Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı Cüneyt Sarıyaşar

0
392

Anadolu Platfornu Genel Kuruluna katılan isimlerden biri de Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı Cüneyt Sarıyaşar’dı. Cüneyt Beyin konuşma metni:

Cüneyt Sarıyaşar

 Kıymetli hazirun sizlerle bir araya gelince biz heyecanlanıyoruz. Belki daha önceki kurulunuzda ifade ettiğim bir şeyle başlamak istiyorum. Burası bir medeniyetin yeniden inşaası için, bizim neslimizin yaşam süreci içersinde büyük çaba gösteren ve Anadolu topraklarında pek çok şehirde bu çaba ve gayretlerin bir noktada filizlerini atan önemli bir çalışmanın 2000’lere tekabül eden gayreti Anadolu Platformu. Bu noktada Türkiye’deki İslami düşünceye sahip insanların belki çok önemli bir gayretkeşliğiyle ortaya koyduğu bir birliktelik ve bu birliktelik aynı zamanda bizim bu süreç içerisinde nereden nereye geldiğimizi de ifade eden bir şey. Ben kısaca bu yönü ne işin değinmek istiyorum. Sizler bizler hepimiz buralara kolay gelmedik. Geldiğimiz yeri de çok fazla benimsememeliyiz. Dönüp ardına bakan, geleceğin inşa etmeye çalışan insanlar olarak bir aradayız. Dönüp ardımıza baktığımız zaman gördüğümüz şeylerden bahsetmek istiyorum biraz. Şimdi benim burada kısa bir örneklikle belirtmeye çalışacağım bu yüzyılın başında yaşadığımız dramı hatırlamaktır.

Ben inşaat mühendisiyim. Biz bir şeyi planlayıp proje yapmak için ilk önce tabii zeminleri doğal zemini yok ederiz. Kazarız hafriyat diyoruz bunun ismine ondan sonra üzerine epeyce malzeme yığarız. Bu arada bir yolu yapmak istiyorsak üzerinden de bir silindir geçiririz yüklediğimiz o malzemenin büyük yolu inşaatlarında görmüşsünüzdür o silindirlerin bir de böyle yumruk gibi demirli olanları vardır. Ben bu örneği niçin veriyorum? Bu yüzyılın başında bu sosyolojinin başına gelenleri anlatmak için veriyorum. Belki yedi düvele karşı kendisini ehlini, namusunu ve vatanını savunmak için gayret eden bedel ödeyen insanlar bu bedelin sonunda tam bir rahata kavuştuklarını zannettikleri, iradelerini ortaya koymaya çalıştıkları süreçte öyle bir şeyle karşı karşıya geldiler ki biz bu yeni dönemin ilk darbesi diye ifade diyoruz. O ikinci meclisin oluşumu ve sonrasındaki süreçlerdi Türkiye’de. Oradan itibaren planlanan programlanan projelendirilen yol veya inşa, ne ise toplum mühendisliği diyoruz, onun o toplum mühendisliğinin gereklerinden olarak ortaya koydukları bir şeydi bizim üstümüzden geçen silindirler. Bunları topluma sindirebilmek, yerleştirebilmek, istedikleri zemini elde edebilmek için kısaca ifade ettikleri gibi on yılda onbeş milyon genç yaratmak için bir dizi illüzyon gerçekleştirdiler. O illüzyonlara devrim adını verdiler. O devrimlerin en başat olanı ise şah damarımız gibi bizi etkiletecek olan harf devrimi idi. Biz ona kültürel soykırım diyoruz. Yeryüzünde insanlık tarihi değişik zamanlarda soykırımlara şahid olmuştur, en meşhuru da malum altmış yıl önce gerçekleştirilen yetmiş yıl önce gerçekleştirilen Yahudi soykırımı, son dönemde şahit olduğumuz Srebrenitsa’da Boşnaklara uygulan soykırım sonucu alınamamış soykırımlardır. Soy kırıma teşebbüs edilmiş ama soykırılamamıştır. Önümüzde duran bu kültürel soykırım neticesi alınmış, geri dönüş imkansızlaştırılmış bir soykırımdır. Geri dönüşü aynı bedeli belki daha bir ağır bedelleri sağlayacak bir soykırımdır. Bizler bunu devrim diye bir illizyon içerisinde yetmiş yıl çağdaşlaşmak adına, uygarlaşmak adına, muasırlaşmak adına yutmaya zorlandık.

Hepiniz benim gibi yetmişli yıllarda bir şey ifade ediyorsunuz kimliğinizi ifade etmek için fabrikasyon hatası. İnşa edilen ve bu yeni tip insanın bu tanrısal çaba ile yaratılmaya çalışılan o on beş milyon gencin sulbünden olmadığımızın ifadesi olarak gördük ki biz fabrikasyon hatasıyız. Fabrikasyon hatalarının birliğine merhaba diyorum. Biz buna karşı duruşumuzu, büyük bedeller ödeyerek, dedelerimizle verdik ama onların tarihine ulaşamıyoruz hala. İstiklal mahkemeleri ve Anadolu topraklarındaki bu katliamların şeceresi bile yok. Anadolu topraklarında biliyor musunuz kimin şeceresi var. Kimin uğradığı zulümlerin zaptı var. Evet, bu toprakların dışında, bu topraklar üzerinde planları olanların kayıtları var, azınlıkların kayıtları var ama biz çoğunluğun bu toprakların kahır ekseriyetindeki halkının kayıtlarına ulaşamıyoruz bu topraklar aynı on yıllarda sığınma mekanı oldu. Balkanlar’dan Kafkaslardan kaçıp gelenlerin, ben onlardan birisiyim, biz kayıtlarımıza ulaşamıyoruz. Bu çok önemli bir yara olduğu halde biz aslında kimliğimize sahip çıkmayan ne olduğumuzun farkında olmaya farkındalığımıza belki son otuz yılda, son kırk yılda varabildik. Bunlar kolay süreçler değildi, bu süreçlerin içinde emek, fikir, tefekkürle gayretkeş olan bütün değerli bir fikir adamlarına ve mücadele insanlarına Nurettin Topçu’sundan Nuri Pakdil’inden Mehmet Akif’ten İsmet Özel’inden fikir, tefekkür adamlarının yanı sıra, mücadele adamları Necip Fazıl’ından Serdengeçti’sinden unuttuğum birçok insandan bugüne çok değerli bir toplulukla karşı karşıyız. Bu 30-40 yılın şahidi Anadolu Platformu ve onun mücadele ve gayretkeşlik içinde olan siz değerli insanları.

Burada geleceğe yönelik bir tefekkür içersinde bir uğraş içerisinde bir gayretkeşlik içersindeyiz. Ben bunu şöyle anlıyorum; yeniden bir medeniyetin inşaası. Öylece uzun soluklu olmalıyız. Bugünden yarına bir şeyleri beklememeliyiz. Orta ve uzun vadeli planlar üzerinden gitmeliyiz bu noktada da Anadolu platformunun önündeki program ve projelerini gördüğüm zaman umutlanıyorum. Yani neslimizin geleceğini inşa etmek için kurumlarımızı muhafaza için insan potansiyeline yönelik çalışmalarınız bu nokta çok değerli. Bu yönüyle biz ne ifade ediyoruz Mazlumder. Mazlumder aslında sizlerin derneği. Mazlum der varlığını sizlerle ikame eden, biz sizler adına üstlendiğimiz emaneti yürüten insanlarız. Biz Mazlum deri ifade ederken, şunu beyan ediyoruz; diyoruz ki biz vahyin “ya eyyuhennas” yüzüyüz, ey insanlar diyen yüzüyüz bu olmaya çaba gösteriyoruz. Sosyolojik olarak da sizlerin de altına bir emaneti üstlendiğimizi bunu yürütmekle mükellef olduğumuzu söylüyoruz. Bu bağlamda sizin gayetkeşliğiniz ve medeniyet inşası üzerindeki bütün gayretleriniz Mazlumderin birikiminin önemli bir yönünü oluşturuyor. Bu yönü itibariyle Anadolu’da ve Trakya’da cemiyetimizin bize verdiği desteği bu noktada sahiplenmeyi çok önemli görüyoruz. Bu noktada bizler sizlerin emanetini gereğince yerine getirmenin sorumluluğu içersinde böyle bir rikkatle davranma çalışıyoruz ama mücahil olmanızı istiyoruz. Şubelerimizde, her mekanda biz Anadolu Platform bireylerini Mazlumderin varlığını inşa eden, önemli insan kaynağı, sosyolojisi, sahibi olarak müdahil olmalarını istiyoruz. Lütfen bizlere daha sık nerde bizim emanetimiz ne yapıyorsunuz diyin. Bunu nasıl paylaşabilirsek o kadar biz yeniden kendimize gelebiliriz. Bizim bu ülkede bir şeyler söylemeye başladığımızı henüz düşünmüyorum; çünkü sorunlar tarafımızdan değerlendirilip de öne konulan sorunlar değil. Sorunlar sistem tarafından önümüze sürülen sorunlar, bu noktada evet, bu toplumda ciddi can kayıplarına da sebep olan Kürt sorunu, üzerinde konuşulmadığı bir mesele kalmadı, hala da konuşuyoruz. Tabii ki buna karşı sorumluğumuz ve müdahil olma gayretimiz vardır. İnisiyatif almak bizim sorumluluğumuzdur. Ama bir olayı tekrar vurgulamak istiyorum. Bizi inşa eden kimliğimizin değerleri ve sorunları üzerinden henüz konuşmaya başlayamadık. Müslüman kimlik üzerinde sorunlar konuşulmaya başlanamadı. Bizim üzerimizden geçen silindiri ifade edemiyoruz. Soyumuzun kırıldığını henüz ifade edemiyoruz. Bununla ilgili bir talepkarlığın henüz önünde değiliz.

Anayasa ile ilgili talepkarlığımızın en başat sorunu anayasanın girizgah metni ve onu kutsayan maddeleri bunlar olduğu sürece yeni bir Anayasa istemiyoruz. Yeni bir Anayasa değil, mevcut anayasayı da istemiyoruz. Çünkü bizi ifade etmiyor. Çünkü o sadece ve sadece bizi mahkum ediyor. Demin arkadaşlarımız hükümetlerin görünen görünmeyenlerinden bahsettiği. Görünmeyen hükümetlerin anayasasıyla biz ne yapabiliriz? Bu konuda Anayasa gayretkeşliğinin başındaki koordinatörünün ifadesine dikkat çekip bunun ne olduğunu soruyoruz. Bizde Mazlumder olarak sizler adına anayasayla ilgili taleplerimizi ilettik. Ama unutmuyoruz not ettik. Bu, bu işlere başlarken Cemil Çiçek anayasanın başlangıç maddelerinin zaten tartışılmayacağını, aynı hafta içerisinde Muammer Güler Mardin Milletvekili zaten anayasanın ilk beş maddesi üzerinde bir konsensüs olduğunu, bu konsensüsün mecliste grubu bulan %75 temsil eden MHP, CHP ve Ak Parti tarafından sağlandığını, gerideki düzenlemelerin insanların özgürlüğü, hakları falan doğrultusunda yapılacağını ifade etti. Biz neye şaşırıyoruz biliyor musunuz? Görünmeyen hükümetin ne kadarı görünen hükümetin içinde ve bu konulara müdahil. Bunu merak ediyoruz. Burada önemli bir şey var, eğer bu sınırlama içerisinde anayasadan bahsediyorsak, bizim kimliğimiz üzerinde konuşmaya başlamamışız demektir. Bunun için bizler sizlerden aldığımız emanet gereği anayasayla ilgili on altı maddelik taleplerimizin başına bunu koyduk. Dedik ki bu maddeler olmayacak de bu maddelere benzer yeni maddeler de koymayacaksanız anayasa için aşağıda taleplerimiz vardır. Ve bunlar içinde önemli bir maddemiz var. Bu madde bizimle alakalı. Eğer Anayasa bir toplumsal sözleşme ise eğer anayasayla ilgili talepkarlığımız bu çerçevede önemli ise biz dedik ki çok hukukluluk önemli bir meseledir. Çok hukukluluğu mümkün kılacak bir Anayasa onun için inanç değerleri ile ikircikli bir yaşama mahkum edilen yüz yıllık bu halkın, bu cendereden kurtulması için çok hukukluğu önemli bir talep olarak ilettik. Bizler bu talebin arkasında hep beraber durabilmeyi iyi ümit ediyoruz. Tabii toparlama ile ilgili ikaz geldiği için ben vaktinizi uzunca aldım hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun Üçüncü Genel Korulunuz hayırlara vesile olsun İnşallah.