Muharrem, Kerbela, Aşure Buluşması

0
117

Bülbülzade Vakfı ‘Muharrem, Kerbela, Aşure’ gündemiyle bir araya geldi. Program sonunda aşure ikramı da yapılan toplantıda yaklaşık 100 gönüllü bir araya gelerek aynı zamanda tanışma, kaynaşma ve istişare imkânı buldular.

Bülbülzade Vakfı Genişletilmiş Öğretmen Komisyonu; Muharrem, Kerbela, Aşure gündemiyle bir araya geldi. Program sonunda aşure ikramı da yapılan toplantıda yaklaşık 100 gönüllü bir araya gelerek aynı zamanda tanışma, kaynaşma ve istişare imkânı buldular.

Akşam yemeğinin yenilmesinden sonra Bülbülzade Vakfı Tanıtım Sinevizyonu katılımcılarca izlendi. Mikrofona gelen Öğretmen Komisyonu Başkanı Mehmet Hıdır AKASLAN, Muharrem gündemi ortadayken, Kerbela’da Hz. Hüseyin Efendimize reva görülen vahşet hafızalarımızdayken ilgisiz, kayıtsız kalamazdık. Bu sebeple böyle bir programla huzurlarınızdayız diyerek Eski Öğretmen Komisyonu Başkanı İbrahim Kutlu ÖZMANTAR’a mikrofonu bıraktı. 

ÖZMANTAR Kerbela üzerine yaptığı konuşmada “İslam’da hüzün vardır, ancak idame-i hüzün yoktur. Bu sebeple hep hüzünle yaşayamayız. Burada en önemli nokta olan biten vahşetten ders çıkarabilmektir” şeklinde konuşarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Öte taraftan 10 Muharrem’le ilgili Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisini Cûdi Dağı’nın üzerine demirlemesi, Hz. Yunus (a.s.)’ın balığın karnından kurtulması, Hz. Âdem’in (a.s.)’ın tövbesinin kabul edilmesi… şeklinde etrafta dolaşan rivayetler, adeta işin aslını sanki gizlemek için üretilmekte ve zamanla popülerleştirilerek gündem bunlarla geçirilmektedir.

10 Muharrem Hz. Hüseyin’in Tevhid, Adalet, Hürriyet için Kerbela’ya, şehadete yürümesidir. İslam âlimleri bu sıkıntılı sürece genellikle değinmemeyi esas almışlardır.

Hz. Hasan ümmetin kanı dökülmesin diye hilafetten vazgeçer. Ancak bir şartı vardır: Muaviye’nin ölümünden sonra halifelik ümmete bırakılacaktır.

Hz. Hasan’ın ömrü verilen bu sözün nasıl gerçekleşeceği durumunun ortaya çıkmasına yetmemiştir. Muaviye b. Ebi Süfyan İslam’ın temel ilkeleriyle uyuşmayan ve de Arap geleneğinde olmayan bir uygulamaya imza atarak oğlu Yezid’i veliaht tayin eder ve saltanat uygulamasını başlatır.

Bu arada Hz. Hüseyin Medine’den Mekke’ye gelerek Hac görevini yerine getirmektedir. Olan bitenlerle ilgili duyum alınca işin aslını öğrenmek için amcaoğlunu Kûfe’ye gönderir. Bir süre sonra daha fazla bekleyemez ve yola çıkar. Yanında silah yoktur, destekçileri yoktur, bir tek ailesi yanındadır.

Tüm engelleme girişimlerine, çabalara rağmen Hz. Hüseyin yola koyulur. Vazgeçiremezler, alıkoyamazlar, engelleyemezler; adalet yürüyüşünü sürdürür Hz. Hüseyin… Muaviye’nin adamları yolda durdurup tecrit ederler.

Sa’d b. Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer, bir ilin valiliği sözünün verilmesi üzerine Hz. Hüseyin ve ailesine müdahale eder ve vahşet sonucunda hepsi şehit edilir. On binlerce Kufeli fiili dua ederek olaya müdahale edeceklerine katliamın yapıldığı vadinin az ilerisinde sözlü dualarla yetinirler.

Şiiler; atalarımız, gereken tavrı, müdahaleyi gerçekleştiremediler düşüncesinin yaşattığı sızı ve acı nedeniyle zincirlerle dövünürler.” diyen İbrahim Kutlu ÖZMANTAR sözlerini şöyle tamamladı: “İlerleyen zamanlarda Yezid hep Hz. Zeynep’ten meşrulaştırıcı, affedici bir girişim, onay bekler. Hz. Zeynep ise bu beklenti karşısında hayatının son nefesine kadar onurlu, kararlı bir mücadele içinde olur.”

Konuşmanın ardından Bülbülzade Vakfı Yetim Çocuklarla Dayanışma Komisyonu Başkanı ve İHH Yardım Koordinatörü Remzi YILMAZ kurban organizasyonu kapsamında gittiği Libya’yla ilgili “Arap Baharı” ve “Libya İzlenimleri” konusunda bir sunum gerçekleştirdi.

Sunumunda Libya şehirlerinden Bingazi, Sirte ve El Beydaa’dan fotoğrafları katılımcılarla paylaşan YILMAZ, yapılan kurban kesimleri ve yoksul ailelere dağıtımı ile ilgili bilgeler verdi. Libya’da yaşanan kanlı sürecin kronolojik ve siyasi değerlendirmesini yapan YILMAZ,  Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil ve Türkiye Başkonsolosu Ali DAVUTOĞLU ile yaptıkları görüşmelerle ilgili bilgiler sundu.

Daha sonra Bülbülzade Vakfı Başkanı ve Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay ALDEMİR eğitimcilere seslendi.

Yaşadığımız dönemi, neslimizin imtihanı olarak değerlendiren ALDEMİR önemli bir tarihi dönemeçte olduğumuzu ifade ederek ağır bir sorumluluğumuzun olduğunu, bunu iktidara bırakmakla yetinemeyeceklerinin ifade etti.

“Ya yapılan çalışmaların içinde olacağız ya da olanları seyretmekle yetineceğiz” diyen ALDEMİR sözlerini şöyle sürdürdü: Bir süre öce ülkemizde konuşma, diyalog imkânı ortadan kalkmıştı, bir kaos ortamı oluşmuştu. İnsanlar konuşamayınca Van’da yer konuştu, batı doğuya aktı.

Depremin olduğu ilk gün Van’a ulaştık. Elektrik yok, su yok, her yer enkaz… Hayat bitmişti. Gece saat 3 sularında bir kadın, elinde beton delme makinesi, durmadan çalışıyor. Doktor olan kadın İstanbul’dan gelmiş, 7 saattir durmaksızın çalışıyor. Öte taraftan biraz dinlenmek için mola veren birini gördüm, dinlenmeye tahammül edemeyip tuvaletleri temizliyor. İstanbul Üniversitesi’nde doçent olarak çalışıp deprem bölgesinde tuvalet temizleyen kişinin yaptığı dua mı daha gerçekçi yoksa sıcak, rahat evlerimizde yaptığımız dualar mı?”

Oğlu enkaz altında kalan bir kadınla karşılaşıyoruz. Sitem ediyor bizlere. “Şimdiye kadar neredeydiniz? Neden oğluma sahip çıkmadınız?” diyor. Fıtratıyla buluşmasına, fıtratına uygun bir hayat sürmesine katkımız olmadı diye hayıflanıyoruz, üzülüyoruz, kahroluyoruz sorumluluğumuz karşısında.”

 “Şimdi aramızdaki bağları, bağlantıları, lifleri güçlendirmeliyiz. Kendimize olan güvenimizi kazanmalıyız, son 100 yılda, 200 yılda birçok mücadeleyi kaybetmiş olsakta… Yılmamalı, “benden bu kadar” dememeliyiz. Yaptığımız işleri yerli yerince yapmalıyız. Nurettin Topçu’nun dediği gibi “Kişinin işi dinidir”. İki günümüz birbirine denk olmamalı. Sürekli yenilenme çabası içinde olmalıyız.”

Ortadoğu’da gerçekleşen olayları “gecikmiş bir adalet, hürriyet, kendini yönetme gayreti” olarak değerlendiren ALDEMİR, “maalesef baktığımızda diktatörlerin emekli olmadığını, ya devrildiklerini ya da öldürüldüklerini görüyoruz” şeklinde konuşarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Davası olmayan adam olamaz, insan olamaz, fikrini insanlara hissettirmeliyiz. Çünkü unutmamalıyız ki ortalama insanlardan bir şey çıkmaz. Hayat tarzımız, mücadelemiz, aile yaşantımız Hz. Hüseyin’le mi özdeş, Hz. Hüseyin şehit edilirken pasif, sessiz kalanlarla mı yoksa Yezid’le mi özdeş? İşte bunu iyice irdelemeliyiz. Unutmamalıyız ki asıl tufan nemelazımcıları yakalar.”