Toplumsal olarak infial yaratan bu çeşit olayların tuhaf bir psişik dünyâsı olduğunu düşünüyorum. Mizansen aşağı yukarı bellidir: İlk olarak fâiller lânetlenir. İkinci olarak uzman görüşlerine başvurularak(!), bir daha bu çeşit olayların yaşanmaması için neler yapılabileceği konusunda bıktırıcı tartışmalar yapılır. Zâten “değerlendirmelerin”  optik sapmalarını burada yakalıyoruz. Ya her şeyi birbirine karıştıran, ya da hiçbir şeyi başka bir şeylerle ilişkilendiremediğimiz durumlardır bunlar. Bu bulanıklık, tartışmaların siyasallaşması ile zirve yapar. Zâten 3-5 gün içinde yaşadıklarımız bunu işâret ediyor.

Kadınlara yönelik şiddet son senelerde dramatik bir ivme kazandı. Bu artış kadınlara yönelik şiddeti özel bir gündem ve dosya konusu yaptı. Medyatik dille söyleyecek olursak, kadına yönelik şiddet sık sık  “mercek altına alınan” bir mesele hâline geldi. Bir şeyi mercek altına almak, elbette bize çıplak gözle görülmeyecek pek çok şeyi gösterebilir. Ama, bir süre sonra bulduğumuz ayrıntılarda kaybolabiliriz. Meselelere mercek altında baktıktan sonra yapılması gereken, mesele her neyse, onu hayâtın bütünlüğündeki yerine taşımak ve bunun için gerekli her türlü ilişkilendirmeleri yapmaktır.

Kadına yönelik şiddetteki dramatik artışlar, kendi başına ele alınırsa ve toplumda şiddet üreten diğer kaynaklardan tecrit edilerek ele alınıp önlenmeye çalışılırsa, büyük bir hayâl kırıklığıyla sonuçlanacağını baştan teslim etmeliyiz. Mesele sâdece kadınlara yönelik şiddet değildir. Şiddet sarmal bir olgudur. Şiddeti, yöneldiği nesnesine göre tanımlayıp bir cetvel çıkarmak, olsa olsa şiddeti besleyen bir sonuç doğurur. Bu durumda herkes, kendisi dışındaki şiddetlere karşı dururken kendi şiddetine biraz daha gömülür. Şiddetin tırmanması, dramatik boyutlar kazanması olağanlaşmış şiddet kaynaklarını pekiştirir. Buna şiddetin marjinal etkisi de diyebiliriz. Basitleştirerek ortaya koyalım: Şiddet cetvelleri herkese kendi dışında lânetlenecek bir şiddet alanı sunar. Meselâ şiddeti karşı cinse değil de hemcinslerine revâ gören insanlar, kadına yönelik bir şiddet olayında, “Kadına bu yapılır mı?” nidalarıyla ayağa kalkar.  Bunda pek çoğunun samimî olduklarını  da söyleyebiliriz.. Kadına yönelik şiddet onlar için marjinaldir. Ama, aynı kişileri bir süre sonra trafikte veya bir sokak köşesinde hemcinsleriyle gırtlak gırtlağa kavga ederken görebilirsiniz. Marjinal şiddete gösterilen tepkiler bir tarafıyla olağan olağanlaştırılmış şiddetin çok daha kolay; üstelik daha da benimsenerek satın alınmasını sağlıyor.  Marjinal şiddete gösterdiğimiz tepkilerde, sanki gizliden gizliye olağan şiddeti yeniden, üstelik daha sağlam olarak yeniden üretiyoruz. Özgecan’ın büyük bir çoğunluk için marjinal bir şiddete kurban gitmesi büyük bir tepkiye yol açtı. Meselâ TBMM’de siyasal parti toplantılarında bu canavarca işlenen cinâyet lânetlendi. Çok güzel değil mi? Ama ertesi gün güvenlik paketi görüşmelerinde 5 milletvekilinin yaralanmasıyla biten Meclis içi şiddete tanık olduk. Muhtemelen bu kavgayı başlatan ve ona katılan kişiler, bir gün öncesinde Özgecan’ın başına gelenler konusunda dokunaklı açıklamalar ve lânetlemelerde bulunmuş insanlardı. Bu geçişi “marjinal” ve “olağan” şiddet ayırımının dışında neyle açıklayabiliriz?

Şiddet, toplumsal hayâtımızın diplerinden yüzeye; yüzeylerden diplere dalga dalga yayılan bir olgular yumağıdır. Şiddeti dosyalamak, cetvelleştirmek ona anlamlı bir şekilde vaziyet etmeyi imkânsız hâle getiriyor. Marjinal şiddet dosyalarında, kendi olağan şiddet dünyâmızı âdeta yıkıyor, aklıyoruz. Marjinal şiddet bize geçici anjelist bir nöbet yaşatıyor. Nöbetin bittiği yerde bizi teslim alan, zehirleyici kelimelerle başlayıp kaslarımıza yayılan şiddet yüklü diabolik dünyâmız oluyor.