Mahmut Eraslan Yaralı Suriyelileri Anlatıyor

0
247

Radyo Barış Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Eraslan ile Suriye’den tedavi için Türkiye’ye getirilen mülteciler hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Adana Dosteller Derneğinden Bülent Mutlu, İbrahim Koçak ve Eğitimci Yazar Ramazan Tamer Büyükküpçü ile Kilis’e giden Mahmut Eraslan ile Suriyeli mültecilerin ihtiyaçlarından bölgedeki gelişmelere kadar birçok ayrıntıyı bulabileceğiniz bir söyleşi gerçekleştirdik.

Adanalılar yıllardır sizi radyo yayınlarından tanıyor. Ama okur kitlemizin ulusal olmasından dolayı öncelikle kısaca kendinizi tanıtmanızı rica ediyoruz. Mahmut Eraslan kimdir? Neler yapar?

Yirmi yılı bulan gönüllü çalışmalarıma ilk olarak Akdeniz Vakfın’da başladım. 28 şubat döneminde yoğun baskılardan dolayı kapatılan Akdeniz Vakfın’dan sonra ‘İslam’da tatil yoktur’ ilkesinden hareketle 18 yıldır yayınına devam eden Radyo Barış’da çalışmalarıma devam etmeye başladım.

Çeşitli yardım derneklerinde gönüllü faaliyetlerine katıldım. İHH’nın partner kuruluşu Adyar ve Ülfet derneği bunlardan bir kaçı.

Daha önce İHH’nın “Gazze’ye Karayolu Açık” projesine katılarak Filistin’e gitmek kısmet oldu. Bu benim için hayatımdaki dönüm noktalarından biridir.

Hala özellikle Türkiyeli yetimler olmak üzere çeşitli derneklerde yetim çalışmaları yapıyor bunlara ek olarak 2008 yılından beri AS Platform çatısı altında 50’ye yakın sivil toplum örgütleriyle istişare içerisinde hareket etmeye gayret gösteriyorum.

Suriye konusunda derinlemesine girmeden önce şunu merak ediyoruz; Suriye denince hafızanızda neler canlanıyor?

İHH Gazze konvoyu ve Umre yolculuğum sırasında dört ülke gördüm. Bunlar içerisinde bana en sıcak gelen ülke Suriye oldu. Suriye yolculuğum sırasında ülkemizde genel kanı olan “Araplar Türkleri sevmiyor” anlayışının yanlış olduğunu gördüm. Suriyeliler bizi çok seviyor ve hala Osmanlıya yüklenen bir anlam var.

Gazze’ye giderken Suriyeleriler bizi Ürdün’e geçene kadar başlarına taç edip misafir ettiler. Küçük köylerden geçerken bile halkın yoğun ilgisini ve dualarını gördüm.

Suriye’de kendi değerlerimizi gördüm. Suni yapılan sınırların bizi bağlayamayacağıda apaçık. Ortak değerlerimiz çok fazla. İnancımız aynı. Benim için Adana ile Şam’ın farkı yok. Yemek kültürümüz bile aynı.

Birileri dilimizi değiştirdi ama dinimizi değiştiremedi. Biz Suriyelilerle bakışarak bile anlaşabiliyoruz. İslam tarihinde de Şam’ın önemi ortada.

Gelelim Türkiye’deki mültecilerin durumuna. Sizi ve beraberinizdekileri Kilis’e götüren neydi?

Adana Dosteller derneğinden Bülent Mutlu, İbrahim Koçak ve Eğitimci Yazar Ramazan Tamer Büyükküpçü ile Suriyelileri birebir ziyaret etmek için Kilis’e gittik.

Konvoy yolculuğumuz sırasında Suriye’de geçirdiğimiz zaman zarfında gördük ki aramızdaki sınırlar tamamen suni. Dinimiz bir olan bu kardeşlerimizle aramızdaki uçurumları yıkıp manevi bir bağ kurduk. Onlar sadece özgürlüklerini istiyorlar diye bombalanırken yalnız bırakamazdık. Evlerinde sırf inanç kardeşliğimizden dolayı bizleri misafir eden ve ikramda bulunan kardeşlerimizin dertlerine duyarsız kalamazdık. Kaldı ki Peygamberimiz (sav.) “MAZLUMUN DİNİ SORULMAZ” buyuruyor.

Bizi Suriye’den geçerken dinlenmemiz için Lazkiye’de askeri bir kampa almışlardı. Suriyeliler gece gündüz kampa geliyor ve bizleri evlerine götürmek istiyorlardı. Misafir etmek için yarışıyorlardı. Hal buyken sırf özgürlük arayışından dolayı öldürülüyorsa biz kardeşlerimizi nasıl yardımsız bırakabiliriz.

Ayrıca basın ile ilgilendiğimiz içinde sorumluluklarımız var. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Bundan dolayı orda yaşanan gerçekleri duyurmak bizim görevlerimiz arasında.

Reyhanlı kampı ile başlayıp çeşitli hastaneleri ziyaret ettikten sonra en sonda Kilis kampına gittik. Direnişçileri ziyaret ettiğimiz gibi halktan insanlar ile de görüşüp öğrendiklerimizi duyurmak istedik.

Bizim insanımız bugüne kadar hiçbir zulme duyarsız kalmamıştır ve bundan sonrada kalmayacaktır.

KATLEDİLENLERİN SAYISI İKİYÜZBİNİ BULDU

Hastanede bulunan yaralılar ve yakınlarıyla görüştünüz. Durumları nedir?

Bugüne kadar televizyonlardan kırk bin insanın öldürüldüğünü duyuyorduk ama Suriye’den gelen yaralılar bunun iki yüz bini bulduğunu söylüyorlar. Ayrıca çok fazlada kayıp insan olduğunu söylediler.

Binlerce tecavüz mağdurları var. Şebbihaların işkence ve tecavüzleri bitmiyor.

HAMA DİYE BİR ŞEHİR YOK ARTIK

İşkence ve tecavüz askerlerin kendi inisiyatifinden mi kaynaklanıyor yoksa Esad yönetimi tarafından talimatla mı yapılıyor? Bu konuda bilgi edinebildiniz mi?

Bizim anladığımız kadarı ile askerler bu kadar zulmederken yönetim tavsif etmiyor olsaydı açıklama yapardı. Aksine televizyonlardan da görüyoruz ki işkence had saffaya ulaşmış. Sorunun en net cevabı uçakların sivil yerleşim yerlerini bombalaması.

Hama’dan gelenler diyor ki; HAMA DİYE BİR ŞEHİR YOK ARTIK. Bunun sebebi de oğul Esad’ın baba Esad’ın kaldığı yerden devam ediyor olması.

Rakka, Lazkiye, Tartus ve Ceble ilçesini gösterip Suriye’de hiçbir şey yok diyorlar. Hâlbuki o şehirler Nusayrilerin yoğunlukta olduğu bölgeler ve uçaklar oraları bombalamıyor.

Halebin’de yarısı yıkıldı. Yıkıntıların arasında sağ kalanları da yakaladıklarında ya işkence ediyorlar ya da tecavüz ediyorlar.

Katliamdan kurtulmak için köylerinden çıkıp 13 gün yürüyen bir aile ile görüştük. Bize çeşitli işkencelerden bahsettiler. Bunlardan birisi matkap ile insanların kafasının delinmesiydi.

Yani Esad yönetimi silahlı direnişçilerin yanı sıra sivil halkıda yakaladığı zaman işkence edip öldüyor?

Tabi. İnsanlara zorla “benim ilahım Esad” dedirtmeye çalışıyorlar. Demeyenlere akıl almaz işkenceler yapılıyor.

450 İRAN DEVRİM MUHAFIZI ESİR ALINDI

Suriyelileri en çok üzen konu nedir?

Suriyelileri Esad’ın zulmü ve işkencesi dışından en çok üzen olaylardan biriside iddialarına göre İran devrim muhafızlarının da Suriye’ye Esad’a destek için gelmiş olması. Yaralıların çoğunun dediğine göre kendilerini İranlı keskin nişancılar vurmuş. Ben İranlı olduklarını nerden biliyorsunuz diye sorduğumda ellerinde şuan 450 tane İranlı devrim muhafızının esir olduğunu iddia ettiler. Hatta esirlerin arasında Nasrullah’ın kız kardeşinin yeğeninin de olduğunu iddia ediyorlar.

Kürtleri sorduğumuzda %75’inin direnişi desteklediğini söylüyorlar. Geri kalanında PKK sempatizanı vs. olduğunu söylüyorlar.

İranlı keskin nişancıların vurmuş olduğu ve ayakları kesilen 16-17 yaşında gençler var. Hatta bakılamayacak durumda olanlar var. Hatta çoğu direnişçilerin içinde bile olmayan insanlar.

Moralleri nasıl?

Yaralılar arasında tekrar ayağa kalkabilecek insanlar var. Tedavisi tamamlanmadığı halde biran önce kalkıp gitmeyi düşünen insanlar var. Kızlarımız tecavüze uğrarken onları o halde bırakamayız diyorlar.

Kolundan yara almış bir gence tekrar dönecek misin? Diye sordum. Tabi döneceğiz sormanız bile garip diye cevap verdi.

Bombalamadan sağ kurtulan ve çenesi kopan yaralıya “çok şükür kurtuldun” denince üzülerek “ben nerde hata yaptımda şehid olmadım” diye cevap veriyor. Gördüğüm kadarı ile bunu laf olsun diye söylemiyorlar. Zafere inanıyorlar.

Hastane dışında bulunan Suriyeli ailelerin durumları nasıl?

Hastane dışında bulunan aileler çok zor şartlar altında yaşıyorlar. Hatta ziyaret ettiğimiz ailelerin bir kısmı küçük bir depoyu dörde bölmüş ve dört aile birlikte yaşıyorlar.

Canlarını kurtarmak için Kilis’e gelen aileler ev kiralarını görünce yeni bir acı yaşıyorlar. Kira fiyatları neredeyse 1’e 5 oranında zamlanmış. Aylık 300 tl’den 700’tl’ye kiralar var ve bu evler bir odalı. Tüm Kilislileri töhmet altında bırakmak istemem ama böyle yapanlar çok ağır veballer altına giriyorlar.

Normalde Adana’da bile kiralar 200-300 tl iken Kilis’te fiyatlar 700 tl’ye çıkartılmış.

Daha üzücü olanı ise Suriyelilerin inşaatlarda günlük 5tl karşılığında çalıştırılıyor olmaları. Bu bize yakışmadı diye düşünüyorum. İnsanların zor durumlarından faydalanıp bu şekilde kullanmak üzücü.

Devletin desteği ne boyutta?

Devlet gelenleri kampa alıyor. Orda da ihtiyaçları gideriyor diye biliyorum. AB fonundan yardımda alınıyormuş. Hastaların masrafları karşılanıyor ama refakatçilerin sorun yaşadıklarını biliyoruz.

Bu bölgelerde gördüğüm kadarı ile birkaç büyük dernek dışında faaliyette bulunan kimse yok. İnsanlar devlet yardım ediyor diye düşünüyorlar galiba. İHH ve Kimse Yok mu Derneği dışında kimseyi göremedim. Onlarda aşevi ve bir bina açabilmişler. Ulusal çapta onlarca kurum olmasına rağmen orada kimseyi görememek üzücü.

Türkiye’ye bakış açıları nasıl?

Burada yabancılık çekmediklerini belirtiyorlar. Az önce saydığım olumsuzlukları saymazsanız genel anlamda çok memnunlar. Kampların açılmasından ve halkın ilgisinden dolayı çokça dua ediyorlar. Ama buna rağmen ayıplarımızın olduğunu düşünüyorum.

Neler yapabiliriz?

Bu insanlara her şeyden önce insanı yardımda bulunmalıyız. Özellikle hastanede yakınları bulunan refakatçilerin temizlik ve kıyafet sorunları oluyor. Çocukların ve kadınların özel ihtiyaçları giderilmeli. Bebeklerin mama ihtiyaçları var.

Kış geldiği için evlerde yakıt sorunları oluyor. Elektrik sobası kullansalar faturayı nasıl ödeyecekler bunlar hep sorun.

Kısaca çözüm şu diyebiliriz! Tüm STK’ların bu kardeşlerimizi ziyaret edip yerinde tespitler yapmalılar. Sonrada ortak çalışmalar yapıp yardımlarını en kısa sürede ulaştırmalılar.

Suriyelileri en çok sevindirende STK’ların ziyaretleri ve onların dertleriyle ilgilenmesi oluyor.

MEZHEP SAVAŞI OYUNUNA DÜŞMEMELİYİZ

Suriye konusu kafası hala karışık olanlara mesajınız var mı?

Mazlumun dinine bakmadan öfkelerimizi ya da tarafgirliğimizi bir kenara bırakıp yardımlarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmalıyız. Mazlumu kim eziyorsa ona karşı tavır almalıyız.

Mesela İran ve Lübnan Hizbullah’ı Esad’ın yanında saf alıyorsa bunu açık bir şekilde kınamakla beraber tüm İranlıları suçlayıp düşman kabul etmemeliyiz. İran’da yöneticilerinin bu politikasına karşı duran birçok insan bulunuyor. Batılıların Müslümanlar arasında çıkartmak istediği mezhep savaşlarına karşı uyanık olmalıyız.

Önyargıları kaldırıp yapmamız gereken işlere yönelmeliyiz.

ABD ve İsrail öldürürken hiçbir zaman mezhebe bakmıyor. Müslüman bulduğu herkesi öldürüyorlar. Onların oyunlarına dikkat edip bozmamız gerekiyor. Irak’taki ve Afganistan’daki tecrübeler göz önünde bulundurulmalı.

Sonuç olarak yıllardır ülkesine zulmeden ve uçaklarla bombalayan bir zalimi destekleyenleri kabul edebilir miyiz? Tabi ki edemeyiz. Ama mezhep savaşlarına dikkat etmeliyiz. İran ve Lübnan Hizbullah’ı bu oyuna düşüyorlarsa bile bizler bu oyunlara karşı daha dikkatli olmalıyız ve mazlumun yanında saf almalıyız.

Televizyonlarda alt yazıdan Obama’nın “İsrail’in savunma hakkını destekliyor” sözü geçerken ekranlarda yıkıntılar altından çıkartılan Gazze’li bebeklerin görüntüleri geçiyor. Bunu Obama’ya birinin sorması lazım. İslam ümmetinin mezhep savaşlarına dikkat edip tek yürek tek bilek olup kuklaları devirdiği gibi kuklacıları da devirmeye çalışması lazım. Arap baharıyla kuklaların çoğu gitti. Sıra kuklacılarda.

Suriye 2 yıldır vurulurken neden Suriye hakkında basın açıklaması tertip etmediniz de Gazze’nin İsrail tarafından vurulmasının hemen ertesi günü bir basın açıklaması düzenleme gereği duydunuz?

Suriyelilerde bizim kardeşimiz. Onlara açıklamalı destekten ziyade insani yardımın öncelenmesi lazım. Zaten konu hakkında başka platformlar kurularak basın açıklaması yapıldı. Ayrıca salon programları da yapıldı. Biz bu programlara katıldık. İzledik ve destekledik.

Zaten bizimde Filistin için yaptığımız basın açıklamasına camiadan büyük ilgi oldu. Dün Suriye basın açıklaması yapan platformlar Filistin için ek bir basın açıklaması yapmayı düşünmeden yapmış olduğumuz programa katıldılar.

Yani herkes ayrı ayrı açıklama yapmak yerine birbirini destekliyor. Bu konuyu böyle değerlendirmek gerekiyor.

Ayrıca toplumumuzda Filistin için bir hassasiyet var. Filistin dediğinizde akla ilk olarak Kudüs gelir. Kudüs dediğiniz zamanda Mescidi Aksa gelir. Mescidi Aksa’da bizim ilk kıblemiz. Mescidi Aksa’nın muhafızları da Filistinlilerdir yani Gazzelerilerdir. Hamas’tır. Böyle olunca da bölge hakkında hassasiyetin bu kadar yoğun olması normaldir.

Hamas mensupları İslam’ı yaşama noktasında harika insanlar. İslam’ı konuşan değil yaşayan insanlar. Ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Ölümden korkmuyorlar.

Gazzeye gittiğimizde İsmail Heniye ile görüştük. Bize hoş geldiniz konuşması yaparken “Şeyhimiz Ahmed Yasin şehid edildiğinde oturduk istişare ettik. Önümüze iki seçenek çıktı. Birincisi yönetimi İsraillilere verip esaret içinde yaşayıp dünyada rahata ermekti. İkincisi ise onurumuzla acı çekerek beklide şehid olmayı göze alarak izzetli ve onurlu bir şekilde yaşamaktı. Benim canım İslam’a feda olsun” dedi. Gazze’de böyle bir lider var. Böyle bir lider alkışlanır ve desteklenir.

İSRAİLLİ ÇOCUKLARIN YAŞAMASI İÇİN FİLİSTİNLİ ÇOCUKLARIN ÖLMESİ GEREKİYOR

İsrail’in Gazze saldırıları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gazze denize sınırı olan bir yer. 5 km mesafede İsrail savaş gemileri burayı sürekli ambargo altında tutuyor ve istediği zaman