Medeniyetler İttifakı – (Tarık Ramazan)

0
156

Tek bir gün bile geçmiyor ki dünyanın daha fazla iletişim, diyalog ve anlayışa ihtiyacı olduğunu duymayalım. 11 Eylül 2011, son on yıldır gerçekleri açığa çıkaran bir trajedi olarak kaldı.

Tek bir gün bile geçmiyor ki dünyanın daha fazla iletişim, diyalog ve anlayışa ihtiyacı olduğunu duymayalım. 11 Eylül 2011, son on yıldır gerçekleri açığa çıkaran bir trajedi olarak kaldı. O zamandan beri, “medeniyetler”, “çatışma”, “diyalog”, “ittifak” ve bunun gibi kavramlardan gittikçe daha fazla bahseder olduk. Kimi siyasetçi ve aydınlar, Huntington’un görüşlerini tek bir önermeye indirgeyerek, bir “medeniyetler çatışması” olduğu fikrini destekliyorlar. Diğerleri ise olanca enerjileriyle böyle bir çatışmanın olduğunu inkar ediyor, “diyalog”u savunuyor ve “ittifak” çağrısında bulunuyorlar. Bu çelişkili ideolojik tutumların altında benzer bir dünya algısı görüyoruz. Burada “onlar” ve (veya karşılarında) “biz” varız; “bizim” kimliğimiz “onlarınkinden” farklı. “Bizim” ve “onların” medeniyetleri: her şey; dünya, adalet ve insanlık onuru ile ilgili herhangi bir kavrayışı önceden tayin eden bir kültürel ve/ya dini aidiyet etrafında dönüyor. Bu politikadan çok kültürle, güçten çok anlayışla ilgili: Bizi buna kanmaya davet ediyorlar.

Küreselleşen dünyanın eski anlayışlarımızı zorladığını, kimliklerimizi ve aidiyet hissimizi sorguladığını ve müşterek ve bağımsız konfor bölgelerimizi sarstığını kimse inkar edemez. Bunlar zor zamanlar ve korku ve şüphelerle beslenen güvensizlik hissi tüm dünyada, Afrika, Asya ve Amerika’da olduğu gibi Avrupa’da da görülebilir. Kendi tarihimiz, kültürümüz, din ve değerlerimiz ile ilgili daha fazla eğitim ve kavrayışa ihtiyacımız olduğuna şüphe yok ve diğer kültürleri, din ve dünya görüşlerini de öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Çoğulculukla baş etmek elbette dünyaya açık olmak, dinlemek, iletişim kurmak ve diğer insanların inanç ve hassasiyetlerine sadece tolerans göstermenin ötesinde onları anlamak da demek. Bu sebeple okullarımızın müfredatlarını yeniden düzenlememiz çok önemli; daha fazla tarih, felsefe, din ve sanat öğretmeliyiz. Gelecek nesilleri, çeşitlilikle başa çıkmaları, gittikçe daha karmaşıklaşan bir dünyanın güçlükleri ile yüzleşmeleri ve en sonunda toplumlar, kültürler ve dinler arasındaki iletişim ve saygıyı iyileştirmeleri için donatacak alan ve disiplinler bunlar.

***

Bu kolay olmayacak. Yaşadığımız “Sosyal ağ” çağında “bağlanmayı” iletişimle karıştırmak kolay. Sanal ve gerçek dünyada bağlanmak, internet veya günlük hayatın hızı ile iki laf etmek, bilgi paylaşmak gibi görünüyor. Genç insanlar açık, hızlı ve duyarlı. Fakat bu anlamak, düşünmek ve entelektüel empati yapmak için yeterince donanımlı oldukları anlamına gelmez. Küresel modern dünyamızda duygu ve algılayışların benzer olması, söz ve anlamların aynı olmasından kaynaklanmıyor. Konu iletişim ve diyalog olunca, psikolojik faktörleri göz önüne almak kritik önem taşıyor: Nerede olduğun ve nereden konuştuğun konusunda iyi hissetmek son derece önemli. Vatandaşlık, kültür ve dinler ile ilgili konuşmak güzel. Ancak aidiyet duygusu eksikse; vatandaşlık, kültürler veya dinler korkularımızı ve güven eksikliğimizi çıkarmak için kullanılabilirler. Göçmenler, yabancılar veya “yabancı” dinler düşman haline gelirler. Dünyanın her yerinde halkçı partilerin ne kadar iyi durumda olduğuna bakınca, genç nesillerin bu tip tehlikelerden korunmadığı netlik kazanıyor.

En endişe verici gerçek ise bu psikolojik faktörlerin siyasi arenada nasıl kullanılıp kullanılmadıkları. Ya “medeniyetler çatışmasından” bahsederek insanların güven eksiklikleri ve korkularıyla oynuyoruz, ya da güçlükleri aşmak için son çare olarak diyalog veya ittifak çağrısı yapıyoruz. Siyaset, ekonomi, çıkarlar ve güce eğilmemek için “medeniyetler” ve “dinler”den bahsediyoruz: “Medeniyetler”e doğru bu kayma, aslında kudretli siyasi güçlerin kendi güç ve politikaları hakkında konuşmaktan kaçınma yolları olabilir. Politikadan bahsetmemek için kültürden bahsetmek, ekonomik eşitsizlikten bahsetmemek için şekilci demokratik değerlerden bahsetmek, adaletsizlikten bahsetmemek için saygıdan bahsetmek. “Medeniyetler” ve “dinler” retoriği ise güce ve günümüzün asıl meselelerine eğilmekten kaçınmak için güçlü engeller oluşturabilirler.

Modern toplumlarımızın kalbinde, demokratik olsun veya olmasınlar, siyaset ve politik ideolojiler, ekonomik adalet ve etik, psikolojik yabancılaşma ve entelektüel manipülasyon ile kendimizi uzlaştırmaya ihtiyacımız var. Direnmek, diyalog kurmak, diğer medeniyet ve kültürlere açık olmak yetmez: Dünyamıza anlayışlı, bilinçli ve saf olmayan zihinler gerek. Bize anlayışlı, kararlı ve cesaretli kadın ve erkekler gerek. Bizi haysiyetten bahsetmemiz gerekirken kimliklerden bahsetmeye iten veya aslında konu onların insani olmayan çılgın hakimiyetleri iken bizi insani diyalogdan bahsetmeye davet eden kudretli gücün karşısına çıkmaktan korkmayacak, saygı üzerine kurulu bir “medeniyetler ittifakı”na hazır insanlar…

* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.

 


———————————-
Tarık Ramazan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Tarık Ramazan”]