ahir zaman dönemindeyiz. Batının getirisi olan modernizmin aslında materyalizmin bir silahıdır. Bu silah tüm inanç ve kültüre yöneltilmiş bir silahtır. Modernizm kadının değerini savunuyor ve yükseltiyor gibi görünsede aksine değerini azaltmaktadır. Maalesef tüm toplumları tek tip haline getirmeye çalışan ve sıradanlaşmayı hedefleyen bi
r sistem bizleri etkisi altına almaya başladığından bu yana bizler toplum olarak huzur ve asayişimizi kaybettik. Bakış açımız, biçim ve şekillere çevrilince manevi güzelliklerimizi kaybeder olduk. Bundan 1450 yıl önce efendimiz bu konuda bizleri uyarıp “her ümmetin bir helak oluş nedeni vardır. Benim ümmetimin helak oluş nedeni de malına düşkünlük olacaktır” buyurmuştur. Günümüzde materyalizm tüm duyu organlarımızı etkisi altına alıp hepsini maddeye çevirmiştir.”diyerek sözlerini bitirdi. Dördüncü oturumun diğer panelisti “Sosyal Hayatta Kadın “başlığıyla Sadiye Bulut idi. Bulut konuşmasında; kadının sosyal hayatta dâhil olup olmamasına dair iki görüş vardır. Biri Kadının sosyal hayattan ziyade evde olup nesil yetiştirmesi gerektiğidir. Bir diğer görüş de kadın meşru yollardan olduğu sürece her türlü sosyal faaliyete katılabileceğidir. Kadının sosyal hayatta varolması üzerine mülahazalarda bulunularak sunum sona erdi. Günün son oturumunda “Kadın ve Aile” başlığıyla Hafize Şulan söze başladı. Şulan konuşmasında; “Aile toplumun en küçük yapı taşıdır. İnsanın ilk eğitim ve öğretim yuvasıdır. İnsani değerler ailede alınır. İslam kadının ilk işlevini açıklarken en önemli görevinin çocuklarını terbiye etmeleri olduğu üzerinde durur. Allah kadına iki büyük kabiliyet bağışlamıştır; Değişim ve tahammül kabiliyeti… Ayrıca lütfedip annenin sözünü etkin kılmıştır. Ailenin temelini anneler oluşturduğundan toplumun saadet ve sıkıntılarının annelerin durumlarına bağlı olduğu söylenebilir.”diyerek sözlerini noktaladı. Son panelistimiz ise “Kadın ve Erkek İlişkileri” başlığıyla Nurdan Değirmenci idi. Değirmenci konuşmasında şu noktalara değindi; “Bir erkek ve bir dişi ancak bir uyum ve tamamlama için yaratılmıştır. Çoklu düşünce yapısına sahip ve duygularıyla hareket eden kadına karşın tek nokta odaklı düşünen olaylar karşısında soğukkanlılıkla hareket eden erkek… Bu fıtratsal ayrım görevlere de yansımıştır. Kadın evde sevginin, hassasiyetin, güzelliğin ifadesi iken erkek ona otoritenin, sakinliğin ifadesidir. “ Her başarılı erkeğin arkasında bir erkek vardır” sözünü tersten okursak “Her kadının önünde bir erkek vardır” burada kastettiğimiz ilk anlamda cismani bir erkek değil. Kast etiğimiz anlam erkek vasfının bir perde oluşudur. İçi saklayan, koruyan bir vasıf, perde. Tesettürün hal ve tavırlardaki oturaklık, ses tonundaki ve duruştaki asaletidir bu perde. Yine buradaki yorum erkek hegemonyasına götüren bir yorumda değildir. Çünkü kadın, erkeği tüm alanlarıyla sarmışken böyle bir sonuç elde edilemez. Kur’an’ın bu noktada Müslüman kadına ilk örneği Meryem’dir. Meryem erkek hegemonyasının hüküm sürdüğü (dikkat lütfen ataerkil demiyorum) bir toplumda ve bunun üstüne sadece erkeklerin bulunduğu bir mabette yaşıyordu. Kullandığı ses tonu nasıl bir ses tonuydu ki onu Meryem kıldı? Tesettürü nasıl bir tesettürdü ki onu onu İsa’nın annesi yaptı?” diyerek günün son sunumunu tamamlamış oldu. Sunumlardan sonra Adana’nın meşhur kebabından yemek için restauranta doğru hareket edildi. Yemeğin ardından ilk günkü program sona erdi. Ertesi gün bütün bir yılın yorgunluğunu atma için AÖB öğrencileri piknikte buluştu. Yapılan etkinlikler, muhabbetler ve eğlencelerin sonunda bir yılın son çalışması da geride bırakılmış oldu.