Mescid-i Aksa’da test edilen – (Hasan Öztürk)

0
108

İslam dünyası Katar krizine kilitlenmişken, İsrail hem Suriye’nin güneyinde sessiz sedasız işgalini pekiştiriyor hem Mescid-i Aksa civarındaki tutumuyla Müslümanların sinir uçlarına dokunarak test ediyor.

Katar’a kumpas kuranlarla, Mescid-i Aksa krizi arasında nasıl bir bağlantı var? Ya da Katar krizi ile Filistin sorununun şu anki hali kime ne yarar sağlıyor?

Soru çok yalın…

Cevabının içinde İsrail’in Suriye krizindeki sessizliği…

Mısır’daki Sisi darbesinin arkasındaki Körfezliler…

Ve nihayetinde parça pinçik olmuş Filistin’de çok daha kontrollü bir iktidar arayışının izlerini bulmak mümkün.

Elbette, silah baronlarını ve Kissinger aklını da..!

Katar krizi kucağımıza bırakıldığında, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Suudi Arabistan’dan rol çaldığını görmüştük. Dahası Suudi Arabistan’da eş zamanlı bir “saray darbesi” yaşanmış ve nihayetinde veliaht prens apar topar görevden alınmıştı. Yerine geleninse BAE’nin veliaht prensinin yedeğinde olması krizin sadece bir Katar krizi olmadığının işaretiydi.

İslam dünyası Katar krizine kilitlenmişken, İsrail hem Suriye’nin güneyinde sessiz sedasız işgalini pekiştiriyor hem Mescid-i Aksa civarındaki tutumuyla Müslümanların sinir uçlarına dokunarak test ediyordu.

Testin sonuçlarına göre bugün yeni pozisyon alıyor. Önce gerdi, şimdi yumuşatıyor. BAE’nin Filistinli adamlarıysa İsrail ile oturdukları pazarlık masasında satılabilecek ne varsa satabileceklerini göstermek için var güçleriyle çabalıyor.

AKSA, BİR AVUÇ FİLİSTİNLİ İLE TÜRKİYE’NİN MESELESİ MİDİR?

İsrail’in Suriye’de işgal ettiği bölgelerle ilgili yıllardır hiç kimseden ses çıkmıyor. Mescid-i Aksa’da giriştiği tehlikeli tahrikse sadece Filistinlilerden ve Türkiye’den yükselen seslerle protesto edildi. Türkiye hem sokaktaki insanıyla, hem en üst düzey devlet adımıyla meseleye sahip çıkıyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, “Harem-i Şerif, sadece Filistinlilerin değil, 1.7 milyarlık tüm İslam aleminin onurudur, namusudur. Kutsal mekanıdır. İslam dünyasının tepkisiz kalması beklenemez” diyerek tepkisini ortaya koydu. Zaten “One minute” diyen bir isimden sessiz kalması da beklenemezdi.

Buna mukabil, Körfez ülkelerinden ve hatta diğer İslam ülkelerinden İsrail’e yönelik önemli bir tepki gelmedi. Hele Mısır’ın ve Suudi Arabistan’ın kayıtsızlığı oldukça trajik!

Mısır, “6 Gün Savaşları”nın travmasını yaşıyor olabilir. Dahası Sisi ile birlikte İsrail’in en azından genel politikalar anlamında güdümüne girmiş görünüyor. Suudi Arabistan’ın da BAE’nin yedeğine sokulmak istendiğini bilirsek olup bitenin daha net görüldüğünü söyleyebiliriz.

KATAR’I HEDEFE KOYANLAR, SİSİ’Yİ İKTİDAR YAPANLAR, FİLİSTİN’DE NEYİN PEŞİNDE?

Filistin meselesi ya da Mescid-i Aksa meselesi tüm İslam dünyasının ortak meselesi olması gerekirken parça pinçik edilmiş Filistin halkının ve Türkiye’nin meselesi olarak kalıverdi.

O zaman öncelikle şunu söylememiz gerekir. İsrail ve arkasındaki güçler, koskoca İslam ümmetini ya birbiriyle çatıştırarak, ya birbirine rakip kılarak karşısındaki gücü bir çok parçaya bölmüştür. Ve nihayetinde yekpareliği bozulmuş İslam dünyası İsrail’in hiçbir hukukta yeri olmayan tutum ve uygulamalarına tepki koyamamaktadır.

Türkiye’nin Katar krizinde üstlendiği rol, hem İslam dünyasına hem Araplara önemli mesajlarla dolu. Bugün Mescid-i Aksa için üstlendiği rol de öyle…

Türkiye doğru yerde duruyor. Hiçbir mezhep ayrımı yapmadan İslam’ın ortak değerlerine vurgu yapıyor. Birini ötekine tercih etmiyor. (Katar’ı destekledik ama Suudi Arabistan’la köprüleri atmadık örneğin.)

Ve zaten Mescid-i Aksa’nın selameti de İslam dünyasının selameti de farklılıkların altını kalın çizgilerle çizerek ayrışmayı körüklemekten geçmiyor. Bilakis ortak değerlere ve ortak tarihsel birikime vurgu yapmaktan geçiyor.

Birkaç soru ile bitirelim:

Aksa’daki İsrail ablukası kabul edilemez. Tamam! Harem-i Şerif’e İsrail askerlerinin ve Yahudilerin tecavüzleri kabul edilemez. Tamam!

Peki, 2 İsrail askerini Aksa’nın kapısında silahla vuran Filistinlilerin (ki 3’ü de çatışma sonrası hayatını kaybetti) irtibatları, silahları nereden buldukları ve o olayın soruşturmasının neticelerini hiç merak etmiyor muyuz?

Katar’ı, Türkiye’yi hedefe koyanlar, Mısır’da silahlı darbe ile iktidarı değiştirenler, Suudi Arabistan’da saray darbesi yapanlar, Filistin’de nasıl bir tezgahın içindedir?

Ve bütün bunların neticesinde en karlı çıkan hangi ülkedir?

Biliyorum tehlikeli sorular soruyorum. Fakat bu soruları birinin sorması gerekmiyor mu?

Yanılıyor muyum?

Yeni Şafak

———————————-

Hasan Öztürk

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI