Mavi kırmızı bir seferdeyiz – (Yusuf Tosun)

0
303

Furkan Doğan’ı tanıdıkça bizim kuşağın Metin Yüksel’ini anımsıyorum. “Bu kuşağın Metin Yüksel’i de Furkan Doğan” diyorum kendi kendime.

Mü'minler arasında öyleleri var ki, Allah'a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de (şehitlik) beklemektedir. Onlar hiç sözlerini değiştirmediler.”(Ahzap23)

Hayat Bir Hak/ediştir

Her şeye ve her işe yetişemezsiniz. Her işin kendinizce bir önceliği ve önemi vardır hiç şüphesiz. Bu dünyadaki rotanızı da söz konusu öncelik ve önem belirliyor. Bu nedenle menzili belirli yolculuklar bir ömür boyu yaşamınızın da odak noktasını oluşturur.  Neye talipseniz, yol boyu azığınız o olur. Yani hayat; bir milli piyango değil, bir hak/ediştir.

Hiçbir şey yapamıyorsanız yüreğinizle sevinir, imrenir, destek verir veya savaşır, nefret eder, buğz edersiniz. Her şeye ve her işe yetemeyeceğinizi de bilirsiniz. Hayatta kaçırdığınız fırsatlar hep pişmanlığınız olur. Yeni umutlar için yönünüzü aydınlığa çevirirsiniz. Bazen yanı başınızda çalan davul-zurnayı hiç duymaz ama en küçük bir fısıltıya bile kulak kesilirsiniz. Anlarsınız ki; gören göz değil, kalptir aslında; işiten de…

Mavi-Kırmızı Sefer

Tire Yayınlarından okuyucu ile buluşan “Bir Şehide Şahitliğim” alt başlıklı MAVİ KIRMIZI kitabını, eserin müellifi Ramazan KAYAN’ın elinden alınca böylesi bir haleti ruhiye sardı beni. Ramazan Kayan, 36 farklı ülkeden 650 yardımsever gönüllünün katıldığı Mavi Marmara seferinin yaşı en küçük ama yüreği büyük şehidi Furkan DOĞAN anısını yaşatma ve yayma bilinciyle hatıratını kaleme almış. O, bunu bir vazife olarak görmüş ve o kutlu şehidi yüreğimize taşımış. Aziz bir tanık, kutlu bir tanığa tanıklığını bize hissettirmeye çalışıyor böylece. Yüreğimize dokunuyor ve irkilip kendimize gelmemizi sağlıyor.

Ondan dinleyelim bu kutlu yazılışı;

“Furkan Doğan ve onun şehadeti üzerinden zamanın ruhuna değinmek istedim. Bu çalışma bir anı, bir öykü, bir roman, bir biyografi, bir destan, bir masal, bir deneme, bir senaryo, değil, adanmış bir yüreğin anlam dünyasından günümüz gençliğine kesitler sunma çabasıdır.”

Böyle dile getiriyor o hacmi küçük ama içeriği büyük kitap çalışmasını. Doğrudur, eser belki yukarıda belirtilen veya belirtilmeyen yazı türlerinden bir tür değil ama şunu söyleyebiliriz ki; hepsini de içine alan bir çalışma özelliği taşıyor Mavi Kırmızı kitabı. Umarız Furkan Doğan ve Mavi Marmara görsel yönüyle de işin ehilleri tarafından beyaz perdeye taşınır ve okumaktan çok seyre meraklı toplumumuz açısından daha faydalı hale getirilir. Belki böylesi daha çok kendimize gelmemizi sağlar. Bu da bir teklif olarak kenarda dursun.

Yazdıkları Yaşadıkları, Yaşadıkları da Yazdıklarıdır

Her ne kadar bu yazının ana konusu kitap ekseninde Furkan Doğan olsa da, bu çalışmanın müellifi ve aynı zamanda Mavi Marmara müdavimi Ramazan Kayan, kelimenin tam anlamıyla bir gönül insanıdır. Gönlünü kalemine ilmik ilmik dokuyan  dava adamı Ramazan Kayan’ın yazı izleği kadar mütevazi ama coşkulu bir hayat serüveni de var. Bir kuşağın yetişmesinde ciddi emekleri olan görünür/görünmez yaşayan bir kahramandır o. Zaman böyle dostları hafızasına kaydediyor. Onun bu yönünün ayrıca irdelenmesi lazım.

 Hakkını teslim etmek lazım ki; onun yazdıkları yaşadıkları, yaşadıkları da yazdıklarıdır. Yazmış olmak için yazmaz. Yazı onun hayatının kaçıncı planındadır bilmiyoruz ama bu durum onun yazıyı ıskaladığı anlamına hiç gelmez. Bilakis yazdıklarının tıpkı Mehmet Akif’in dediği gibi “çerez olsun diye” yazılmadığının da altını çizmek gerekir. Kendini okuyucuda hissettiren yalın bir dili ve üslubu var.

O kelimelerle oynamayı sevmez. Ancak sırası geldiğinde bir bir namluya sürülür onun cephesinden. Daha çok irşad içeriklidir yazdıkları ama bir şiir gibi kayar yüreğinizden kelimeleri. Biliyoruz; onun bu cümlelere ihtiyacı yok lakin ifade etmesem eksik kalırdı.

İsrail’den Dost Olmaz!

Bazı kitaplar vardır okur geçersiniz; bazılarını okur saklarsınız; bazılarını da okur yaşarsınız. Ama okuyup gözyaşı döktüğünüz çok az kitap vardır. İşin doğrusu uzun süredir gözlerimi yaşartan kitaplar okumadım. Ta ki güzel insan Furkan Doğan’nın hayat hikayesinin konu olduğu Ramazan Kayan’ın o duygu yüklü kaleminden MAVİ KIRMIZI kitabını okuyuncaya kadar.

Türkiye- İsrail arasında "dostluk" konuşma ve görüşmelerin kulislerde hararetle tartışıldığı bir dönemde payıma Mavi Marmara seferinin/zaferinin kendisi küçük ama yüreği büyük kahramanı Furkan Doğan düştü böylece. Güzel insan Ramazan Kayan'ın bir şehide şahitliğini anlatan “Mavi Kırmızı” isimli çalışması yaralarıma merhem oldu adeta. Tam zamanında ve de kıvamında.

Bir kez daha teyit ettim ki; “İsrail” ile “dostluk” birbirine taban tabana zıt kavramlar. Yeniden hatırlamanın ve de hatırlatmanın vaktidir: İsrail’den dost olmaz!

Bu kuşağın Metin Yüksel’i Furkan Doğan’dır

Böylesi eserleri kitap formatı, üslubu, imla kuralları ve cümle yapısı ile değerlendirmek ne derece sahici olur? Böylesi dokunaklı yaşanmışlıklar ve anlatışlar karşısında imla-noktalama hataları, cümle yapısı, devrik ifadeler… bir değer ifade etmiyor artık. Aslında Ramazan Kayan bu niyetle kitabı elime tutuşturdu ancak ben başka bir yana savruldum. Aslında kitabın belki de yeni baskısı için bazı tenkit ve önerilerim olacaktı lakin kitabın içine girince başka bir kapıdan çıktım. Şekerin çayda erimesi gibi dağılıp başkalaştım. Gözyaşlarınızı ona değil, kendi içinize akıtıyorsunuz böylesi durumlarda. Kendi acınası halinize sular seller oluyor haliyle. Velhasıl bir tuhaf oluyor içiniz. İyi ki de öyle oluyor.

Gönülden akınca kelimeler, tespih taneleri gibi çekiyorsunuz içinize! Sadece arada bir gözyaşları eşliğinde “Ah!” “Keşke!” kelimeleri pişmanlığınıza ve de mahcubiyetliğinize tercüman oluyor. Kendi içinizde farklı dünyalara dalıyorsunuz. Kendinizden kaçıp yine kendinize geliyorsunuz yani.

Bir güzel yüreğe şahitliğin öyküsünde yediden, yetmiş yediye herkes kendine düşeni alıyor. Kitabı bir nefeste okuyup bitirince, her tarafınızda Furkanlar kol geziyor. Furkan’la uyuyor, uyanıyor, kalkıyor, yürüyor, duraklıyor, nefes alıp veriyorsunuz. Bütün kelimeleriniz Furkanlaşıyor. Bir güzel yüzün sizdeki çağrışımlarına, yankılarına şahit oluyorsunuz. Şayet kitabı okurken gözyaşlarınız akmıyorsa, yüreğinizdeki buzdan mermerleri parçalayın gitsin! Yine şayet kendinizi tefekküre dalıp hesaba çekemediyseniz de…

Niyetler halis, kalpler temiz olunca atılan adımlar da salih oluyor haliyle. Furkan Doğan’ı tanıdıkça bizim kuşağın Metin Yüksel’ini anımsıyorum. “Bu kuşağın Metin Yüksel’i de Furkan Doğan” diyorum kendi kendime. Yürekler aynı pınardan akınca, dere de gürül gürül coşuyor haliyle! Onlar yolumuzu aydınlatan çerağlar!… Biline ki; onlarla ayaktayız bunca zaman.

Bu Gidiş Nereye?

Çağın olabildiğince kirletildiği bir dönemde böylesine saf, temiz; öylesine yardımsever, mütevazi, insancıl, merhametli… bir çocukla/gençle aynı dönemde yaşamak bir yönüyle insanı gururlandırırken, öte yandan insanı son derece mahcup ediyor. İnanıyorum ki bir şekilde Furkan ile tanışan, ömür boyu onu bir gölge gibi peşinde görecektir. O bizim için bir hatırlatma oldu adeta.

Meğer seni geç tanımışız be sevgili Furkan! Affet bizi!… Bağışla bizi ki hala kendimize gelebilmiş değiliz. Sendeki duyarlığın binde biri bizde olsa, böyle mi olurdu İslam dünyasının hali? Bir millet kendi halini değiştirmedikçe, Allah o milletin halini değiştirir mi hiç? Sen yeniden hatırlattın bize Haris Bin Süraka’yı, Hanzala’yı, Musab Bin Umeyr’i, Bilal-i Habeşi’yi ve Ashab-ı Sefine’yi, Hılful Fudul’u da!.. Ve en önemlisi çağa tanıklığı!…

Bir çağrı yaptın bize; “Ey insanlar, nereye gidiyorsunuz?” diye.

Sahi bu gidiş nereye?

Yazının devamını okumak için tıklayınız!

———————————-

Yusuf Tosun

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI