Ana Sayfa Kategoriler Dosyalar Mut: Direnişin asıl kaynağı sanat ve edebiyat

Mut: Direnişin asıl kaynağı sanat ve edebiyat

0
Mut: Direnişin asıl kaynağı sanat ve edebiyat

Ramazan Mut’un çekimlerini 2 yıl boyunca 10 ayrı ülkede tamamladığı ‘Sürgündeki Sevda Filistin’ belgeseli için, “Filistin direnişinin asıl kaynağı sanat ve edebiyattır” diyor.

Filistin, Türkiye'de bütün çevrelerin yakından bildiği bir konu… Gerek tarihi bağları gerekse de son Mavi Marmara hadisesinde yaşanılanlar açısından neredeyse gündemi gündemimiz olan bir coğrafya. Konuşuluyor, tartışılıyor, programlar yapılıyor. Tabloya bakınca Filistin'i bildiğimizi düşünmek mümkün. Usta Film'in yönetmeni Ramazan Mut aslında tam tersini düşünüyor. Bütün konuşulanlar arasında Filistin'in, özgürlük mücadelesinin asıl kaynağı olan sanat ve edebiyatının Türkiye'de hiç bilinmediğini söylüyor. Bunu göstermek için de Filistin edebiyat ve sanatının çığır açıcı isimleri olan Naci el Ali, Ghassan Kanafani, Mahmud Derviş, Fatva Tukan ve Semih el Kasım'ı ele aldığı beş bölümlük bir belgesel film hazırladı: Sürgündeki Sevda Filistin. Latin Amerika'dan Güney Afrika'ya kadar ırkçılığa ve emperyalizme karşı mücadelenin sembolü haline gelen efsane Hanzala karakterinin çizeri Naci el Ali'den, Filistin'de neler olduğunu bütün dünyaya kalemiyle duyurmayı başaran Ghassan Kanafani'ye kadar beş ayrı sanatçı üzerinden özgürlük mücadelesinin 'sanat'ını anlatıyor yönetmen Mut. Önümüzdeki haftalarda TRT Belgesel'de ekranlara gelecek olan Sürgündeki Sevda Filistin belgeseli, Filistin'in sadece politik düzeyde konuşulduğunu, edebiyat ve kültürünün ise yeterince bilinmediğini gösterecek.

Konuşulan Filistin'i neredeyse hiç konuşulmayan yerinden, sanat ve edebiyat açısından ele alıyorsunuz. Projeyi ortaya çıkaran neden bu muydu?

Biraz geriye giderek başlasam daha iyi olur. 1980'li -90'lı yıllarda Türkiye İslamcılığı entelektüel ve siyasal düzeyde Filistin'in yanında, Afganistan cihadı, İran İslam Devrimi ve Mısır'da yaşananlar gibi mevcut gelişmeleri takip ediyordu. 1997'de yüksek lisans yaptığım zaman hazırlamam gereken bir makale için konu olarak bildiğimi sandığım ve piyasada çok fazla kitap olduğundan dolayı kolay hazırlarım diye düşündüğüm için İran'ı almıştım.

Fakat konuyla ilgili kaynakları toplamak için harekete geçtiğimde şok olmuştum. Hemen hemen ciddi hiçbir şey bulamamıştım. Piyasada çok kitap var diye düşündüğüm şey, sadece İranlı yazarların dini çerçevede ve kısmen fikri bazı kitaplarından ibaretti. Son 50 yılı anlatan, İran'ın tarihi, ekonomik ve toplumsal yapısı ile ilgili hemen hemen hiçbir kaynak yoktu. Bu kadar yakından takip ettiğimiz bir devrim ülkesiyle ilgili kalıcı bilgilere sahip değildik.

Filistin'le ilgili de benzer bir durum var, diyorsunuz yani…

Türkiye'de herkes Filistin üzerine yazar ama Filistin'in toplumsal ve kültürel yapısı hakkında pek bir şey yazmaz. Herkes Neşid el İntifada'ya aşinaydı ama çoğu kimse Mahmut Derviş'i tanımazdı. Zaman zaman insanlar Hanzala karikatürünü görür ama kimse Charlei Hepdo olayında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın hakkında konuşmasından önce Naci Ali'yi tanımazdı. Evet, bizler şimdiye kadar politik ilgimizden dolayı ilgilendiğimiz ülkeler hakkında o ülkelerin temel dinamiklerini oluşturan kültürel, toplumsal ve entelektüel yapısı hakkında fazla bilgi sahibi değildik. Filistin Davasını canı gönülden destekleyip Filistin Davasını besleyen direniş edebiyatını görmezden geldik. Oysa Filistin'i besleyen çok önemli bir kaynak vardı. Filistin edebiyatı, Filistin intifadasının ve günümüze değin uzanan Filistin direnişinin en önemli aktörlerinden biriydi. Bu yüzden, Filistin Davasının daha iyi anlaşılması ve Filistin edebiyatının ülkemizde daha iyi tanınmasına vesile olabilmek için bu belgesel projesine başladık.

ÜLKELERİYLE AYNI KADERİ PAYLAŞTILAR

1917'den sonra öldürülen, 1948'den sonra bütünüyle yok edilmeyle karşı karşıya kalan bir milletin edebiyat ve sanatla ilişkisi nasıl?

Filistinli edebiyatçıların neredeyse tamamı mülteci kamplarında yetiştiler. 1948- Nakba diye adlandırdığımız büyük felaket ve İsrail'in kuruluşu tamamının çocukluğuna damga vurdu. Filistin'in başına gelen felaketlerin hepsine tanıklık ettiler. Halkın içinden geliyorlardı. Ve büyük bir gözlem gücüne sahiptiler. Bu da Filistin edebiyatının geniş kitleler tarafından sahiplenilmesine neden oldu. Filistin halkı, bu hikâyelerde, şiirlerde ya da çizgilerde kendini buluyordu. Dili, kültürü yok edilmek istenen, vatanından kovulan bir halkın tutunabileceği en önemli dallardan birisi edebiyattı. Filistinli edebiyatçılar, halklarına hayata tutunabilecekleri bir dal uzattılar ve Filistin halkı da seve seve karşılık verdi.

Listenizde kimler var özel olarak ele aldığınız?

Belgeselimiz şimdilik 5 bölümden oluşuyor; Naci el Ali, Ghassan Kanafani, Mahmud Derviş, Fatva Tukan ve Semih el Kasım. Ancak Filistin edebiyatı sadece bu isimlerle sınırlı değil elbette. Nasip olursa çalışmak istediğimiz daha çok isim var. İbrahin Tukan, Abu Salma, Tevfik el Zeyyad, Vasıf Mansur, Seher Halife ve Edward Said'i de buna dâhil edebiliriz.

Filistin edebiyatını İngilizceden tercüme ediyoruz

Türkiye'den görüştüğünüz isimler var mı?

Aslında projeye başlarken öngörülen röportajlar listesinde bazı isimler vardı. Fakat biraz dikkatli bakınca bizim şair ve yazarlarımız, Filistin edebiyatıyla fazla ilgili değillerdi. Filistin edebiyatı ile ilgili çalışmaların hemen hepsi İngilizce ve Fransızcadan tercümeydi. Hatta Anni Kanafani bana şaşkınlıkla Ghassan Kanafani'nin kitaplarının neden Türkiye'de İngilizce tercümesinden yayınlandığını sordu. Ben de Kanafani'nin kitaplarının Türkiye'de daha çok sol tandanslı yayınevlerinden çıktığını onların da Arapça bilmediğini ifade ettim. Bizde solun, Arapçaya, din dili olması dolayısıyla genelde uzak durduğunu ifade ettim. Maalesef Türkiye'de Filistin edebiyat kitapları Mahmut Derviş'in şiirleri dâhil İngilizceden tercüme edilip yayınlanmıştı. Bu da bizim, bu kadar Filistinle içli dışlı olup Filistin kültürü ve edebiyatına bu denli uzak oluşumuzun bir göstergesi maalesef.

ON ÜLKEDE ÇEKİM YAPTIK

 

 

Ne kadar zamanda sona erdi belgeseliniz?

Sürgündeki Sevda Filistin belgesel film çalışması fikri 2014 Mart ayında oluştu. Belgesel Çalışmalarına da 2015 Ocak ayında başladık. Yoğun bir 7 ay geçirdik. Birçok farklı ülkede iletişim bilgilerini bulmakta zorlandığımız birçok edebiyatçı, çevirmen, şairle görüştük. Belgesel için Lübnan, Dubai, İskoçya, İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Filistin'de hem röportaj hem de çekimler yaptık. Yaklaşık gazeteci, çevirmen, şair, yazar, edebiyatçı, akademisyen, tarihçi diyebileceğimiz 16 isimle görüştük. Dünyanın büyük kısmını tarayıp, Filistin sanatının izlerini sürdük.

Mahmud Derviş çiçekleri yazmak istiyordu

Çoğu İsrail tarafından öldürülmüş, eserlerini direniş ve işgali anlatmaya hasretmiş isimler bunlar. Daha yakından tanıma fırsatınız oldu… Şair, çizer ve hikâyeci… Eğer Filistin işgal ve soykırım yaşamamış olsaydı 'aslında' hangi konularda yazmak istediklerini görebildiniz mi?

Mahmud Derviş bir keresinde şöyle söylemişti; “Ben aslında kendimi yazmak, çiçekleri yazmak böceklerden bahsetmek isterim. Ama bunlardan bahsedebilmek için öncelikle özgür olmam gerekir. Benim özgür olabilmem için de öncelikle ülkemin özgür olması gerekir.” Bu sorunun cevabını Mahmud Derviş veriyor aslında. Ve Filistinli edebiyatçılar bu konuda Mahmud Derviş gibi düşünüyorlar.

BATI, DİRENİŞİ EDEBİYATINDAN TANIDI

Siz daha iyi bir okuma yapabilirsiniz. Edebiyat ve sanat olmadan, bir fikri uzun süre ayakta tutmak zor gibi. Türkiye'de pek bilinmiyor dediniz ama Filistin'in 'direniş edebiyatı/sanatının dünyadaki yankıları, izleri neler?

Filistin direniş edebiyatı hakkında konuştuğumuz Batılı edebiyatçıların büyük çoğunluğu, Filistin davasından haberdar olmalarına edebiyatın vesile olduğunu söylediler. Yani bir Filistin var, işgal altında bir Filistin'den elbette haberdarlar. Ancak Filistin'de yaşananları, oradaki insanların hissettikleri edebiyat yolu ile daha iyi öğrenme fırsatı bulmuşlar. Burada Filistin edebiyatının gücüne ve gerçekliğine bir daha tanıklık ediyoruz.

Çekimler sırasında, anlattığınız isimler özelinde sizi derinden etkileyen bir detay var mıydı karşılaştığınız?

Naci el Ali'nin eşi ve oğlu bizi fevkalade bir misafirperverlikle karşıladılar. Ghassan Kanafani'nin eşi ve akrabaları da aynı şekilde. Mahmud Derviş'in aile dostu ve Filistinli edebiyatçı Liana Badr ile de görüştük. Ve daha pek çok isim. Hepsi de aileden olduğumuzu bize hissettirdiler. Filistin davasına olan desteğinden dolayı Türkiye halkına büyük bir dostluk besliyorlar. Bizi derinden etkileyen hikâyeler dinledik. Örneğin Ghassan Kanafani hayatı boyunca doğum gününü hiç kutlamamış. Çünkü Deir Yasin katliamı, 12. Doğum gününde olmuş. Kendisi aynı zamanda şeker hastası ve insülin iğnelerini daima yanında taşırmış. Öldürüldüğü gün dahi… Bunun gibi daha pek çok hikâye var. İnşallah belgesel yayınlandığında hepsini görebileceğiz.  

  Efsaneye belki yeni bilgi ekleriz diye sormak isterim. Malum Hanzala arkasını dönmüş bir çocuk. Filistin özgür olunca yüzünü bize dönecek. Naci el Ali, yüzü görünen bir Hanzala çizmiş midir acaba? Filistin'in özgürleşmesini o kadar da uzak görüyor olamazdı sonuçta?

  Maalesef, Naci el Ali yüzü görünen bir Hanzala hiç çizmemiş. 1969'da Hanzala'yı yeni bir formatta Lübnan'da çizdiği gazetede yüzü dönük takdim etmesi İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesinden sonra hem Filistin hem de Lübnan bayrağını, Hanzala'nın kardeşlik adına kaldırmasının dışında Hanzala'nın yüzü hep olaylara ve Filistin'e bakar. Burada Hanzala'nın sırtını okuyucuya dönmesi elbette metaforik bir anlamdadır. Hanzala, 11-12 yaşlarında yalın ayak, bir çocuktur. Olayların hemen yanında ve halkının destekçisidir. Mücadelesi sadece taş ve kalemdir. Bu çok güçlü bir anlatımdır bildiğiniz gibi.

Yeni Şafak / Pazar