Mabed merkezli yaşam – (Ramazan Kayan)

0
184

Mayıs’ta başlayan bu program sayesinde 1500 civarında gencin cami ile buluşması gerçekleşiyordu. Bu süre zarfında cemaatle namaz kılmaya en fazla devam edenlerin ödüllendirilmesi törenine tanıklık ediyoruz… Hediyeler

07.07.2012 Tarihinde Hatay’ın Payas ilçesinde “Namaz çağrısı ve gençlerimize namazı nasıl sevdirebiliriz?”konulu konferansı sunmak için gittim.61 gün süren “Gençlerimiz namaza koşuyor” yarışmasının ödül töreninin davetlisi idim. Payas sahilinde açık havada gerçekleşen program bu güne kadar bulunduğum etkinliklerden çok farklı idi. Payas Din Görevlileri Derneği mensupları bir ilki başarmanın onurunu yaşıyordu…Oldukça etkili ve heyecan vericiydi…25 cami görevlisinin birlikte organize ettiği bu program gençlik ve gelecek konusunda umut veriyor ,ufuk açıyordu.7-18 yaş gurubu çocuk ve gençleri hedefleyen, 1 Mayıs’ta başlayan bu program sayesinde 1500 civarında gencin cami ile buluşması gerçekleşiyordu. Bu süre zarfında cemaatle namaz kılmaya en fazla devam edenlerin ödüllendirilmesi törenine tanıklık ediyoruz… Hediyeler konuşma platformunun etrafında geniş bir alanı doldurmuş vaziyette…68 bisiklet, 27 bilgisayar, 210 çift ayakkabı ve yüzlerce hediye…Program kapsamında hiçbir genç ödülsüz bırakılmamış…Daha da çarpıcı ve etkileyici olan tablo, her caminin müdavimi olan gençlerin ellerindeki pankartlarla konuşma alanını çepeçevre kuşatmış olmalarıy dı…Göz attığım her pankart yeni bir çağın muştusunu taşıyan, göz yaşartıcı bir güzellik arz ediyordu…Tam da gençliğin gidişatından endişe ettiğimiz bir süreçte unutulmaz bir sürur ve huzur soluyorduk…İşte o pankartlardan bir kısmı: Hicret Camii Gençleri…İstasyon Camii Gençleri…Sincan Camii Gençleri…Hz. Ömer Camii Gençleri…Mevlana Camii Gençleri…Çınarlı Camii Gençleri…Kale Camii Gençleri…Merkez Camii Gençleri…Fatih Camii Gençleri…

Düne kadar tanık olduğumuz, gençliğin ideolojik kutuplaşması yerini cami merkezli bir buluşmaya terk etmişti…

Evet yeni bir dönemin eşiğindeyiz…Spor kulüplerinin ya da politik amaçlı gençlik kamplaşmalarının yerinde şimdi kıble eksenli bir gençlik hareketi maya tutmuştu…

Bu fotoğraf yeni Türkiye’nin habercisiydi…Belki bu değerlendirme erken ve abartılı bir iyimserlik olarak da yorumlanabilir. Ancak hangi günlerden bu günlere geldiğimizi hatırlamak durumundayız.

Tanıklık ettiğim bu tablo bana yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırlattı…

Yıl; 1982… Yani tam 30 yıl önce… Malatya’da Tekmezar Camisi’nde resmi din görevlisiyim. Aynı zamanda üniversitede öğrencilik yıllarım… Görev yaptığım camide zaman zaman gençlerle İslamî sohbetlerim ve ders halkalarım oluyordu.

Bir gün Malatya İl Müftülüğünden adresime gönderilen bir sarı zarfla irkildim.Aynen şu satırlarla uyarılıyordum:

“ Edindiğimiz istihbarata göre, görev yapmakta olduğunuz camide muayyen kişilerle, muayyen saatlerde gizli toplantılar yaptığınız tespit edilmiştir. Bir hafta içerisinde yazılı savunmanızı il müftülüğüne vermeniz gerekmektedir…” vs…

Evet, resmi görevlisi olduğum camide ne ile suçlanıyor ve nasıl sorgulanıyordum? İşte dünün Türkiye’si bu idi… Bugün ise bu sahada bizi bekleyen yeni sorumlulukların olduğunu düşünüyorum…

Camiye gitmemek konusunda ileri sürdüğümüz gerekçeleri yeniden gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyorum. İmamlara eleştirel yaklaşabiliriz. Sisteme muhalefetimizi farklı zeminlerde sürdürebiliriz… Ama unutmayın ki cami cemaatinin, cami görevlilerinin, özellikle de her geçen gün camilerde sayıları artan gençliğin bize ihtiyacı var…Bizim ilgimize, bilgimize, sözümüze ihtiyacı var!..

Camilerin aslî fonksiyonlarını icra etmekten hâlâ uzak olduğunu kabul ediyorum. Ancak bu ülkenin aslî unsuru olan bizler camilerden yerimizi almadıkça camiler aslî fonksiyonlarına nasıl dönecek?

Tamam, camiler aslî misyonuna kavuşsun ama mutlaka camiye dönelim. Seçici olalım fakat orada olalım… Camisizliğin ceremesi ağır olur, diyorum… Çünkü cami dışı yaşam bizi öğütüyor.

Şayet gitmeme gerekçemiz sisteme muhalefet ise sistem içi tüm ilişkilere çözüm bulabilen bizler için camiye neden hâlâ yol yok?

Yoksa işin içinde ruhumuza sirayet eden tembellik olmasın! Ya da alışkanlıklarımızdan dolayı mı ağırdan alıyoruz? İbadî yanımızın yorgunluk ve yılgınlığına mı bağlasak, bilemiyorum…

Evet, caféleri hınca hınç doldurarak dünyaya düzen veren biz Müslümanlar, duyulan ezana neden duyarsız kalıyoruz? Camiden kopuk bir İslamî hareketin hasılası ne olabilir ki? Hele hele Ortadoğu İntifadasının esin kaynağı, kalkış noktası cami merkezli eylemler olduğuna tanıklık ettikten sonra ne söylenebilir?

Her Cuma yeni bir kıyamın adresi camiler değil mi?

Tahrir’de Cumanın gücünü gördük… Suriye’de direniş ruhunun damarları camide atmıyor mu?

Türkiye’de toplumsal zeminin “mabed merkezli” bir yaşamdan, “market merkezli” bir savrulmaya kaymasına göz yumamayız…

Allah’ın arzını arşınlayan adımlarımız Allah’ın evine ne zaman düşecek?

Daha fazla gecikmeyelim…

“Nasıl olsa gidenler var” demeyelim…

Saftaki yerimizi alalım…

Milat

———————————-
Ramazan Kayan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI