Mısır’da Anayasa mücadelesi, kim kime gıpta edecek? – (Osman Can)

0
123

Türkiye’de toplumsal dinamiklerinin yardımıyla yüzyıllık karanlık bir dönemi sonlandıracak bir süreç başladı. İlk defa toplum merkezli bir anayasa hedefiyle yüzbinlerce görüş toplandı. Toplum bu anayasal geleneğin, ideolojiden, etnisiteden

Kahire’deki Tahrir Meydanı’nı dolduran Mısırlılar kendilerine Türkiye’yi örnek alıyor… İyi de Meclis’i ve anayasayı fesh eden Yüksek Askeri Konsey’de Türkiye’deki vesayetçi elitleri kılavuz yapıyor.

TUNUS’TA işportacı Said Bouazizi’nin kendini yakmasıyla başlayan isyan dalgası Arap coğrafyasında diktatörlüklere yol gösterirken, Tahrir Meydanı’ndaki kitle gösterileri Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanmıştı. Tahrir hareketi ilk defa batıda ve Türkiye’de Araplar’a gıpta ile bakılmasına yol açmıştı.

Bizde gıpta ile bakılması hususunda durum biraz karmaşık. Türkiye’de son yıllarda demokrasi mücadelesinde olumlu rol üstlenmiş olanlar buna Türkiye’nin izinden gidiş olarak baksa da, diğer bazılarının başka bir saikle sürece baktığını söylemek mümkün.

Arap coğrafyasındaki tüm diktatörlüklerin Kemalizm’e öykündükleri ve bu yönüyle Türkiye’yi örnek aldıkları biliniyor. Anayasal düzenleri de Kemalizm’in anayasal müktesebatını örnek almış durumda, biraz daha kabaca.

Anayasa denilen generallerin iradesi

1945 sonrasında faşizm Avrupa’da yenilgiye uğrarken, faşizmi etkilemiş ve ondan etkilenmiş olan, hatta 30’lu yıllar itibariyle esaslı biçimde ona göre şekillenmiş Kemalizm ve elitleri ise, 1945 sonrası yükselen kavramları bayraklaştırarak 27 Mayıs Darbesi’ni yapabilecek kurnazlığı gösterebilmişti. Yine batıda özgürlüklere ve siyasal ideoloji sorgulamalarına yol açan 68 Hareketi de Türkiye’de aynı talihsiz akıbete maruz kalmıştı. Bu süreçlerde Asker-Yargı-Üniversite elit ittifakı hayati roller üstlenmişti. 11 Şubat 2011’de Mübarek devrilince, demokrasiye geçiş rüzgarıyla Yüksek Askeri Konsey (YAK) iktidarı ele geçirdi. Anayasa Mahkemesi bu iktidarın hukuki meşruiyet sağlayıcı ortağı oldu.

Konsey halkın taleplerine uygun olarak iki gün sonra Parlamentoyu feshedip anayasayı yürürlükten kaldırdı. Bununla bir iktidar boşluğu yarattı. Tek fiili iktidar olarak kendi iradesine uygun yeni bir statüko yaratmak için bu gerekliydi. Yeni Anayasa için oluşturulan Kurul yeni bir anayasa metni hazırlayacak ve referanduma sunacaktı.

Ancak Konsey, yeni bir kararla Kurul’un yeni bir anayasa yapamayacağını, şimdilik sadece cari anayasanın toplam altı maddesinde değişiklik yapabileceğine karar verdi. Yani aslında yürürlükten kaldırılmış Anayasa, Askeri Konseyin iradesiyle adeta yeniden yürürlüğe giriyor. Konsey’in bildirilerinin de birer anayasal metin olduğunu dikkate aldığımızda, anayasa denilen şey, Mübarek’in devrilmesinin ardından doğan otorite boşluğunu dolduran Yüksek Askeri Konseyin, yani generallerin “irade”sinden başka bir şey değil.

Aynı hokkabazlıklar bizde de yapıldı

Mübarek’in atadıklarından oluşan Anayasa Mahkemesi de aslında darbe iradesine uygunluk denetimi yapıyor. Dolayısıyla aslında Mübarek bir yere filan gitmiş olmuyor. Bu oyunların herhalde yabancısı değiliz. Zira Türkiye’de aynı hokkabazlıklar bize asker-yargı-üniversite üçlüsü tarafından anayasa diye öğretildi. Gerek 27 Mayıs, gerekse 12 Eylül sonrasında eski Anayasa hukuken ortadan kaldırılırken, aslında bu anayasaların yalnızca cunta iradesiyle çatışan hükümleri kaldırılıyor, gerisi devam ediyordu. Yasama ve yürütme yetkileri darbe konseyleri tarafından üstleniliyordu. Üstelik aynı dönmede Anayasa Mahkemesi yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemeye devam ediyordu.

Oysa uygunluk denetimi yaptıkları şey 1961 Anayasası değil, darbe iradesiydi. Zira baktıkları metin 1961’de oylanıp kabul etmekle yürürlüğe giren metin değil, 12 Eylül 1980 tarihinden sonra o metin ile birlikte, MGK bildirileri ve kanunlarıydı.

Şimdi Mısır’da son anayasa bildirileriyle adeta Anayasa yapımı, yasama ve yürütme yetkilerini Yüksek Askeri Konsey üstlenmiş durumda. Anayasa metnine yaptıkları eklemelerle hem parlamentoyu hem de yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mursi’yi işlevsizleştirmiş durumdalar.

Atılan adımlar İsrail’in işine yarıyor

Geçen günlerde Mısır Anayasa Mahkemesi yukarıda belirttiğim “Anayasa” iddia olunan metinlerde öngörülen koşullara aykırılık nedeniyle yeni seçilen meclisin feshine karar verdi. Bu kararın YAK’ın iradesi olduğu şüphesiz. Anayasa Mahkemesi ile birlikte YAK’ın bu adımları, esas itibariyle Mübarek dönemi hukuki-siyasi statükoyu devrim rüzgarıyla meşrulaştırma çabasından başka bir şey değil. Bu adımların İsrail’in işine yaradığı ise çok açık. Toplu
mun yeniden hareketlenmesini dikkate almazsak, bu oyunu bozabilecek tek kişi yeni Cumhurbaşkanı Mursi gözüküyor. Ve Mursi fesih kararını tanımadığını ilan ederek parlamentoyu toplantıya çağırdı ve ilk adım attı. YAK karşı hamle olarak olağanüstü toplandı. Anayasa Mahkemesi de “hukukun gereği olarak Mahkeme kararları herkesi bağlar” diye bildiri yayınladı. Konsey bildirileri ve Mübarek’in atadığı yargıçlardan kurulu mahkeme, bu anayasa ve bildirilerin sağladığı imkanlara “hukuk” adını vererek, demokrasi mücadelesini “hukuk” adına boğma vazifesi üstlenmiş durumda. Bu da bize çok tanıdık geliyor.

Siviller de elitler de bizi örnek alıyor

Evet bu yönüyle Mısır toplumu ve sivilleri Türkiye’yi örnek alıyor. Ama vesayetçi elitleri de aynı şeyi yapıyor. Sistemi restore ederek yeniden yükleme konusunda Türkiye’yi örnek alıyor.

Bizdeki vesayetçi elitler buna gıpta ile bakıp “neydi o eski ramazanlar” tadında o günleri hüzünle mi yad ederler, yoksa daha rafine bir restorasyon peşindeler mi bilinmez.

Türkiye’de toplumsal dinamiklerinin yardımıyla yüzyıllık karanlık bir dönemi sonlandıracak bir süreç başladı. İlk defa toplum merkezli bir anayasa hedefiyle yüzbinlerce görüş toplandı. Toplum bu anayasal geleneğin, ideolojiden, etnisiteden, merkeziyetçilikten ve dışlayıcılıklardan arındırılmış, gerek içeriği, gerek kurgusu, gerekse teşkilat şeması itibariyle yeni bir anayasal düzen ile ikame edilmesinde kararlı gözüküyor.

Bugün gelinen noktaya kesin teşhisler koymak mümkün değil.

Ancak yüzyıllık dönemi tarihe gömüyoruz sloganları eşliğinde aslında yeni bir restorasyon süreci yaşama riski artmış durumda. Böyle olursa, Ortadoğu için yüzyıl öncekine benzer bir “örnek” olma talihsizliğini yeniden yaşamış olacağız. Ortadoğu vesayetçileri bizdekilere gıpta ile bakmaya devam edecek.

Bize de Tahrir’e gıpta ile bakmak düşecek…

 Star

———————————-
Osman Can
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI