Ana Sayfa Kategoriler Dosyalar Mısır'da darbeler tarihi

Mısır'da darbeler tarihi

0
Mısır'da darbeler tarihi

Halk gösterileri ve karışıklıklar ile gündeme gelen Mısır’ın tarihi de yine bu tip gösteriler ve peşinden gelen darbelerle ünlü…

Türklerin Mısır hakimiyeti Abbasilerin atadığı Türk asıllı valiler ile başlamaktadır. Bu valilerden ilki halife Mutasım zamanında atanan Ebu Cafer Eşnas et-Türki(834-844) olmuştur. O’nun arkasından Abbasiler tarafından çoğunlukla Mısır’da Türk valiler görevlendirilmiştir. Mısır’da ki bağımsız Türk hakimiyeti ise Tulunoğulları ile 868 yılında başladı, İhşidiler(935) ile devam etti. Fatimiler döneminde bir süre ara verildi. Ancak Eyyubiler (1171-1250) döneminden itibaren tekrar başladı. Memlukler (1250-1517) ve Osmanlılar (1517-1914) ile devam eden Türk hakimiyeti yaklaşık 800 yıldan fazladır.

Tolunoğulları (868-905)

Abbasilerin Mısır valisi Tolunoğlu Ahmet tarafından kurulmuştur. Tolunoğlu Devleti hakimiyet alanını Suriye’ye kadar genişletmiştir. Bu devlete Abbasiler tarafından son verildi.

İhşidiler (935-969)

Abbasilerin Mısır’a vali olarak atadıkları Türk asıllı Muhammed Bin Toğuç tarafından kurulmuştur. İhşidiler döneminde Mısır tekrar bir düzelme dönemi yaşandı. Hakimiyet alanlarını Hicaz bölgesine kadar genişlettiler. Çıkan iç karışıklardan faydalanan Kuzey Afrika’da ki şii Fatimi Devletinin saldırısı ile yıkıldılar.

Eyyubiler (1171-1250)

Musul atabeyi Nurettin Mahmut tarafından Fatimi Devletine yardım için gönderilmişti. Bu yardımlardan birinde kendisi aleyhinde bazı durumlar sezinleyen Selahattin Eyyubi Fatimi Devletine son verdi ve Mısır’da kendi hakimiyet dönemini başlattı. Selahattin Eyyubi ilk olarak Mısır’da tekrar Sünniliği etkin hale getirmeye çalıştı. Onun en büyük başarısı Haçlıların elindeki Kudüs’ü geri alması ve Üçüncü Haçlı Seferini sonuçsuz bırakmasıdır. Eyyubi Devletinin hakimiyet sahası Mısır, Suriye ve Yemen’e kadar ulaşmıştı. Mısır Eyyubiler zamanında siyasi, ekonomik, ilmi ve kültürel yönlerden parlak bir dönem geçirdi. Çıkan iç karışıklar sonrasında ordu komutanlarından İzzettin Aybeg bu devlete son verdi.

Memlukler(1250-1517)

Eyyubi Devletine son veren Türk komutan İzzettin Aybeg tarafından kuruldu. Adını memluk(köle) adı verilen Türk askerlerden alır. Moğolların Bağdat’ı yerle bir etmesinden sonra Abbasi halifeleri Kahire’de Memluk Devletinin koruyuculuğu altında siyasi yetkiden yoksun olarak görevlerine devam ettiler. Bu olaydan sonra halifeyi ve kutsal yerleri (Mekke ve Medine) koruyuculuk altına almaları onlara İslam dünyasında büyük saygınlık kazandırdı.

Ayn-ıCalut savaşında 1260 yılında Moğolları yenerek tarihte Moğolları yenebilen tek İslam Devleti olma ünvanını kazandılar. Moğollar Memluklar nedeniyle İslam topraklarının her tarafına ulaşamadılar. Başlangıçta Osmanlı Devleti ile de çok iyi geçindiler. Osmanlı Devletinin Hırıstiyan dünyasına karşı başarılarını tebrik ettiler hatta ülkelerinde zafer kutlamaları yaptılar. Ancak Osmanlı Devletinin giderek büyümesi ve İslam Dünyasının lideri konumuna yükselmesi iki Türk-İslam Devletini karşı karşıya getirdi.  Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim ile yaptıkları Mercidabık (1516) ve Ridaniye (1517) savaşlarını kaybederek tarih sahnesinden çekildiler.

Osmanlı Devleti (1517-1914)

Memluk Devletine son veren Osmanlı Devleti, başta Mısır olmak üzere Memluk Devletinin hakimiyet sahalarını da ele geçirdi. Artık Mısır’da 1914 yılına kadar sürecek olan Osmanlı hakimiyet dönemi başladı. Osmanlı Devleti Mısır’ı Özel Yönetimli Eyalet Statüsünde merkezden atanan valiler ile idare etti.

Osmanlı hakimiyetinde ki Mısır ilk olarak Napolyon komutasında ki Fransız ordusunun işgaline uğradı. Bu işgal dönemi 1801 yılına kadar devam etti. Arkasından Fransızları bölgeden atma gerekçesi ile Mısır’a gelen İngilizler ancak iki yıl sonra Mısır’dan çıktı. Bu olaylar şunu göstermişti Mısır’ın önemini fark eden sömürgeci devletler artık bu bölgeyi rahat bırakmayacaklardı.

XIX.Yüzyılın Mısır için önemli olan diğer bir olayı Mehmet Ali Paşa isyanıdır. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu durumdan yararlanarak Mısır’da geniş çaplı ıslahatlar yapmış ve güçlü bir ordu oluşturmuştu. Osmanlı Devletinin ordusunu kaldırması (1826-Vaka-i Hayriye)ve arkasından Ruslarla yaptığı savaştan (1827-1829)yenilgi ile ayrılması üzerine asıl niyetleri için fırsatı kaçırmadı. İsyan eden Mehmet Ali Paşa iki defa Osmanlı Ordusunu mağlup etti. Çaresiz kalan Osmanlı Devleti can düşmanı Rusya’dan bile yardım istemek zorunda kaldı.

Sonuçta işin içerisine büyük devletlerin karışması ile Mısır 1841 tarihinde yarı bağımsız hale geldi. Valiliğin babadan oğla geçmeye başladığı Mısır yavaş yavaş Osmanlı’dan uzaklaşıyor ve sömürgecilerin kucağına doğru gidiyordu. Hidiv Said Paşa’nın 1869 yılında Süveyş Kanalını açtırması sömürgecilerin bütün dikkatini Mısır’a çevirmişti. Önce Mısır’ı borçlandırıp kanal hisselerini elinden aldılar 1882 yılında da İngilizler tarafından geçici olduğu ilan edilen işgale uğradılar. Artık Mısır askeri açıdan İngilizlere siyasi açıdan Osmanlılara bağlı olan yönetimi Mehmet Ali Paşa soyundan Hidiv denilen valilere ait olan garip bir bölge oldu.

Osmanlı Devleti I.Dünya Savaşına girince bu durumu gerekçe gösteren İngiltere Mısır’ı 1914 sonlarında resmen İngiliz toprağı ilan etti. Osmanlı Devleti Mısır’ı geri alabilmek için Kanal Harekatına girişti fakat istenen sonuç elde edilemedi.  Mısır’da ki Türk hakimiyeti artık kesinlikle sona ermişti.

İngiliz Hakimiyetinden Mısır Cumhuriyetine (1914-1952)

İngilizler 1914 yılından itibaren Mısır’ın Osmanlı Devletine bağlılığına son verdiler. Mısır’ın yönetimi İngilizler kontrolünde yine hidivlik olarak devam ediyordu. Ancak Mısır’da milliyetçilik hareketleri giderek hız kazanıyor ve tam bağımsızlık istekleri yükseliyordu. Wilson ilkeleri Mısırlıları iyice ümitlendirmişti. Ancak I.Dünya Savaşı sonrasının görüşüldüğü Paris Barış Konferansında Mısırlıları pek duyan olmadı.

Bu arada Said Zaglül öncülüğünde milliyetçiler örgütlenmiş ve Vaft Partisini kurmuşlardı. İngiltere’nin aldığı sert tedbirler bu hareketi güçlendirmekten başka işe yaramadı. İngiltere Mısır’ı kaybetmek istemiyordu. Bu durum karşısında hemen politika değişikliğine giderek tepkileri azaltacak bir yönteme başvurdu. Mısırlılara görünüşte bir bağımsızlık verildi. 28 Şubat 1922’de Mısır’da meşruti monarşi kuruldu. Hidivlik kaldırıldı aynı aileden Ahmet Fuat I.Fuat adıyla kral ilan edildi. Bundan sonra Mısır iç siyaseti yetkilerini korumak isteyen kral ile iktidarı tamamen ele geçirmek isteyen Vaft Partisi arasında ki mücadele ile geçti.

Bu arada Mısır’da İslamcı bir grup Hasan El Benna’nın öncülüğünde 1929’da ‘’Müslüman Kardeşler Örgütü’’ kuruldu ve giderek güç kazanmaya başladı. Üstelik bu örgüt ilerleyen zamanda bütün Ortadoğu bölgesinde özellikle Arap ülkeleri bölgesinde etkili olmaya başlamıştı.

İngiltere 1936’da Kanal hakimiyeti kendisinde kalmak üzere yaptığı bir antlaşma ile Mısır’dan çekilmeyi kabul etti. Fakat II.Dünya Savaşını fırsat bilerek Mısır’a tekrara 200 bine yakın asker soktu. Üstelik savaştan sonra da bu askerlerini çekme konusunda oldukça yavaş hareket ediyordu. Bu durum Mısır’a işgal edilmiş bir görüntü veriyor ve halkı çok rahatsız ediyordu.

İngiltere’nin bu tutumu ülkedeki farklı siyasi görüş taraftarları olan bütün Mısırlıların (komünistler, milliyetçiler, Müslüman Kardeşler Örgütü ve aşırı milliyetçiler)kendilerine karşı birleşmelerini sağladı. Hatta İngilizlere karşı bir halk ordusu bile kuruldu. İngilizlere karşı oluşan bu muhalefet saldırılara, çatışmalara ve yağmaya neden oldu ve Mısır’da bir kaos ortamı oluştu. Bu kaos ortamı içerisinde Yarbay Cemal Abdünnasr 23 Temmuz 1952’de Hür Subaylar Komitesi ile harekete geçti ve yönetimi ele geçirdi. Krallık yönetimine son verildi ve Mısır Cumhuriyeti kuruldu. Ülkede otoritesini kurmak isteyen Cemal Abdünnasır ve Mısır’ı kaybetmek istemeyen İngilizler arasında karşılıklı tavizler verilerek antlaşma imzalandı. Cemal Abdünnasır otoritesini kurmak için bütün siyasi gruplar üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştı bu arada Müslüman Kardeşler Örgütü liderlerinden altı kişiyi kendisine karşı düzenlenen bir suikast ile suçlayarak idam ettirdi.

 

Hür Subayların gerçekleştirdiği Mısır’daki askeri darbenin lideri Cemal Abdünnasır bir harp okulu öğrencisi iken ihtilalci fikirlere ilgi duymuştu. Mısır’daki değişimin ancak silah kullanılarak gerçekleşeceğini düşünen Nasır, ilk gizli örgütlenmesi yakın arkadaşı Enver Sedat’la birlikte El Alamayn’da kurdu. Bu organizasyona daha sonra Hür Subaylar adı verilecekti. 1943’de askeri akademi komutanlığına getirildi. Bu Akademide iken çevresime çok sayıda subay toplamayı başardı. İsrail devletinin kurulması diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Mısır’da şok etkisi yaptı. Kral Faruk’un İngiliz yanlısı politikası, İsrail’e karşı pasif bir siyasetin izlenmesi ordudaki subayları tedirgin etti. 1952’nin ilk aylarında İskenderiye’de başlayan gösteriler, ülkenin her tarafına yayıldı.
Ordu içerisinde Hür Subaylar Komitesi, İhtilalci Komuta Konseyi adında bir silahlı grup oluşturdu ve başkanlığına yaşı henüz 30’u geçmiş Hür Subaylar içindeki en yaşlı üyelerden General Muhammed Necip getirildi. 23 Temmuz 1952’de Cemal Abdülnasır, Enver Sedat, Halid Muhammed gibi Marksist, İslamcı Abdül Raif,  ve Arap Milliyetçisi Necip liderliğindeki Hür Subaylar İhtilalci Komuta Konseyi kurarak darbe yaptılar ve Kral Faruk’u devirdiler.

İngilizlerin arabuluculuğu ile kral Faruk’un idamından vaz geçirilerek özel yatıyla ülkesini terketmesine müsade ettiler. Nasır darbenin önderi olarak öne çıkarak Faruk’un oğlu Fuad’ın kral yapılmayacağını, monarşlinin sona ereceğini söyleyerek askeri yönetimin geçicici olduğunu sivil yönetime bir süre sonra geçileceği sözünü verdi.

Hür subayların darbesine pamuk işçileri, Mısırlı küçük toprak sahipleri ve ülkenin en önde gelen muhalif hareketi İhvan-ı Müslim destekledi.  Nasır, bir gazeteye verdiği röprtajda Hür Subayların 1930’lu yılların ortalarında kurulduğunu ve hareketin Müslüman Kardeşler ve üniversitedeki solcu gençlerle işbirliği içerisinde olduğunu söyler. 1948’de İsrail devletinin kurulması ile hareketin Arapçı ve İslamcı bir noktaya geldiğini, fakat hareketin liderlerinin Abdül Raif, dışında hep laik olduklarının altını çizer. 1956’da yazdığı “Devrim Felsefesi” adlı eserinde darbenin nedeninin Filistin olayları olmadığını ülkedeki yoksulluk, eşitsizlik ve adaletszilik olduğunu öne sürer.

Nasır Kral Faruk karşıtı eski bir politikacı olan Ali Mahir’in yeni hükümetin başına getirdi. Krallığa ait “Bey”, “Paşa” gibi ünvanları kaldırarak ülke içerisinde karar vermede tek yetkili kurulun İhtilalci Komite  Konseyi olduğunu açıkladı.

1952 Aralık ayında parlamento hükümeti ve 1923 anayasası yürüllükten kaldırıldı bir süre sonra da diğer siyasi partiler yasaklanarak gelirlerine el konuldu. Nasır, yönetimin halka sivillere yönetiminin Müslüman Kardeşlerin bir şeriat devlet kurma niyetleri olduğu gerkçesiyle ertelendiğini ilan etti. Sıkıyönetim ilan edilir ve Müslüman Kardeşler teşkilatı kapatılarak, hareketin ileri gelenleri tutuklatılır. Nasır, darbenin gerçek lideri kendi olduğunu iddia ederek yakın arkadaşı Enver Sedat’ın yardımı ile Necip’in yerine  geçer.

Nasır, Hür Subayların yapmış olduğu darbenin bir askeri darbe olmadığını siyasal, sosyal ve ekonomik bir devrim olduğunu iddia eder. Siyasal devrim, Kral Faruk’un devrilmesi, soyal devrim halkın eşitliği ekonomik devrim ise toprak reformu ve Süveyş Kanalının millileştirlmesidir.  

Müslüman Kardeşlerin darbedeki rolü

Hasan el Benna tarafından 1926’da kurulan Müslüman Kardeşler , 1952 Temmuz darbesinin en önemli destekçilerinden biri olmuştu. Hatta Müslüman Kardeşlerin önde gelen üyelerinden Seyyid Kutup’un 1953’de Hür subayların organize ettiği Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin genel sekreterliğini yaptığı bilinmektedir. Enver Sedat’ın da 1943-45’de Müslüman Kardeşlere üye olduğu ileri sürülmüştür.

Hür subaylar, darbeye katkıları nedeniyle hareketin liderlerinden Ahmed Hasan al- Bakuri, Vakıflar Bakanlığına getirilerek ödüllendirilmişti. Fakat darbeden kısa bir süre sonra Müslüman Kardeşler, Hür subayların söz verdikleri İslami yönetime geçmeyi arzulamadıklarını halkı kandırdıklarını iddia ederek sert eleştiriler yaptı. Nasır, Müslüman Kardeşlerin darbe hazırlığında olduğu gerekçesini öne sürerek bir siyasal parti olmadığı halde Müslüman Kardeşleri kapatma kararı alır ve Seyyid Kutup, Abdülkadir Udeh gibi hareketin önde gelenlerini tutuklatır. General Necip’in Müslüman Kardeşlerle temes içerisnde olduğunu öne sürerek askeri görvinden alınır. Fakat Müslüman kardşlerin Kahire, minye, İsmailiye ve Asyut’ta gösteriler düzenlemesi üzerine tutuklananlar serbest bırakılır.

26 Ekim 1954’de nasır’a bir suikast girişiminde bulunulur, Nasır suikastin Müslüman Kardeşlerin organize ettiğini radyo konuşmasında belirterek ülkenin her yerinde Müslüman Kardeşlerin tutuklanması emrini verir. Aralarında Abdülkadir Udeh’in de bulunduğu hareketin ileri gelenlerinden 4 kişi idam edilir diğer tutuklananlarda hapis cezasına çarptırılır.

Süveyş krizi ve Nasır’ın yükselişi

Süveyş Kanal Şirketi’nin millileştirilmesi ve İsrail Gazze’ye saldırısı karşısında Nasır’ın sert tepki vermesi  halk içindeki popüleritesini tekrar artırdı. Nasır’ın Çekoslovakya’dan silah alması ve Sovyetler birliği’ne yakınlaşması ABD’nin Asuan Baraşı için söz verdiği krediyi çekmesini sağladı. Nasır’da Süveyş kanalının millileştirdiğini açıklarak soğuk savaşın ilk krizini başlatmış oldu aynı zamanda ordoğu’daki Arap rejimlerinin temellerinin atılmasını sağladı.

1956 savaşından yenilgiyle çıkmasına rağmen ingiltere, Fransa ve israil karşısındaki duruşu Nasırcılığın Ortadoğu’da yayılmasını sağladı. Mısır ordusu halkın gözünde hem dış güçlere karşı koruyucu hem de rejimin savunucusu haline geldi. Nasır, Sosyalizm ile milliyetçiliği kendine has uslubu ile birleştirerek Arap ülkeleri arasında birleştirici bir rol üstlenmek istedi. Fakat Suriye kurulan birliktelik başarısızlığa uğrayınca Arap birliği düşüncesinde de vaz geçildi.

Ordu yeni bir darbeye mi hazırlanıyor?

1967’de ordunun başına getirdiği yakın arkadaşı Abdül Hakim Amir’in Mübarek’e darbe yapacağı iddiaları ortaya çıkınca görevden alındı. Savaş Bakanı Albay Badran’da darbe iddialarına adı karıştığı için görevinden alındı.

1968’de Askeri istihbarat yetkilileri Nasır’a ordu içerisinde müslüman Kardeşlerin sızdığını özellikle bu küçük rütbeli subayların kırsal şehirlerde etkili olduğunu söylediler. Fakat 1967 savaşında başarı gösteren bu subayların ordudan atılmasının rahatsızlık vereceğini düşünen Nasır yalnız 10-15 subayı disiplinszilik gerekçesiyle ordudan atılmasına izin verdi. Fakat 1967’de İsrail karşısında alınan yenilgi, Nasır’ın görevi bırakmak istemesine neden oldu. Nasır yanlıları sokaklara dökülerek Nasır’ın görevinden istifa etmemsini istediler. Nasır bu istek karşısında istifa etmeyerek tekrar devlet başkanlığını sürdürme kararı aldı. Müslüman kardeşlerin faaliyetlerine kısmi özgürlük verek kendine yönelen muhalif hareketleri dağıtma yoluna gitti ve ordu içerisinde daha profesyonel bir ordu kurdurdu. Askeri harcamalar yüzde 13’den yüzde 22’ye çıkarıldı. İsrail bahane edilerek Ortadoğunun en gelişmiş ordusu kuruldu.

Enver Sedat iktidarda!

Nasır’ın ölümünden sonra yerine yardımcısı Enver Sedat geçti. Enver Sedat, önce Nasır’ın kırduğu ordu içerisinde yeni düzenlemlere girerek görevine başladı. Nasır yanlısı generalleri emekli ederek ordunun üst düzey ve stratejik noktalarına kendisine yakın isimleri getirdi. Savaş, İçişleri, Arap Sosyal Birliği ve Dışİşleri bakanlarınaı görevlerinden alarak kimisini sürgüne gönderdi kimisini hapse attırdı. Ordunun yönetimdeki etkisini azaltarak Nasır döneminde mbakanların üç ikisi askerlerden oluşurken sedat döneminde meclisin yalnız yüzde 13’ü askerlerden oluşmaktaydı. Ordunun politikadaki rolünü azaltırken kendisine bağlı polis teşkilatını güçlendirdi.

Enver Sedat, Nasır gibi Sovyetler Birliği ile ittifak kurmak yerine ABD ile ittifakı seçti. İsrail’e Camp David’de anlaşmaya varması batılı ülkelerin desteğini almasını sağladı. Fakat İsrail’le yakınlaşma islam dünyasından uzaklaşmasını sağladı.

Ekmek isyanı

1977’de dünyada gıda krizinin başlaması Mısır’ı etkilde ve ekmek fiyatları iki katına faırladı. Fırınların kapanmaya başlaması geliri günde 2 doların altında olan Mısır halkının sıkıntı çekmesini sağladı. Ocak ayında başkent Kahire ve Port Said’de “Ekmek İsyanı” olarak bilinen gösteriler başladı. Gösterilerin ilk gününde 11 kişi hayatını kaybetti. Halk gösterileri, ülkenin her tarafına yayıldı ve güvenlik güçlerinin halka sert bir şekilde müdahale etmesi sonucu toplam 70 kişi hayatını kaybetti. Ülkenin her yanında sıkıyönetim ilan edilerek asker tekrar yönetime çekildi.

İsrail’le antlaşmaya varılması ordu içerisindeki İslamcıları harekete geçirdi. 1979 Eylül’ünde Ordu içinde 11 Hava subayı Sedat’a darbe düzenledikleri gerekçesiyle tutuklandı.

Mübarek döneminde askeri darbe girişimi

Enver Sedat’ın öldürülmesinden sonra devlet başkanlığına gelen Hüsnü Mübarek, daima ordu ve asker ile arasında dengeyi gözeten bir politika izledi. Müslüman Kardeşlerin ordu ve polis içerisinde yayılmasını önlemek için sıkı tedbirler alan Mübarek, ordunun alt ve orta- kademesinde değişiklikler yaptı. Enver Sedat döneminin genel Kurmay Başkanı Mareşel Gazali’yi görevinde bırakarak kendisine ordunun içinden bir tepki gelmesini önlemeye çalıştı.

1989’da Mübarek’e karşı Gazali’nin darbe yapacağı dedikodularının çıkması üzerine Genelkurmay başkanı görevinden alınarak yrine Mübarek’e yakın bir isim olan Hüseyin Tantavi getirildi. Mübarek döneminde ordunun bütçedeki payı artırıldı ve yıllık ABD’den ordunun güçlendirilmesi için 1.5 milyar dolar yardım alınmaya devam edildi.

İsmail Çal -Tarık Yalçın / Dünya Bülteni