`Nitelikli öğretmen` sorununa devam – (Kürşat Bumin)

0
127

Öğretmen olamayacak bu öğrencilerimiz araştırma gibi alanlarda çalışabilecek. Örneğin biyoloji okuyan biyolog, kimya okuyan kimyager, matematikçiler de bankalarda çalışabilecek. Talep eğitim fakültelerinden geldi ve bu düzenleme yapıldı.”(!

YÖK`ten çıkan karar doğrultusunda fen-edebiyat fakültelerinden mezun olanlara “pedagojik formasyon” alabilme ve dolayısıyla öğretmen olabilme yolunun kapatılması haklı olarak söz konusu fakülteler yönetimlerinden tepki gördü.

Konuya ilişkin görüşümü dünkü yazıda açıklamaya çalıştığım için bugün söz konusu tepkileri aktarmakla yetineceğim.

Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nihat Öztoprak, yeni durumu şöyle değerlendiriyor: “Temelli kaldırılması bizim için felakettir. Öğrencilerimize öğretmen olma yolu kapatılıyor.”

Dekanın açıklamasına göre bu mezunlar bundan böyle ancak dershanelerde öğretmenlik yapabilecekler. Dekan, ikinci seçenek olarak da üniversitede kalıp öğretim üyeliği yolunun tercih edilebileceğinden söz ediyor. Ancak takdir edersiniz ki, bugün sayıları 200 bin civarında olduğu söylenen fen-edebiyat fakülteleri öğrencilerinin böyle bir seçenek ile avunabilmeleri imkânsızdır.

Bir başka edebiyat fakültesinin (Hacettepe Üniversitesi) dekanı da (Prof. Dr. Musa Yaşar) durumu şu sözlerle değerlendiriyor:

“Öğrenciler turizm, banka, bakanlıklar gibi kamu kurumlarına yönelecek. Bizim fakültedeki öğrenci sayımız 5 bin 500. Üniversitenin 4`de biri bizde. En kalabalık fakülteyiz. Bu sayıda öğrenci öğretmenlik hakkından yoksun kalıyor.”

Yeri gelmişken fen-edebiyat fakültelerinde öğrenim gören öğrencilere ilişkin bu astronomik sayılarla ilgili kısa bir yorum yapayım:

Fen-edebiyat fakülteleri Avrupa ülkelerinde de diğer fakültelere kıyasla çok daha fazla öğrenciye sahiptir. Ancak bu ülkelerde geçerli olan bir yöntem, bu büyük sayıları zaman içinde makul seviyeye indirmek için elverişli bir yöntemdir. Mesela (“Büyük Okullar” dışında) üniversiteye sınavsız girilen (tabi ki bakaloryanın cinsi önemli) Fransa`da ilk yıl büyük amfileri tıka basa dolduran yüzlerce öğrenci ilk yılın sonunda geçtikleri zorlu sınav sonucunda çok büyük miktarda fire verirler. Bu yöntem tabii ki bu fakülte mezunlarının diplomalarını (lisans-yüksek lisans) aldıklarında önlerinde “öğretmenlik” ve benzeri konularıyla ilgili işleri bulmalarını garanti etmez. Ama en azından, bu kesim içinde yer alıp da diğerlerine kıyasla daha gayretli olan mezunların iş bulabilme olanağını ciddi biçimde artırır. Demek ki, göreli olarak düşük puanla girilebildiği için çok sayıda öğrencisi olan bu fakültelerin bizde de doğru dürüst işleyen bir iç eleme sistemi geliştirmeleri gerekiyor.

Bu çerçevede sorumsuzluğundan dolayı eleştirilmesi gereken bir kurum da YÖK`tür. Özellikle özel bir alt yapı gerektirmeyen edebiyat fakültelerinin kontenjanlarını belirleyen YÖK`ten başkası değildir. Bu durumda üniversitelerin bu ve benzer fakültelerinin kontenjanlarının ve hatta kabul sınavlarının ilgili fakültelerce yapılması (eskiden olduğu gibi) yönünde bir geçiş süreci de mutlaka düşünülmelidir. Biz Osmanlı-Cumhuriyet geleneği içinde “merkezi” yönetim ve yöntemi çok seviyoruz. (Yıllar önce şöyle yazmıştım: “Bu gidişle karpuz seçmek işini de ÖSS`ye teslim edeceğiz!”) Aslında birçok alanda olduğu gibi (“yerel yönetimler” konusunu mesela) üniversite konusunda da YÖK gibi son derece merkezi bir yapıdan çıkabilmenin yolları mutlaka aranmalı ve bulunmalıdır. Fen-edebiyat fakülteleri öğrencilerine –ve mezunlarına- ilişkin önümüze gelen bu son gelişmenin nedeni de YÖK`ün –bırakın yakın dönemin saçmalıklarını- üniversitelerin kontenjanlarının belirlenmesine ÖSYM yoluyla doğrudan müdahale etmesi değil midir? Tamam, isteyene üniversite-yüksek öğretim yolu açılsın ama ya sonrası? YÖK`ün “Sonrası beni ilgilendirmez!” diyerek işin içinden sıyrılması mümkün müdür?

MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü Ömer Balıbey`in konumuz hakkındaki açıklamasının bir bölümü de şöyle: “Öğretmen olamayacak bu öğrencilerimiz araştırma gibi alanlarda çalışabilecek. Örneğin biyoloji okuyan biyolog, kimya okuyan kimyager, matematikçiler de bankalarda çalışabilecek. Talep eğitim fakültelerinden geldi ve bu düzenleme yapıldı.”(!)

Genel Müdür açıklamasının sonuna (!) koyduğum için kusura bakmasın ama, söz konusu öğrencilere yönelik sıraladığı “açık kapılar” hatırlatması gerçekten mizahın sınırlarını zorlayan cinsten… Sanırsınız ki “biyoloji” öğretimi gören bir mezunun aklına bugüne kadar “biyolog” olmak gelmemiş!

Prof. Öztoprak`ın konuya ilişkin açıklamasının şu bölünü de dikkate değer buldum: “Ortaöğretim öğretmenliğini Türkiye`nin birçok üniversitesinin eğitim fakülteleri halledemiyor. Mesela Marmara Üniversitesi`nde eğitim fakültelerindeki öğrencileri biz okutuyoruz. Alan derslerini bizden alıyorlar. Çünkü eğitim fakültelerinin ortaöğretim alan derslerini verecek kadroları çok az. Öğrenci resmen eğitim fakültesinin öğrencisi ama 3 buçuk yıllık temel eğitimi fen-edebiyattan alıyor. Ama eğitim fakültelerine formasyon imkanı verildiği için onlar öğretmen oluyor bizim öğrenciler olamıyor.”

Yazıyı -eski yazımdan- eğitim fakültelileri “kızdıracak” bir alıntı ile bitireyim:

“İş o noktaya varmış ki, durumu dışarıdan gözleyen birisinin `Bu mesele Eğitim Fakültesi mezunlarının MEB`de inisiyatifi ele geçirdiklerinin bir işareti` şeklinde akıl yürütmelerine az kalmış.”

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI