Mandela’nın Ardından

0
146

Nelson Rolihlahla Mandela 18 Temmuz 1918’de Mvezo köyünde, babası Gadla Henry Mandela’nın da şef olduğu Thembu kabilesinde doğdu.

Nelson Rolihlahla Mandela 18 Temmuz 1918’de Mvezo köyünde babası Gadla Henry Mandela’nın da şef olduğu Thembu kabilesinde doğdu. Hayata yeni yeni adım atarken 9 yaşında babası tüberküloz nedeniyle öldü. 19 yaşında Healdtown’a yerleşip Fort Beaufort College’da eğitimine devam etti. Ardından sadece siyahilerin eğitim gördüğü Fort Hare University College’da üniversite eğitimine başladı. Üniversite yılları Mandela’nın siyasetle tanıştığı yıllardır. Haksızlığa ve zorbalığa karşı çıktığı bu yıllarda öğrenci boykotları düzenlemiş, çeşitli programlar organize etmişti. Bu durum, üniversite yönetiminin dikkatini çekti ve yönetim tarafından okuldan uzaklaştırıldı. Bir süre sonra eğitimine Witwaterstrand Üniversitesi’nde devam etti ve 1942’de avukat olarak Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğunda bütün gözler Mandela’nın üstündeydi çünkü omuzlarında büyük rüyayı taşıyan bu idealist ve heyecanlı genç ülkenin ilk siyahî avukatı olarak tarihe geçti.

1942’te Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) katılan Mandela kongrenin gençlik teşkilatını kurdu. 6 yıl sonra Gençlik Birliği’nde genel sekreter, 1950’de de birliğin başkanı olduğunda herkes adım adım özgürlük davasının liderliğine yükselen Mandela’yı hayranlıkla izliyordu.

1948’deki seçimde ırkçı beyaz Ulusal Parti seçimlerden lider olarak çıktığında sosyal ve ekonomik olarak ezilen siyahiler daha da büyük baskılara maruz kalacaktı. Ulusal Parti Apartheid rejimini kurdu ve rejim siyahîler için bitmeyen bir kâbusa dönüştü. Irkçı rejimin giderek artan hukuk dışı uygulamalarına karşı ANC Gençlik Birliği Mandela’nın önderliğinde çeşitli programlar hazırlayarak siyahlar için vatandaşlık haklarından tam yararlanma, mecliste temsil hakkı, zorunlu ve ücretsiz eğitim, sağlık hizmetlerinden faydalanma, ticaret yapma hakkı ve toprak dağılımının adil olarak yeniden düzenlenmesi gibi konuları gündeme getirdi. ANC’nin bu talepleri rejim tarafından hızlı bir şekilde reddedildi.

Bir süre sonra ANC yöneticileri sistem tarafından düşman haline getirilerek birçok yasaklamalarla karşı karşıya kaldılar. Apartheid rejimi ırkçı yasalarla sosyal hayatı yap-boz tahtasına çevirerek ırka dayalı adaletsiz bir yapı inşasına adım adım devam etti. “Yerleşim Yasası’’ ile halkı renklerine göre toplu yaşamaya zorlarken, “Bantu Eğitim Yasası” ile beyaz olmayanları yüksek öğretimden mahrum etmeyi amaçladı.

1952’de Afrika Ulusal Kongresi’nin Başkan Vekili olan Mandela, rejim tarafından dayatılan bu yasaklara karşı direniş çağrısı yaptı ve “Asihambi!” (Gitmiyoruz!) , “Sophiatown likhaya lam asihambi!”(Sophiatown evimiz gitmiyoruz!) gibi sloganlarla gündeme oturan binlerce kişinin katıldığı gösteriler organize etti. Ayrıca 1955 yılında “Özgürlük Bildirisi” adıyla hazırlanan bildiri Mandela’nın kaleminden çıkmıştı.

1961’de kongrenin askeri kanadı olan Umkonto ve Sizwe’yi (Ulusal Mızrak) kurdu ve örgütün başkanı oldu. Kongrenin tüm silahlı faaliyetlerini yürüten kolu olarak çalışan örgüt, sivil halka zarar veren bir girişimde bulunmamış ve amacını hükümeti köşeye sıkıştıracak eylemler gerçekleştirmek olarak belirlemişti.

Mandela İngiltere ve Afrika ülkelerini dolaştı, Afrika ülkelerinden ve sosyalist ülkelerden örgüt için maddi yardımlar topladı. Ülkeye döndüğünde izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek suçlamalarıyla tutuklandı ve Robben Adası’na gönderildi. 14 Haziran 1964’te müebbet hapse mahkûm edildi ve böylece 27 yıllık hapis hayatı başladı.

1980’li yıllarda ırkçılığa ve yapılan zorbalıklara karşı bütün dünya ayaklandı; ırkçılığa karşı bedel ödeyen, ideallerinden vazgeçmeyen Mandela direnişin simgesi oldu. Siyahîler için bitmeyen kâbus artık yerini güzel günlere bırakmaya başlamıştı. Rejim iç ve dış baskılara daha fazla dayanamadı ve 11 Şubat 1990’da Devlet Başkanı De Klerk tarafından tam 27 yıl sonra 71 yaşında Mandela serbest bırakıldı. Aynı yıl Afrika Ulusal Kongresi başkanı oldu.

18 Mart 1992’de siyahlara tam eşitlik vatandaşlık hakkı anayasa değişikliği halk oylamasıyla kabul edilerek demokratik Güney Afrika Cumhuriyeti’nin temelleri atıldı. Dünya, Güney Afrika’da gerçekleşen değişimi takip ederken 1993 yılında Mandela De Klerk ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü aldı. Bir sene sonra ülkede ilk demokratik seçimler yapıldı ve Afrika Ulusal Kongresi seçimi kazanan parti olarak sandıktan çıktı. Seçimden sonra Mandela, ülkenin ilk siyahî başkanı olarak tarihe geçti. Mayıs 1994’ten Haziran 1999’a kadar başkanlık görevini yürüten Mandela hiçbir ırkçı tahakküme izin vermeyeceğini söyleyerek beyazlara hukuk dışı uygulamalara maruz kalmayacaklarının garantisini vermiş, ülkeyi ırkçı rejimden başarılı bir biçimde demokrasiye geçirmiştir.

Görev süresince sosyal adaleti sağlamaya çalışmış ve toplumda kemikleşmiş olan sınıflar arası ekonomik uçurumu olabildiğince asgari seviyeye çekmek için çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Mandela kendini demokratik sosyalist olarak tanımladı. Onun en önemli özelliklerinden birisi de hiçbir zaman Afrika’da sosyalist bir rejim kurmak amacıyla, halk için halkı ezen bir otoriter rejim kuran diğer sosyalist liderler gibi bir zihniyete sahip olmadı ve her zaman beyazıyla, siyahıyla, yüzlerce kabilesi ve dili olan ülkenin tüm kesimlerinin refahı için çalıştı.

Haziran 1999’da başkanlık görevini bıraktı ve ülkenin sosyal adalete kavuşabilmesi için ‘’Nelson Mandela Çocuk Vakfı’’ bünyesinde ülkenin sorunlarına çözüm önerileri aramaya devam etti. Bugün Mandela Güney Afrika için gördüğü rüyayı tam olarak gerçekleştirememiş olabilir ama gerçek hayatta Güney Afrika’nın gördüğü kâbusu bitirdiği kesin.

Mandela’nın Güney Afrikası sadece bir ırka değil ülkede yaşayan tüm ırklara, kültürlere, kimliklere ve dinlere kucak açtı. Mandela kendi yazdığı otobiyografisi “Long Walk to Freedom” kitabında başından geçenleri ve verdiği özgürlük mücadelesini sürükleyici bir dille anlatmaktadır. Immanuel Wallerstein’in dediği gibi o hem doğunun ve batının hem kuzeyin ve güneyin hem de sağın ve solun hayranlık duyduğu evrensel bir şahsiyettir. Onun mücadelesi dünyadaki ezilen mazlum halklar için umut ışığı olmuş, onlara ilham vermiştir.

Uzun süredir hasta yatağında yatan Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela 95 yaşında hayata gözlerini yumdu.