Ana Sayfa Kategoriler Dosyalar MEB’in yönetmeliği bir ucube

MEB’in yönetmeliği bir ucube

0
MEB’in yönetmeliği bir ucube

İktidar, Siyer, Kur’an’ı Kerim, Kürtçe gibi dersleri seçmeli yaptı. Bu adımları destekliyoruz. Siyer ve Kur’an derslerinde öğrenci başını örtebilir. Fakat diğer derslere geçtiğinde başını açmak zorunda bu nasıl bir travma? Bu yönetmelik bir ucube”

Türkiye’de insana duyarlı sivil toplum kuruluşlarının başında gelen Anadolu Platformu, çalışmaları devam ediyor. Anadolu Platformu’ndan Hüseyin Özhazar, başörtüsü sorunu, kılık kıyafet yasası, Kürt sorunu, başbakanlık gibi konularda gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Anadolu Platformu Yönetim Kurulu Üyesi ve Bilgi ve İletişim Komisyonu Başkanı Hüseyin Özhazar, Anadolu Platformu’nun yapısını anlatarak sözlerine başlıyor. Türkiye’nin çok sayıda ilinde 50’nin üzerinde merkezde alternatif bir eğitim yaptıklarını söyleyen Özhazar, platformu şöyle anlatıyor, “Anadolu Platformu, Türkiye’nin birçok yerinden çeşitli STK’lardan oluşan bir üst yapıdır. Biz, İslami ve insani duyarlığı olan Anadolu’nun çeşitli kentlerinden duyarlı insanlarız. Biz, insana yatırım yapılması gerektiğine inanırız. Bu geleceğe dair en önemli yatırımdır. Çalışmalarımızı komisyonlar şeklinde yürütüyoruz. Bu komisyon çalışmalarında etik, ahlak ve irfan boyutu öne çıkıyor. Geçen yıl bine yakın evde 6-12 yaş grubundaki çocuklarımıza karakter eğitimi yaptık. Van’dan Trakya’ya İzmir’e kadar birçok yerde. Biz, çocuklarımıza verilen resmi eğitimin yeterli olmadığını bu nedenle de böyle bir eğitimin verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu eğitimin içinde Kur’an, hayat, güler yüz, adalet, şefkat, insan-çevre ilişkileri merkezli; pratiklere yer veriyoruz” diyor. Platformun bünyesinde Düşünce Akademisini kurduklarını kaydeden Özhazar, “3 yıldır Düşünce Akademisinde dersler veriyoruz. Türkiye Modernleşmesi, Aydınlanma Felsefesi, İslam Düşünce Ekolleri, Jeopolitik, Medeniyet Tarihi, Ekonomi, Psikoloji, Siyaset Bilimi, Sinema gibi dersler veriliyor. Biz Türkiye’de ve dünyada olup biten her şeyin bir ölçüde bizi de ilgilendirdiğini düşünüyoruz. Herhangi bir partiyle veya siyasi yapıyla bağımız yok; sivil bir yapılanmayız ama siyasetle ilgiliyiz” diyerek bulundukları yeri tarif etti.

Yönümüz batıya çevrildi

Türkiye’nin kangrenleşmiş sorunlarına dikkat çeken Özhazar, bu sorunların en başından gelenin başörtüsü sorunu olduğuna dikkat çekiyor. Başörtüsü sorunun bugünün değil eskiden gelme bir problem olduğu vurgulayan Özhazar, “Başörtüsü kangrenleşmiş bir meseledir. Yakın tarihte MEB’in çıkardığı yönetmelik başörtüsü sorununu da alevlendirdi. Biz bu tartışmaların çok sağlıklı olduğunu düşünmüyoruz. Bu topraklar bin yıldır İslamla buluşmuştur. Bu eğilim belki daha önce başlamıştı ama Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda yönünü Batı’ya yönlendirdi. Takrir-i Sükun Kanunu’yla geçmişe dönük ne varsa bunları bitirmeye yönelik çalışmalar yapıldı. ‘10 yılda, 15 milyon genç’ böylece yeniden yaratılmıştır. Böylece eskiye oranla bambaşka bir toplum yaratılmaya çalışılmıştır. Bize göre başörtüsü ve benzeri problemlerin ana kaynağı burasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi anlaşılmadan başörtüsü ya da benzeri sorunların doğru anlaşılması ve doğru çözülmesi mümkün değildir. Ama Türkiye şuan asli hüviyetine dönmenin sancılarını çekiyor. Aslında “normalleşme” sancıları bunlar. Yani başbakanlık sistemi, başörtüsü, Kürt sorunu gibi sorunların verdiği sancılar bu noktada devreye giriyor” diyerek bu sorunun kökensel bağına kaydetti.

NATO askerinin Osmanlı askerine darbesi

Bu sorunların temelinde Tek Parti dönemi ve askeri darbelerin rolüne atıf yapan Özhazar, Türkiye’nin asli hüviyetine dönme sancılarını çektiğini belirtti. Özhazar, “Bu, aslında başörtüsü ya da kılık kıyafet meselesi değildir. Mesele bu topraklar asli hüviyetine ulaşacak mı yoksa Batı’nın belirlediği şekilde mi duracak? Mesele birazda bununla alakalıdır. Burada 27 Mayıs 60 darbesini anmak istiyorum. Bana göre bu darbe askeriyenin askeriyeye darbesidir. Yani Osmanlı geleneğinden gelen yönetici askerlerin daha alt subaylar tarafından tasfiyesidir. Osmanlı’nın son yömetici askerlerinin yerine Batılı ve NATO yetiştirmesi askerlerin getirilmesidir bence. O darbeden sonra o vesayetçi anlayış daha derin bir şekilde sürdürülmeye devam etmiştir. Zaten sonraki 71 ve 80 darbelerinin kökünün dışarıda olduğu da çok net olarak ortaya çıktı” diyerek vesayetçi anlayışın çıkışını anlattı.

Herkese aynı eğitim zulümdür

Eğitim sisteminin çarpık olduğuna dikkat çeken Özhazar, sorunun zihniyet sorunu olduğunu söylüyor. Özhazar, “Sorun kıyafet sorunundan çok eğitimdeki zihniyet sorunudur. İnsanlar madenler gibidir. Yani insanlar gümüş, bakır, altın gibi farklı özelliklere sahiptir. Ama bu sistem insanlarının tamamına demirmiş gibi davranıyor. Herkesi aynı görüyor. Hâlbuki Kuran diyor ki; “Biz insanları parmak uçlarına kadar farklı yarattık.” Allah’ın farklı yarattığı insanlara aynı rolü dayatmak zulümdür. Devletin artık elini ayağını çocuklarımızın, insanlarımızın zihinlerinden ve hayatlarından çekmesini istiyoruz. Osmanlı Devleti’nde eğitime ayrılan bütçe sıfırdır. Devlet bu alanları insanların tercihini bırakıyordu. Devlet oraya müfredat gibi emir-komuta anlayışı vermiyordu. Bizim eğitim sistemimiz sıradan insanlar yetiştiriyor. Öğrencileri arka arkaya dizip eğitim veriyoruz. Bu asker yetiştirmedir” eğitim sisteminin tek tip insan yetiştirme ısrarına isyan etti.

MEB’in yönetmeliği bir ucube

Yeni yönetmelik sisteminin ucube olduğunu anlatan Özahar, “Hükümet Siyer, Kur’an’ı Kerim, Kürtçe gibi dersleri seçmeli dersler yaptı. Bunlar güzel şeyler… Bu işi biraz da çocuklardan-gençlerden ve eğitimden anlayan psikologlara sorsunlar. Bir çocuk Kuran ve Siyer dersinde başını örtebilir ama diğer derse geçtiğinde başını açacak. Bu nasıl bir travma? Bu önergeyi hazırlarken bir çocuk psikologuna sormamışlar mı? Aç kapa aç kapa artema mı bu? Bu yönetmelik bir ucube. Bir de öğrenci üniversitede başörtüyle okuyabilecek ama öğretmenlik yapamayacak… Kamu kuruluşunda çalışamayacak. Bu psikolojik kırılmalara yol açabilecek bir durum. Biz hükümetten şapkadan tavşan çıkarmasını beklemiyoruz. Ömer Dinçer Bey’in, “Biz isteseydik kıyafeti topyekün serbest yapabilirdik” demesi bu toplumun değerleriyle uyuşmuyor. Millet “artık yeter” diyor. Artık başörtüsünü rahat bırakın. Milletin namazına müdahale etmiyorsunuz o zaman başörtüsünü de artık müdahale etmeyiniz” devletin yasakçı ve baskıcı unsurların bir an önce son bulmasını istedi.

Adı değil uygulaması önemli

Son dönemlerde tekrar alevlenen Başkanlık sistemi tartışmalarına da değinen Özhazar, bu konunun isminin çok önemli olmadığını mühim olanın uygulamadaki adalet olduğunu belirtiyor. Özhazar, “Biz demokrasi ve cumhuriyet adı altında nice masum insanların katledildiğini ya da zulme maruz kaldığını biliyoruz. Biz yönetimin isminin ne olduğuna bakmıyoruz. Makyavel, “Osmanlıyı almak zordur ama yönetmek kolaydır. Ama Fransa’yı almak kolaydır ama yönetmek zordur.” diyor. Sebebini şöyle açıklıyor; çünkü Osmanlı’da bütün güç bir kişide (Padişah) toplanmıştır. Bu durum ciddi bir risktir.

Hz. Ömer’in ilkeleri

Hz. Ömer in devlet yönetiminde esas aldığı adalet, meşveret, ehliyet, maslahat gibi ilkeleri vardır. Biz yönetimlerde bu dört ilkenin esas alınmasını gerektiğini düşünüyoruz. Bu ilkeler olduktan sonra yönetimin adı pek mühim değil. Bazı yerlerde adı demokrasi olan yönetimler var. Ama bu yönetimlerde eşitlik, adalet, halkın çıkarı gibi şeyler yoksa demokrasi olsa ne olur? Bizim istediğimiz halkla çatışmayan, halkın değerlerini koruyan ve bu değerlerle alay etmeyen bir yönetimdir. Cumhuriyet ilan edildi ama yönetime baktığımızda sürekli tasfiye… Ondan önce adı padişahlık olan Osmanlı’da 20. yüzyılın başında onlarca parti ve yüzlerce gazete vardı. Cumhuriyet kurulduğunda 1923’ten 1938’e kadar bütün vekilleri bir kişi belirlemiştir. Bu partinin il başkanları aynı zaman o illerin valisidir. Bu partinin ilçe başkanları da o ilçenin kaymakamlarıdır. Bu nasıl bir cumhuriyettir? Kısacası yönetim zulüm uygulamasına dönüşmüşse, diktatörce bir uygulama varsa, bu uygulamanın adı demokrasi ya da cumhuriyet olması ne fark eder ki? Bence başkanlık sistemine buradan bakmak lazım. Bu sistem bize ne vaat ediyor? Bu sistem, parlamenter ya da monarşi olsa ne olur? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Ben birkaç isim değişikliğiyle kangrenleşmiş bazı sorunlarımızın çözülemeyeceğini düşünüyorum. Mesela en çok canımızı yakan Kürt meselesini var. Bu sorunu aşmamız lazım. Müslümanlar olarak problemlerimizin çözümüne katkı sunmalıyız. Özgürlük alanlarını açmalıyız; çoğaltmalıyız. Kuran ve peygamberin tavsiyeleri doğrultusunda, duyarlı bir bilinç ve insanca yaklaşımlarımızla; adalet ve merhametle bence her türlü sorunumuzu çözebiliriz” sorunun İslam, peygamber ve adaletle çözülebileceğinin altını çiziyor.

Maaz İBRAHİMOĞLU / MİLAT