‘Muhatap Öcalan’ Meselesi! – (Adnan Boynukara)

0
171

Öcalan’a yüklenen kutsallığın önderlik olarak tanımlanması ve avukatlarla yapılan haftalık görüşmeler üzerinden örgütün yönetildiği tezine rağmen, örgütün bildiğini okuduğu görülmektedir.

PKK ve PKK yörüngesindeki ‘sivil’ oluşumların yoğun çabası sonucu terör ile iç içe geçen Kürt meselesinin çözümü için asıl muhatabın Öcalan olduğu, sıklıkla konuşuluyor. Çözümden yana olanların bir kısmı da bunun doğru bir tutum olabileceği değerlendiriyordu. Ancak Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelerden kamuoyuna yansıyan bilgiler ve yakın tarihte gelişen terör olayları karşındaki pozisyonu analiz edildiğinde, İmralı’ya muhataplık yüklemenin (gerçek durumla ilişkisinin) tartışmalı olduğu görülecektir.

Örgüt ile Öcalan arasındaki ilişkiyi ve buradan hareketle de örgütü yöneten asıl aklın neresi olduğunu anlamak, çözüm çabalarını biçimlendirmek ve dolayısıyla da muhataplık tartışmalarını sonlandırmak açısından oldukça önemlidir. Bu anlamda, olan biten değerlendirildiğinde, Öcalan’a yüklenen kutsallığın önderlik olarak tanımlanması ve avukatlarla yapılan haftalık görüşmeler üzerinden örgütün yönetildiği tezine rağmen, örgütün bildiğini okuduğu görülmektedir. Bu ise PKK ve Kürtçü hareketi yöneten aklın Öcalan olduğu tezini zayıflatmaktadır.

Bilindiği gibi Öcalan 12 yıldır, İmralı’da tutuklu/hükümlü olarak bulunuyor. Bu süre zarfında, kimi güvenlik unsurları ve avukatlar dışında kimseyle görüşmediği biliniyor. Bu haliyle, hükümlü olma durumunu, kuşatılmışlık olarak tanımlamak mümkündür. Buna rağmen, Öcalan’ın örgütü yönetmesi ve örgütün de Öcalan’ın talimatları doğrultusunda hareket ettiğini düşünmek oldukça güç. Başka bir ifadeyle, çözüm çabalarını konuşurken denklemi sadece bu şekilde kurmanın, yanıltıcı olacağı açık. Ancak bundan, Öcalan’ın Örgüt ve Kürtçü hareket üzerindeki etkisini yok saymak veya görmezden gelmek sonucu çıkarılmamalıdır.

Örgütün sergilediği değişken tutum, gelişen terör olayları ve Kürtçü siyasetin tırmandırma konusunda istekli göründüğü toplumsal gerginlik gibi süreçler analiz edildiğinde, Öcalan ile örgüt arasındaki ilişkinin, örgütü yöneten asıl akıl tarafından, kontrollü bir biçimde devam ettirildiği söylenebilir.

Bahsettiğimiz ilişkinin kontrollü bir biçimde devam etmesi, örgüt açısından özel bir gerekçeye dayanıyor. Öcalan ile örgüt arasındaki bu ilişki; kendi çapından fazla büyümüş, Türkiye içinde ve Avrupa’da yaygın kolları bulunan bir örgütün sahip olduğu sorunları gündem dışı tutabilmek için yüceltmiş bir aktöre, başka bir deyim ile sığınılması gereken bir merkeze duyulan ihtiyaç olarak tanımlanabilir. İşte PKK’da bu merkezin adı, Öcalan’dır. Bu özellik nedeniyle de, zaman zaman Öcalan’a kutsallık atfedilmekte ve örgüt üzerinde tek yetkili kişi olduğu özenle vurgulanmaktadır.

“İradesi irademizdir” sloganı ile yüceltilen Öcalan üzerinden üretilen şiddetin oldukça basit gerekçelere dayandırılması da, bahsettiğimiz türden bir merkeze duyulan ihtiyacın sonucudur. “Odası bir kaç cm küçültülmüş eylem yapalım…”, “saçı kesilmiş kendimizi yakalım…” vb!

Ancak bu durumun ve yüceltmenin, değişen süreçlere göre farklılık gösterebilecek bir ilişki olduğunu, Öcalan’ın açıklamaları ve örgüt uygulamaları arasındaki fark ortaya koymaktadır. Bu durum, örgütü yöneten akıl tarafından kontrol edilen bir durum olduğu açıktır… Bu kontrol nedeniyle, örgütü yöneten akıl, süreç içinde Öcalan’ı, sahip olduğu bu pozisyondan indirebilir…

İsterseniz şöyle düşünelim;

Yakın zamanda bu ilişkinin biçimi Öcalan’ın daha fazla inisiyatif alacağı bir tarzda değişir, Öcalan örgüt aklını oluşturduğu bilinen ve istihbarat ağının içinde olan Avrupa ve Kandil merkezli mezhepçi yapının rahatsızlık duyacağı bir tutumdan yana tavır alırsa, yani örgütün silahsızlanması ve şiddetten uzaklaşma gibi önerileri dillendirecek olursa karşılaşacağı sonuç tasfiyedir.

Örgüt ve örgüt yörüngesindeki ‘sivil unsur’ların yönetiminde belirleyici olan Avrupa ve Kandil merkezli mezhepçi yapı bu durumu; “başkan bu görüşleri baskı altında açıklıyor, onun asıl görüşü bu değil, iradesi baskı ve kontrol altında…” veya “başkan, önderlik, ilaçla etki altına alınarak böyle konuşturuluyor ve bu tür nedenlerden dolayı da bu sözlerini kabul etmek mümkün değil, çünkü örgütün geleceği açısından da sakıncalı…” deyip, olası etkileri sınırlandırmaktan kaçınmayacak.

Bu, önümüzdeki süreçte ortaya çıkabilecek olan, güçlü bir olasılıktır… Bunca yıldır örgütten kopuk olan birinin karşılaşabileceği doğal bir sonuçtur. Dolayısıyla da, Öcalan’ın muhataplık sorununu, bu olasılık çerçevesinde düşünmekte yarar var. Çünkü önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak en temel sorunlardan birisi budur.

Çözüm iradesinin ortaya çıktığı her zaman diliminde, Güngören veya Diyarbakır’daki gibi bombalı saldırılar ile Silvan’da meydana gelen türden olayların yaşandığı bilinmektedir. Bu durumun önümüzdeki süreçte tekrarlanma olasılığı da güçlüdür. İşte böylesi bir durum karşısında, Öcalan’dan çıkabilecek karşı görüşlerin ve itirazların, “başkan, önderlik, baskı altında, iradesi mahkum…” ifadesiyle, yok sayılabileceğini unutmamak gerekir.

Şimdi, bu durumu görmeden veya yok sayarak, muhataplığı Öcalan’a yüklemek ne kadar doğrudur?

O zaman yapılması gereken; örgütü ve örgüt yörüngesindeki ‘sivil’ oluşumların tümü yönlendiren, yöneten asıl aklı ve bu aklın ilişki halinde olduğu unsurları ortaya çıkarıp analiz etmektir.

Muhataplık sorununu, bir de bu açıdan değerlendirmekte yarar var…

farukadnan@gmail.com

Haber10

———————————-
Adnan Boynukara
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI