Masum Değiliz Hiç Birimiz! – (Veli Karataş)

0
97

Alenen birbirimizi öldürüyoruz. Var mı daha ötesi? Bu sebeple masum değiliz hiç birimiz! Hepimiz “ulusal çıkarlar” denilen şeyin (ne ise o) kölesi olmuşuz, farkında değiliz.

Suud ulus devleti bir Şii mollayı idam ettiğinde niye tepki vermediğimi, mesela o mollanın fotoğrafını niçin paylaşmadığımı soruyorsun ya, ben İran ulus devleti bir Sünni mollayı idam ettiğinde de herhangi bir paylaşımda bulunmadım. Bulunamam da!

Çünkü ikisinde de yüreğim yanar. Kızarım, duvarları yumruklarım. Neden bu ölümler, daha nereye kadar diye…

“Yok öyle bir şey İran İslam Cumhuriyeti yapmaz öyle” gayretkeşliğine hiç gerek yok biliyorsun.

Artık herkes her şeyi görüyor, biliyor. Çünkü her şey ortada cereyan ediyor.

Alenen birbirimizi öldürüyoruz. Var mı daha ötesi?

Bu sebeple masum değiliz hiç birimiz!

Hepimiz “ulusal çıkarlar” denilen şeyin (ne ise o) kölesi olmuşuz, farkında değiliz.

***

Olmuyor inan olmuyor! Sadece yeşil kelime-i tevhid bayrağıyla İslam devleti olunmuyor. O devlete Suudi Amerika deyince de iş bitmiyor.

Olmuyor gerçekten olmuyor! Adındaki İslami ifadesi, İran’ı İslam devleti yapmaya yetmiyor. Vahdet söylemi de maalesef Suriye’deki günahlarını örtmüyor.

Kutsal emanetlerin bizde oluşu da bizi halife-i rûy-ı zemin kılmıyor ve maalesef bir anlam ifade etmiyor.

***

Suriye’de İran ve Hizbullah’ın ne işi var diye soranlara cevap veremiyorsun ya!

Hah işte tam da o sebeple Yemen’deki zulümlere niçin sessiz kalıyorsun, Suudilerin Yemen'de ne işi var sorusunu sorman havada kalıyor.

Zaten yeterince derdimiz varken bir de tutup, ulus devletlerin karşılıklı zulümleri ve ulusal çıkar hesapları üzerinden taraf olmaya zorlanıyoruz. İrancı, Suudçu, Türkiyeci, Esedci, IŞİDci, Sünni, Selefi, Şii, …

Tüm bu hengâmede niçin zulümlere sessiz kalıyorsun diyorsun bana?

Sen söyle Allah aşkına zalim kim, mazlum kim?

Hem nasıl bu kadar kolay olabiliyor ahkam kesmek facebook duvarında?

Sen burada Twitter’dan ardı ardına şakıyınca bitiyor mu zulümler?

Her konuda o çokbilmişliğinle yaptığın analizler, sana iç dünyanda gerçekten sekinet sağlıyor mu?

Ben artık bunları bilmek istemiyorum biliyor musun?

Irak’ta Şiilerin katlettiği Sünnileri de, bu katliamlara engel olmak için mücadeleye girişenleri de.

Bak birileri IŞİD’in bu ortamda müdafaa-i nefs için kurulduğunu söylüyor.

Ama bu bilgi de onların vahşetlerine meşruiyet sağlamıyor benim gözümde.

Onları öldürenlerin vahşetini azaltmadığı gibi.

Suriye’deki rejim düşerse İsrail bölgeye hakim olurmuş diyor başka birileri. Ama yine hep Müslümanlar ölüyor farkında mısın?

Mısır’da denge hesapları, Yemen’de stratejik planlar, Gazze’ye yardım çabaları, Körfez’de kişi başına düşen gelirin bilmem kaç yüz bin dolar oluşu.

Tüm bu malumatın canı cehenneme!

Bu sebeple analizci gördüğümde iğreniyorum neredeyse.

Çünkü korkuyorum artık birbirimizi daha sofistike yöntemlerle öldürme girişimlerinden, zulümlere bilimsel izahlar getirmelerinden tiksiniyorum.

***

Sen o ulus devletlerden Arap olanına Suudi Amerika dediğinde daha iyi Müslüman olduğunu zannediyorsun belki de?

Ben berideki Fars olana “Mecusi artıkları” demediğim için hem de kardeşlerim tarafından yerden yere vuruluyorum.

Ha bu arada hepimiz kendi çapımızda ümmetin yegâne kurtarıcısı sayıyoruz kendimizi.

Sonra karşılıklı olarak birbirimizin Müslümanlığını ölçüyoruz.

Sen ne kadar duyarlısın bense ne kadar şuursuz.

Ya da ben dini en iyi anlayan sen bırak anlamayı üstelik bir de hain.

Durup düşünmeye vaktimiz yok neredeyse, birbirimizi dinlemeye gerek bile duymuyoruz.

Dini yaşamıyoruz farkında mısın? Sadece tartışıyoruz.

Benim anlayışım doğru seninkisi yanlış.

Cennete sadece biz gireceğiz, sizler ise “ilâ cehenneme zümerâ”.

Doğrunun tek mümessili biziz, sizler sapıtmışlar güruhu.

Ölseniz de kurtulsak.

***

Hamiyet-i diniye nerede?

Bırak Mu’tasım’ın, ucu Bağdat’tan Afyon’a ulaşan ordu hazırlamasını “Vâ Mu’tasımah” diyenlerimiz bile kalmamış!

Ümmet şuuru, ümmetin birliği kaldı bir başka bahara!

Nereden girdiyse dilimize “ne Şam’ın şekeri ne Arab’ın yüzü” diyordu birileri bir zamanlar.

Ama bak Şam da kalmadı şekeri de. Güzel Halep, enkaza döndü.

Daru's-Selam olarak kurulan Bağdat hala keşmekeş içinde.

Yemen'e gidenler hala geri gelmiyor.

Ha bu arada Diyarbekir de alevler içinde.

Hep acılar yükseliyor coğrafyamızdan!

Kardeşlerimizde huzur olmadığında bak bizler de soluyamıyoruz huzur ve emniyet iklimini!

***

Artık gönülden savunmayı bırak beddualar okunuyor Hizbullah’a.

Yani (haşa) Allah taraftarlarına! Ne acı değil mi? Sahi Hizbullah’ın gerçekten Allah taraftarı olduğunu yürekten savunabiliyor musun Suriye’den sonra?

Ha diyeceksin ki Türkiye “kavm-i necip” olarak sütten çıkmış ak kaşık mı?

Hayır hayır. Biz de bu yandaki ulus devlet olarak maalesef payımıza düşen cürümler işledik.

Allah hepimizi affetsin!

Bak senin gibi tek taraflı bela okumaya da dilim varmıyor.

Artık konsolosluk önlerine de gidemiyorum.

Hem ne fark eder?

Sen Suud konsolosluğu önüne gidiyorsun, kardeşlerin İran konsolosluğu önüne!

Sen “kahrolsun Suudi Amerika” diyorsun, kardeşlerin “kahrolsun Mecusi artığı İran”

Ben ise sadece sessizce dua edebiliyorum:

Ya Rabbi! Kalplerimizi te’lif eyle, bizi birbirimize ısındır, mü’min kardeşlerimize karşı kalplerimizi kinden-nefretten arındır, aramızdaki ayrılığı-gayrılığı gider. Ümmet-i Muhammed’e merhamet eyle!

***

Evet şairin dediği gibi hepimiz “hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere” erdik.

Zulümler dolayısıyla masum değiliz!

Çünkü hepimiz zalimlerden olduk.

Dikkat ettin mi henüz daha gerçek zalimlere hiç gelemedik.

Zaten asıl düşmanlara düşmanlık yapamadığımız için birbirimize düşüyoruz.

“Düşmanlık ancak zalimleredir” diyemediğimiz için birbirimizi yiyip bitiriyoruz.

Oysa ne güzel slogan üretmiştik:

“Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana”.

Şimdi herkesin zalimi de farklı mazlumu da!

Afganistan’da kahrolsun Rusya diyebiliyorduk.

Irak’da kahrolsun Amerika.

Bir zamanlar “Lâ Şarkıyye, Lâ Garbiyye: İslamiyye, İslamiyye” sloganlarıyla büyümüştük.

Ama artık kahrolsun Suud, kahrolsun İran noktasına getirildik.

Amerika ve Rusya ise karşılıklı olarak stratejik müttefiklerimiz.

Öyle bir noktadayız ki insanımız neredeyse artık “yesinler birbirlerini, al birini vur ötekine” diyecek duruma getirildi.

Ama dur, dur!

Sen yine de vurma!

Bekle!

Sabret!

Umudunu kesme!

Ye’se kapılma hemen!

Yine de bu duygusallıklar arasında hepten karamsar olma!

Öldük, bittik, mahvolduk edebiyatıyla çöküşe davetiye çıkarma!

Çıkar yine içimizden Salahaddinler, Kılıçarslanlar, Celaleddinler, Nureddinler!

Gelir yine Osmanlar, Muratlar, Fatihler, Selimler!

Merak etme!

Bu din Allah’ın dini.

Sen sadece yaşadığın anda sınavını vermekle mükellefsin.

Allah, kahraman bekleyen yığınlarını kahramansız bırakmayacaktır.

Cihad meydanlarını pehlivansız bırakmayacaktır.

Sürüsünü çobansız bırakmayacaktır.

Ya Rabbi!

Biliyoruz henüz layık değiliz.

Bizi önce lütfuna ve yardımına layık hale getir!

Ardından bizlere ümmet olma şuurunu nasip eyle!

Bizi ulus devlet parçalanmışlığından ve dar bakış açılarından kurtar!

“Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.

Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme!

Bizi affet! Bizi bağışla. Bize acı!

Sen bizim mevlâmızsın.

Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”

———————————-

Veli Karataş

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI