Merhamet – (Turgay Aldemir)

0
225

Rahman ve Rahim isimlerinin birlikte kullanılması dilimizdeki sevgi ve saygının birlikte kullanılması gibidir. Kişi sever, sevdiğine de saygı gösterir.

Merhametlilere Rahman merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.(Buhari)

Senden umut kesmem, kalbimde merhamet adlı çınar vardır.- Sezai Karakoç-

Rahman ve Rahim isimlerinin birlikte kullanılması dilimizdeki sevgi ve saygının birlikte kullanılması gibidir. Kişi sever, sevdiğine de saygı gösterir. Kişinin sevgisi yoksa gösterdiği saygı da iğreti durur. Sevmeden saygı gösterme tahammül olur. Sevgi ve saygıdan kaynaklanan hürmet, değer anlamına gelir. Aynı zamanda hürmet insana değer katar.

Allah bizi sevgi ve merhametinden duyduğu sonsuz ilgi ve alaka (alak)tan yarattı. Biz de bu ilgi ve alakaya cevap vererek O’nu vicdanımızda bulmalıyız.

Kullarıma, benim çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu haber ver. (Hicr 49)

Allah bizim vicdanımızda sevgi, merhamet, iyilik ve adalet olarak tezahür eder. O, bizi yarattı, biz de vicdanımızda O’nu bulup yaşadığımız hayatın içine taşımalıyız.

Bizim asıl misyonumuz kalpsiz dünyanın, merhamet ve adaletle yoğrulmuş vicdanı olmak; çölleşen insanlık vicdanına şefkat ve merhamet yağmuru olup onu adaletle yıkamaktır. Hayatımızda bu ideallere dair bir iman, bir eylem, bir mücadele, bir mücahede yoksa yaşıyormuşuz gibi yapmanın anlamı var mı?

Hayat dediğimiz bir iyiliğe, güzelliğe, doğruluğa, bir ideale inanmak, bir umudu yaşamaktır. Ulvi bir yücelik uğruna şefkat ve merhametle harcanmamışsa mal mülk, kullanılmamışsa makam mevki, adanmamışsa beden, bir yüktür. Sevgi ve merhametle atmamışsa kalplerimiz, zaten ölüdür.

Bir an yaşarken kabirleştirdiğimiz yerden doğrulup yaşadığımız hayatın muhasebesini yapsak; içinde sevgi, merhamet, şefkat ve adalet olmayan hayatımızla, sürünüp durduğumuzu gördüğümüzde vay halimize…

Dostlar, bu durum balığın denizde, denizden habersiz yaşaması misali; derya içinde fakat deryadan habersiz tükenmiş bir ömürdür. Yaşamışız da var olmamışız demektir. Deryanın içinde fakat ondan nasipsiz öyle soluk alıp vermişiz, yiyip içmişiz, tükenip gitmiş ömrümüz. Her an her gün şeklen Rahman ve Rahim olan O’dur demişiz; fakat merhamet, şefkat ve adalet fakiri kalmışızdır.

Hangi maddeden yaratıldığımızla uğraşırken niçin yaratıldığımızı ıskalamışızdır.

Unutmayalım ki katı yüreklerden merhamet doğmaz. Merhamet, kalbin yumuşamasıdır.

Merhamet, bütün varlığımızla hak ve hakikat için koşmaktır,  yorulmaktır ve tekrar tekrar merhametle, adaletle yoğrulmaktır.

Hak, adalet, özgürlük için topyekün Allah’ın verdiğini hakikatin tecellisi için adamaktır merhamet. Merhamet, sabır, tevekkül, rıza ve tevazuuyla akrabadır. Tek başına soyut bir merhamet olmaz. Merhamet somuttur, kan ile birlikte vücutta dolaşmadıkça, kitaplarda dillerde kalmaya mahkûmdur.

 

Artık adaletin ve merhametin Elçisini ve O’na inanan erleri anmaktan, anlamaya idrak etmeye geçmeliyiz.

O kutlu mesajı anlayabildiğimiz orand
a kendi benliğimizde evimizde işimizde şehrimizde ve dünyada yürürlüğe taşıyabiliriz.

Merhamet ve adaletin yaşam alanı ruhtur. Ruhta çakan diriliş şimşeğidir, merhamet ve şefkatten yoksunluk ölümden beter ölümdür. Sevgi ve merhametin hamuru yetimin sevinç gözyaşıyla yoğrulmuştur. Mayası mazlumun hoşnutluğudur.

Merhamet, insanın kendini hesaba çekişinden doğan bir öz değişim davranışıdır. Kendimizi değiştirerek başkasının değişimine yol açabiliriz.

Mü’minler birbirini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine şefkat göstermede tek bir vücut gibidir. O vücudun bir organı acı çektiğinde, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşırlar. (Müslim)

Merhamet bir yandan ruhlarımıza kök salmalı, öte yandan toplumda bu ruh eliyle hak ve adalet sistemleşmelidir.

Körleşmiş, kötürümleşmiş, felce uğramış insanlık adalet için çarpan yüreklerimizle, merhamet ve şefkatle yeniden ayağa kalkmalıdır.

Merhamet ve adalet duygusu her insanda fıtraten vardır. Ancak, karşılıksız iyiliklerle ve hakkın tecellisi için verdiğimiz mücadelemizle bu fıtri duygular bizde canlı kalır.

Hz. Peygamber buyurdu ki; Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir. (Tirmizi)

Sevgi, merhamet ve şefkat ahlakı İslam’ın Mekke döneminde Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde yoğun bir şekilde yer almıştır. Toplumdaki sınıf farkı yetim ve yoksulun horlanması böylece dengelenmiştir

Merhametin tecellisi bedeli ne olursa olsun zalimin karşısında mazlumun yanında, tarafında saf tutmaktır.

Ebû Cehil, bir yetimin vasisiydi. Çocuğun bütün malı yanındaydı, fakat ona harcatmıyordu.

Bir gün çocuk aç ve çıplak olarak geldi, malından bir şey istedi. Ebû Cehil, azarlayarak yanından kovdu. Sonra da Kureyş`in ileri gelenleri çocukla alay ederek, “Muhammed`e git de, sana yardımcı olsun” dediler.

Onların bu kötü niyetini anlamayan saf ve masum çocuk doğruca Peygamberimize gitti. Halini arz etti. Peygamberimiz çocuğu yanına alarak Ebû Cehil`in bulunduğu yere geldi. Yetimin hakkını vermesini söyledi. Peygamberimizi karşısında gören Ebû Cehil hiç itiraz etmeden yetimin malını iade etti.

Ebû Cehil`in bu uysallığını gören müşrikler, “Sen de sapıttın, Muhammed gibi çocuklaştın” diye onu küçümsediler.

Ebû Cehil tuhaf bir haldeydi. Onlara şöyle dedi: “Hayır, siz de benim yerimde olsaydınız, aynı şeyi yapardınız. Çünkü onun sağında ve solunda birer mızrak gördüm. Vermeyecek olsam bana saplanacaktı.”

Bu çağda zulme uğrayan yetim yoksul zayıf bırakılmışların feryadını duyup çağrısına koşacak merhametli yiğit insanlar olmak için çabalamalıyız. Bu yiğit insanlarla çağın zalimlerine karşı mazlumun yanında örgütlü iyilik hareketleri oluşturmalıyız.

İnsandaki şefkat duygusunun kaynağı ilahi rahmettir. Kendi dışında sürgün edilmiş insanın öze, içine dönüşüdür merhamet. Kendi özümüzde hapsolmadan kaybolmadan Rahmanın rahmetine ulaşmadır.

İnsan olarak kendimizle buluşup Rahmanın, Rahim olan Rabbimizin merhametini dileyerek yeniden insanlık için yola çıkmalıyız. Neslin ıslahı, arzın imarı için, yüreğimize düğümlenmiş, içimizde kapanan, kilitlenen ruh atomunu parçalamalıyız. Ve ondan doğacak şefkat ve merhamet paylaşımının ışığıyla gecede yürümek, yürümek ve yürümek… ta ki güneşin doğacağı vakte kadar…

Özgün Duruş

———————————-
Turgay Aldemir
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI