"Nice yıllara YÖK" demeye devam mı? – (Hilal Kaplan)

0
159

12 Eylül rejiminin “armağan”larından olan ve her siyasî iktidarın muhalefetteyken karşı çıktığı, iktidar olunca benimsediği bir kurum olan Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK), geçtiğimiz hafta 30. yılını doldurdu.

12 Eylül rejiminin “armağan”larından olan ve her siyasî iktidarın muhalefetteyken karşı çıktığı, iktidar olunca benimsediği bir kurum olan Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK), geçtiğimiz hafta 30. yılını doldurdu. YÖK`ün bağlı olduğu kanuna göre üniversiteleri şu kurallar çerçevesinde “nizam”a sokması gerekiyor:

(1) ATATÜRK İnkılapları ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı,

2) Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan,

(3) Toplum yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu,

(4) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren öğrenciler yetiştirmekle yükümlüdürler.

Ayrıca kanunda bu amaca ulaşmak için öğrencilerin geçirilmesi gereken torna sistemi şu “ana ilkeler doğrultusunda planlanır, programlanır ve düzenlenir” denilerek tarif ediliyor:

a) Öğrencilere, ATATÜRK inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı hizmet bilincinin kazandırılması sağlanır.

b) Milli Kültürümüz, örf ve adetlerimize bağlı,kendimize has şekil ve özellikleri ile evrensel kültür içinde korunarak geliştirilir ve öğrencilere, milli birlik ve beraberliği kuvvetlendirici ruh ve irade gücü kazandırılır.

Bu uzun ama gerekli girişten sonra YÖK`ten en az öğrenciler kadar rahatsız olan Genç Siviller`in mevzuyla alakalı bildirisinden bir kısmı paylaşmak istiyorum:

“Üniversiteler sadece meslek edindiren kurumlar, robot mühendisler, ülke ekonomisinin çarklarını yetiştiren “öğrenim” kurumları ve Ar-Ge tornaları değil özgür ve özgür düşünen bireyleri teşvik eden ve onların önünde yeni ufuklar açan, “özgürlüğün” öğretildiği değil solunduğu kurumlardır. Aynı şekilde bir ülkenin özgür düşüncenin ve düşünsel zenginliğinin teminatlarıdır. Amerika az çok Harvard, Almanya az çok Heidelberg, İngiltere`de az biraz Cambridge-Oxford`dur. ABD az çok değil epeyce Vietnam`a karşı çıkan üniversiteliler ve kampüslerdir. Ulkeler o ülkenin aykırı, muhalif, üstelik sözünü sakınmayan, acıtan kampüsleri kadardır. O kampüslerin renkliliği, zenginliği ve açıklığı ülkelerin içini ferahlatır.

Oysa, maalasef Türkiye`de zaten devlet kurumu mimarisi ve estetiğinde inşa edilmiş üniversiteler siyasi, kültürel ve sosyal olarak çorak ve öğrencisini de çoraklaştıran ve güdükleştiren garnizonlardan ibarettirler. Sadece siyasi olarak değil her bakımdan hoşgörüsüz, kültürel yeknesaklığı dayatan, bildik doğruları empoze eden prangalardır. Mevcut YÖK`ün ve YÖK`ün büyük sorumluluk sahibi olduğu üniversitelerin bilimsel ve ahlaki açıdan içler acısı hali “dünyanın yükselen ekonomilerinden” biri olduğunun içi boş bir şekilde tekrarlandığı bir ortamda bu ülkenin utancıdır.

12 Eylül`ün cisimleşmiş hali YÖK`ü bu haliyle ve bu misyonuyla umarız yeni sivil anayasada görmeyiz. Sivil ve özgürlükçü üniversitelere, cıvıl cıvıl ve özgür kampüslere kavuşmak hayaliyle son 30 yılın rahatsız öğrencileri olarak bu 6 Kasım son olsun son diyoruz….”

Yeni anayasa tartışmaları birkaç maddeye kilitlenecek bir süreç değil; aynı zamanda devletin yeniden yapılanmasını sağlayabilecek bir süreçtir. Bu yüzden 12 Eylül rejiminin kalıntılarını devlet yapısından nasıl temizleyeceğimizi de hesaba katarak bu tartışmayı sürdürmekte fayda var. Yoksa daha çok “Nice yıllara YÖK” demek zorunda kalabiliriz, benden söylemesi…

Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI