Mısır: Zor bir denklem – (Tarık Ramazan)

0
129

Mısır’da olanları görmek güç. İlk tur seçimlerden sonra varsayımlar hala geçerli; olabilecekleri tahmin etmek ise imkansız. Seçim sonrası iki İslamcı parti, Müslüman Kardeşleri temsil eden Özgürlük ve Adalet Partisi

Mısır’da olanları görmek güç. İlk tur seçimlerden sonra varsayımlar hala geçerli; olabilecekleri tahmin etmek ise imkansız. Seçim sonrası iki İslamcı parti, Müslüman Kardeşleri temsil eden Özgürlük ve Adalet Partisi ve Selefi eğilimleri temsil eden En Nur, Mısır’ın en önemli siyasi güçleri arasında yerlerini aldılar ve bu yükselişleri devletin gelecekteki yapısını sorgulatıyor. Olaylar hızla gelişirken birçok şaşırtıcı, şüpheli, hatta bilinmeyen şey oluyor. Olaylara yön veren aktörler veya bu tarihi dönüm noktasında şekillenen yeni ittifaklar hakkında fikrimiz yok.

Altı aydan kısa bir sürede, Selefi hareketi “demokrasi”ye olan ideolojik ve dinsel bakışını tamamen değiştirdi. Liderleri yıllarca “demokrasi”nin İslami olmadığını, küfür olduğunu ve gerçek Müslümanlar’ın seçimlere katılmaması, hatta politikayla ilgilenmemesi gerektiğini, demokrasinin yoz bir sistem olduğunu tekrarlayıp durdular. Sonra birden parti kurarak aktif siyasete başlayıp her tarafta broşür dağıtarak, kendilerine değilse de MK’e oy vermeye çağırdılar. Bu dönüşleri hızlı, şaşırtıcı ve merak uyandırıcı. Düne kadar “küfür” diye niteledikleri şey nasıl aniden “meşru” oldu? Sürekli “gerçek İslam”dan uzak ve zararlı yeniliklere çok açık, fazla “batılılaşmış” ve modern olmakla itham ettikleri MK’e oy vermeye nasıl çağırabildiler? Selefiler nasıl böyle dramatik biçimde değiştiler?

Dini kelimesi kelimesine ve geleneksel olarak ele alan İslami örgütlerde bu tarz değişimlere daha önce de tanık olmuştuk. 90’ların ortalarında Taliban, Afganistan ve Pakistan’da siyasete katılmayı reddetti. Onlara göre bu dinen yanlıştı. Sekiz aydan az bir sürede Afganistan’daki Sovyet işgaline direnen temel politik güç olarak organize oldular. Daha sonra bu konuma Suudi Arabistan (Suudiler’in, Taliban’ın İslam’ın çarpıtılmış bir ekolü olduğunu düşünmesine rağmen) tarafından, ABD’nin bölgeyle ilgili stratejisinin bir parçası olarak itildiklerini öğrendik. Amerika’nın radikal İslamcı eğilimlerle asla sorunu olmadı; en iyi örnek Suudi rejimiyle olan ilişkileri. Bugün Mısır’da olduğu gibi, Afganistan’da da Selefiler çelişkili bir oyun oynuyorlar. Kendileri için oldukça yeni bir İslami pozisyon alıyorlar. ABD gibi, teoride reddedip şeytanlaştırdıkları güçlerin çıkarları uğruna mücadele ediyorlar. Bugün Mısır’da oynanan da aynı senaryo olabilir.

Selefiler ve Taliban gibi radikal gelenekçi akımlarla ilgili sorun, yalnız İslam’ı birebir algılayan, dar kafalı ve genellikle inatçı yorumlama şekli değil varlıklarının siyaseten kullanılmaya da müsait olması. Onların samimi dindarlar olduğu reddedilemez ve öyledirler de. Ancak siyaseten naif ve manipülasyona açıktırlar. Bu Afganistan’da ortaya çıktı, Mısır’da tekrarlanabilir. Dünya, ilk turun sonuçlarına bakarak yüzde 60 oy alan iki İslamcı partinin doğal müttefikler olabileceği sonucuna varıyor. Bu yanlış çıkabilir ve En Nur partisi Mısır’daki denklemde farklı bir rol oynayabilir. Suudi hükümetinin ideolojik ve finansal olarak desteklediği bir güç olarak, ABD’nin Mısır stratejisinin bir aktörü olabilir. En Nur, MK’in etki ve gücünü zayıflatacak ve onu riskli ittifaklara itecek bir araç haline gelebilir. Eğer MK bu tutucularla anlaşma yoluna giderse, ilan ettiği reformcu tavırdan vazgeçmek ve kendini inkar etmek durumunda kalacak, kimliğini kaybedecektir. Selefiler’den kaçınırsa, zayıf durumdaki diğer politik güçler ve özellikle hala en güçlü kurum olan orduyla ittifaka zorlanacak.

MK, başkanlığa oynamak yerine meclisin yüzde 40’ını elde etmeye odaklandı. Aktif ve önemli bir siyasi güç olacaklarını, ön plana çıkmaktan ise kaçınacaklarını açıklamışlardı. Bu sağduyulu stratejinin amacı Batı’yı yatıştırmak ve kimliklerini kaybetmemekti. Ancak şimdi MK çok hassas ve tehlikeli bir konumda. En Nur, MK’in en güçlü düşmanı, orduya karşı ise nesnel müttefiki olabilir. Her iki parti de aynı köklerden besleniyor, bazı ortak amaçları hedefliyorlar. Gerçekte ise çok farklı politik güç ve vizyonları temsil ediyorlar. Yıllar içinde MK ne kadar pragmatik olabileceğini gösterdi: tarihsel süreçte kendini geliştirdi, stratejilerini değişen koşullara uyarladı ve temaslarını genişletti (Suudi Arabistan, ABD, Avrupa, gelişmekte olan ülkeler vs).

MK’in orduyla yüzleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Anlaşmaya varıldığı söylentileri olsa da net bir şey yok. Bir uzlaşmaya varmaları ise kaçınılmaz. Generallerle yakın ilişki içerisindeki ABD de bunu sağlamaya çalışıyor. Durum üzerinde az da olsa hakimiyet kurmak için bu şart. Daha sonra ise, gerçek güç başkalarında olsa da, söylenenin aksine Amerikalılar’a yakın bir isim olan Muhammed El Baradey gibi bir sivilin demokratik yollardan seçilmesi pekala mümkün.

Son haftalarda tanık olduklarımıza rağmen bir yargıya varmamak ve tedbiri elden bırakmamak iyi olacak. Mısır’ın Ortadoğu’da önemli bir yeri var. Ne ABD ne de İsrail, Mısırlılar ideolojisi İsrail-Filistin anlaşmazlığında Hamas’la aynı olan MK’i seçerken seyirci kalmayacaklar. Demokrasiyi umursamayan petro-monarşiler gibi bölgesel aktörler ise İslamcı güçlerin ılımlılaşmasında önemli rol oynuyorlar. Yine de ispatlamaları gereken çok şey var; iktidara geçtiklerinde sözlerini tutulacağını kimse bilmiyor.

Mısır’daki demokratik süreç şeffaflıktan uzak; görünenleri gerçekmiş gibi algılamamalıyız. İslamcılar İslamcılar’a karşı çalışabilir, Batılı hükümetler demokratik olmayan orduyu destekleyebilirler. Siyaset böyle; iyimser olsak da tedbiri elden bırakmamalıyız. Dinsel veya değil, politikada samimiyet şart.

*Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.


———————————-
Tarık Ramazan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI