Öfkeli bir yazı… Terör, medya, akademisyenler ve biz – (Kemal Öztürk)

0
158

Batı medyası dünyayı ayağa kaldırdı. Yaralıların, kurbanların videoları, fotoğrafları ardı ardına yayınlandı. Ne sansür, ne saygı, ne de hassasiyet vardı birinde. Kaynakları da Türkiye’deki basın.

Başka şeyler yazacaktım, dünden kalan. Ancak Sultanahmet saldırısı perişan etti hepimizi. Öfkemiz burnumuzda yazıyoruz şimdi.

Bombanın patlamasının ardından, Batı medyası dünyayı ayağa kaldırdı. Yaralıların, kurbanların videoları, fotoğrafları ardı ardına yayınlandı. Ne sansür, ne saygı, ne de hassasiyet vardı birinde. Kaynakları da Türkiye'deki basın.

11 Eylül'de, Londra ve Paris saldırısından tek bir kare kanlı fotoğraf vermeyen, panik ve korku görüntüsü yayınlamayan, Paris'in marka değerine zarar gelmesin diye kendini paralayanlar, söz konusu şehir İstanbul olunca tüm ilkelerini çiğnedi.

Vahşet seviciler

En başta BBC Türkçe servisi olmak üzere, Türkiye'ye ne kadar zarar verecek algı yayını varsa, satır aralarına, fotoğraf karelerine, videolara yüklediler, yaydılar dünyaya. Türkiye'deki medyanın bir kısmı da eşlik etti buna.

Bir de kalkmışlar yayın yasağını eleştiriyorlar. Vahşet seviciler, ölü seviciler, o meydandan ne yayınlamak istiyordunuz?

Gezi olaylarında, Paralel darbe girişiminde ve son olarak PKK terörü konusunda, sabıkaları kabarık olan bu kesimden başka bir şey beklemiyorum zaten. Ben, Batı medyasının, tüm ilkeleri, etik değerleri ve basın ahlakıyla beraber Mısır'da kanlı darbeyi aklarken, Rabia Meydanı'na gömüldüğünü gördüğüm için, artık şaşırmıyorum, kızmıyorum.

Öfkem de onlara değil zaten. Onların çifte standardına, iki yüzlüğüne ve sinsi, kötücül yayınlarına değil.

Kendimize kızalım, öfkelenelim

Öfkem onlarla mücadele etmeyi hala başaramayan, gerektiği cevabı veremeyen bize.

BBC kadar güçlü bir TRT olmadığı için kızıyorum, Financial Times'dan güçlü gazetemiz olmadığı için kızıyorum, CNN'den daha güçlü özel televizyonlarımız olmadığı için kızıyorum, Reuters'ten, AFP'den daha güçlü ajanslarımız olmadığı için kızıyorum, Twitter'den Facebook'dan daha etkili sosyal ağımız olmadığı için kızıyorum kendimize.

Küfrederek, kızarak, şikayet ederek hiç bir şey elde edemeyiz. Medyada, kamu diplomasisinde, üniversitelerde, hariciyede dünyayı ayağa kaldıracak kurumlarımız, yapılarımız, organizasyonlarımız, kadrolarımız olmadığı için kızıyorum kendimize.

Haklılığını anlatamayan, gündem oluşturamayan, yalan algıları bertaraf edemeyen, dünyayı susturacak argümanlar üretemeyen bir Türkiye olduğumuz için kızıyorum kendimize.

Bunları, yangın görmüş gibi gündemine almayan, tartışmayan, kanunları yeniden düzenlemeyen, kadro, bütçe, imkan tahsis etmeyen yöneticilerimize kızıyorum.

Bunları görüp, yatırım yapmayan, dünya çapında medya için girişimde bulunmayan, uluslar arası televizyonlar, gazeteler çıkarmayan özel sektöre kızıyorum.

“İngiliz oyunu, Yahudi oyunu” demekle olmuyor

Bir ülke, nasıl olur da teröre bu kadar can verir, şehirleri kuşatılır, başkenti vurulur, gözbebeği İstanbul'un kalbine saldırı olur da dünyayı ayağa kaldıramaz? Üstüne, bir de teröre destek veren ülke algısıyla nasıl mahkum olur?

Hayır, bunları hak etmiyoruz, bunları kabullenemiyorum artık.

Bunlara “İngiliz oyunu”, “Yahudi oyunu” diyerek kolaya kaçamayız. Onlar oyun kuruyor da biz ne yapıyoruz? Onlar bizi ahlaksız iftiralarla mahkum etmeye çalışıyor da biz ne yapıyoruz?

Devamı…

———————————-

Kemal Öztürk

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI