Medeniyet Tasavvurumuz

0
106

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri platformu tarafından organize edilen 5. Kuzuluk sempozyumu “Medeniyet Tasavvurumuz” üst başlığıyla yapıldı. 26 -31Temmuz arasında icra edilen programa yoğun bir katılım oldu.

 

Kuzuluk sempozyumları 2006 yılında başladı ve ilk konusu “Aile ve İletişim” 2007’de  “Değer Merkezli Kurumsallaşma”  2008’de “Eğitim ve Sivil Toplum” 2009’da “Erdemli Toplum” ve 2010 “Medeniyet Tasavvurumuz” üst başlığı ile 6 gün boyunca sunum ve tebliğlerle devam eden Kuzuluk buluşmaları sadec sunum ve tebliğle bitmiyor. Özellikle akşamları 20–30 kişilik münazara ve istişare ortamları görmeye değer. Söz ve konular uzuyor ama dinleyicilerde en ufak bir bıkkınlık yok saat gecenin 01-02’si oluyor halen bir ilim adamının etrafında kümelenmiş insanlar büyük bir merak ve istekle dinlemeye devam ediyorlar. 

500 yetişkin insanın kişinin katılım gösterdiği sempozyum.  Daha sonra selamlama konuşmalarına geçildi. İlk olarak Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurlu genel sekreteri İbrahim Bahar ve Salih Akverdi birer teşekkür konuşması yaptı. Türkiye’nin değişik yerlerinden gelerek programa iştirak eden dernek ve vakıf başkanları birer selamlama konuşmaları yaptılar.

Sempozyumda kimler konuştu

Prof.Dr.İbrahim Gezer, Prof.Dr.Mahmut Kaya, Ahmet Ertürk, Bayram Babacan, Ramazan Kayan, Ahmet Özcan, Erol Battal,  Ahmet Gündoğdu, Altan Tan, Hanifi Fırat, İbrahim Bahar, Bülent Yıldırım,  Mehmet Güney, Necip Cengil, Ayşe Okutan, Necla Koytak, Meral Özpürkçü, M.Önal Mengüşoğlu, , Saim Dursun, M.Ali Eminoğlu, Kemal Özer, Dilaver Demirağ, Süleyman Dağ, Tamer  Çalhan, Ahmet Çamurluoğlu, Özkan Soyluoğlu ve Gazi Kılıçparlar birer sunum yaptılar.

Katılımcıların konuşmalarından  gün gün özet olarak siz değerli okuyuculara ileteceğiz

 

Sempozyum 1 Gün

Değer merkezli kurumsallaşma sorunlara ilaç olur

Sempozyum Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu başkanı Turgay Aldemir’in sunumu ile başladı. Aldemir “Bireyden aileye aileden medeniyete yapılanma anlayışı” başlığındaki sunumunda özete şu ifadelere yer verdi: Bu dönem değer merkezli kurumsallaşma dönemidir. Anadolu, bir coğrafyanın ismi olmaktan  öte, bir birlikte yaşama formatının adıdır. Bizler etrafımızı çevreleyen duvarları kaldırdık. İçinde yaşadığımız toplumun bir parçasıyız  ve  her alanda onlarla  iletişim içindeyiz. Bizler hayatın içinden ortak ve referans değerler  merkezli çizgimizle var olma gayretindeyiz. Hakkın değerlerine bağlı bu değerlerle kenarda kalmak yerine halkın içinde ve hayatın tam ortasında var olma çabasındayız. 

 Bu süreci değer merkezli kurumsallaşma dönemi olarak görüyoruz. Bu süreçte tevhid, özgürlük, adalet, ahlak ve aile değerlerini merkeze alarak insan odaklı medeniyet eksenli bir tasavvur içindeyiz.

Farklılıklarımızı bir fırsat olarak görüyor, toplumun her kesimi ile paylaşımı, diyalogu ve ortak değer üretmeyi hedefliyoruz.

Anadolu Platformu teoriden ibaret bir birliktelik değil, pratize edilebilen retoriği olan ilkeli, sahih ve aşkın bir çabadır. Bizler kendimizi ortak iyilik, diriliş ve ihya  ekseninde inşâ etme çabasındayız.

 Gayemiz ve misyonumuz

Dinimizin ve kültürümüzün güzel gördüğü temel ahlaki özellikleri taşıyan bireylerle, erdemli, ahlaklı ve dayanışmacı topluluklarla; açıklık, verimlilik, üretkenlik ve ilkesel  niteliklere sahip kurumlarla; ahlaklı, dürüst ve kişilikli bir neslin yetişmesine, huzurlu, güvenli ve yaşanabilir bir dünyanın  imar ve inşasına çalışan bir platform olmaktır.

 Platform olarak temel misyonumuz; üretip geliştireceğimiz model, ürün ve projelerle ve en önemlisi yetişmiş insan gücümüzle insanımızın tarihiyle, değerleriyle ve evrensel insani duyarlılıklarla yeniden buluşturulması ve inancımızdan, tarihimizden, kültürümüzden ve insan zenginliğimizden kaynaklanan potansiyelimizin ortaya çıkarılması çabalarına katkı sağlamaktır.

Medeniyete bakışımız

Daha sonra Porf.Dr.İbrahim Gezer ise  “Medeniyete bakışımız” konulu sunumunda özetle şu konulara değindi; Medeniyet Nedir? 19’un­cu yüz­yıl sos­yal bi­li­mi­nin anah­tar ke­li­me­si ‘sı­nıf’, 20’nci yüz­yı­lın­ki ise ‘ulus’ olmuştur. Görünen o ki 21’in­ci yüz­yı­lın anahtar kelimesi ise ‘me­de­ni­yet’ olacaktır. Eğer bu varsayım doğruysa “medeniyet” olgusunu daha çok tartışacağız demektir.

Medeniyet kavramı Arapçada “şehir” anlamına gelen “medine” kelimesinden gelmektedir. Medeniyet kelimesinin İngilizce karşılığı olan “civilisation” kelimesi de Latincede şehirli anlamına gelen “civilis” kelimesinden türetilmiştir. Medeni kelimesi ise şehirli ya da şehre mensup olan manasındadır. Bu anlamda İslam doğuşu itibariyle şehirli bir dindir.

 

Klasik İslam felsefesinde Medine ile medeniyet arasındaki ilişkiyi felsefi bir disiplin içinde ele alan ilk kişi Farabi olmuştur. Bu düşünürümüze göre köy, mahalle, sokak ya da aile yapılanmaları insan için iyilik ve yeterliklerin ortaya çıkacağı bir ortam hazırlayamaz (Cemaat, aşiret, kabile, örgüt, dernek, vakıf..). Bunun için yerleşik düzenin ve şehirlerin ortaya çıkması gerekir.

 

Ünlü medeniyet kuramcısı Toynbee medeniyeti; bir kültürün yazılı bir dile, bilime, felsefeye ve yüksek derecede uzmanlaşmış iş bölümüne, karmaşık bir teknolojiye ve kapsamlı bir siyasal sisteme dönüşmesi olarak tanımlar.

Medeniyeti Hazırlayan ve Besleyen Şartlar

Medeniyeti Hazırlayan ve Besleyen Şartlar:“Medeniyet, insanlığın tarihsel yürüyüşüdür.” diyen Toynbee’ye göre Medeniyet kaos ve güvensizliğin sona erdiği yerde başlar. Çünkü korku ve endişe ortadan kalktığı vakit merak ve yaratıcılık hisleri serbest kalır ve insan hayatın mana ve süslerini anlama yolunda harekete geçer

İbni Haldun’un mukaddimesi hakkında ünlü düşünür Toynbee şöyle diyor; 400-500 yıl önce söylenmiş, şimdiye kadar hiçbir çağda, hiçbir insan zekâsı böyle bir eser yaratmamıştır.