Libya`nın kutup yıldızı: Ömer Muhtar

0
298

Gördü, gördüklerine dayanamadı… Kustu işgale karşı kinini. Zalimlere karşı kanının son damlasına kadar direndi. Bir an bile mücadeleyi bırakmadı ve davası uğruna ölüme gitti. O Allah`a şükrünü direnerek eda eden bir mümin idi…

ALTAN ALGAN – ÖZGÜN DURUŞ

Libya’daki cihadın öncüsü ve sembolü. Karanlık çöllerde yönümüzü bulduğumuz kutup yıldızı… Gördü, gördüklerine dayanamadı… Kustu işgale karşı kinini. Allah’a şükrünü direnerek eda eden bir mümin. İşgalin karnını deşti. Çünkü alttan almak, geri çekilmek, yumuşakça dil ona uzaktı. Hesapsız Ömer. Ömer Muhtar. Libya`daki tüm kabilelerin ortak kahramanıdır o. Cam kenarında yolculuğa benzer onun yaşadığı yıllar. Manzaralar ve sorunlar art arda birikmekte. Bu ortamda kabileler arası arabulucudur. 1895 yılında sertliği, inadı ile öne çıkan Ubeyd kabilesinin çıkarması muhtemel huzursuzluk onun arabuluculuğu ile engellendi. Sebep bulan huzur bulur, anlayışınca huzurludur. Onu konuşurken bir anda Amerikalı ünlü oyuncu Anthony Quinn`in o ünlü Ömer Muhtar filminin bir sahnesinde yer alıyor gibi hissedersiniz kendinizi.

ESARET ÖLÜMDEN BETERDİ

1980 yapımı olmasına rağmen bu filmin çekimleri muhteşem ve Libyalıların sömürgecilere karşı verdikleri mücadeleyi anlatışı ile taş gibi bir özgürlük filmidir. Özellikle sanatsal bir imge olarak Ömer Muhtar’ın sadece at ve İtalyanlardan çaldığı silahlarla 7 tane general eskitmesi ve onlara karşı verdiği mücadele filmi her zaman izlenmeye değer kılıyor. İtalya’nın Sireneyka Valisi Teruzzi, İtalyan birliklerinin içine düştüğü çıkmazı şöyle anlatmaktaydı: “İtalyanların, Senûsiler karşısındaki askeri üstünlükleri beş para etmemekteydi. Çünkü savaştığımız güçler düzenli bir ordu değildi. Onlar için, esaret ölümden beterdi. Yaşadıkları topraklarda boyunduruk altında bulunmayı zül saymaktaydılar. Gündüzleri biz İtalyanlar, geceleri Senûsiler hâkim oluyordu.”

İLK EĞİTİMİ BABASI VERDİ

Münfiyye kabilesindendi. Libya’nın Barka sınırları içinde kalan Batman kasabasında 1862’de doğdu. Babasının adı Muhtar b. Ömer, annesinin adı ise Ayşe bint Muharib idi. Saate bakmayı öğrenerek yaşlanmadı o. Ömer Muhtar’ın babası da ünlü bir simaydı.  Kabiller arasında devamlı barışı telkin ediyordu ve kavgalarda arabulucu rolünde idi. Küçük Ömer ilk eğitimini babası Muhtar’dan aldı. Babası, 1878 yılında hac vazifesini ifa için gittiği Hicaz’da vefat etti. On altı yaşında babasız kalan Muhtar eğitimini Cağbub İslami İlimler Akademisi’nde sürdürdü. Bu okul Muhammed b. Ali es-Senusi’ye bağlı merkez dergâhın bünyesindeki medreselerden biriydi.

MISIR’DAN SONRAKİ DURAK

Önce bu okulun ve kurucusunun hikâyesine dikkat kesilelim. Okulun kurucusu Muhtar’ın doğumundan birkaç yıl önce vefat etti. Muhammed b. Ali es-Senusi Kuran ve Sünnet yolunda yürüyen Cezayirli bir âlimdi. Etki alanının genişlediğini düşünen karanlık odaklar onun bulunduğu yeri terk ederek Fas, Trablus, Bingazi, Mısır’a gitmesine neden oldu. Bu şehirlerin her birinde kısa aralıklarla kalan es-Senusi Cezayir’de yaşadığı sıkıntıların bir benzerini buralarda da yaşamak durumunda kaldı. Bu nedenle Mısır’dan sonraki durağı Hicaz oldu. İlim ve kişiliği iyice olgunlaştıktan sonra Senûsilik olarak anılacak olan tarikatının eğitim ve öğretimine başladı.

LİDERLİĞİYLE ETRAFINI ETKİLEDİ

İlk dergâhını 1837’de Mekke’de inşa etti. Burada gördüğü baskı ve dayatmaların ardından Mekke’yi terk ederek 1840 yılında Libya’nın Barka yahut daha çok bilinen adıyla Trablus bölgesine yerleşmek durumunda kaldı. Burada Mekke’de kurduğu dergâhın benzerlerini kurdu. Vefatına kadar bu dergâhların sayısı 22 tane oldu. Cağbub bölgesindeki dergâhı da merkez dergâh haline getirdi. Dergâhın bünyesinde büyük bir medrese inşa ederek, önemli âlim ve hocaları buraya getirdi. Medrese halka tarafından da büyük ilgi gördü. İşte Ömer Muhtar böyle bir medrese yetişti. O bu medresede sekiz yıl eğitim gördü. Bu okulda öğrenim gördüğü yıllarda liderlik vasfı ve saygın kişiliği etrafındakileri etkiledi. Okul adına Sudan ve Mısır’a resmi ziyaretlerde bulundu.

SÖMÜRGECİ GÜÇLERE KARŞI

Aynı şekilde çeşitli heyetlere de başkanlık etti. 1866’da devasa toplumsal sorunları çözmek maksadıyla Cağbub İslami İlimler Akademisi’ndeki eğitim hayatını yarım bırakan Ömer Muhtar, ileriki yıllarda bu yarım kalan eğitimini tamamlamayı düşündü ancak bunu gerçekleştiremedi. Gençlik günlerinden itibaren lider kişiliğini ortaya koymayı başardığı için çevresi ona “Ağabeyimiz ” anlamına gelen “Seydi Ömer” diye çağırdı. Ömer Muhtar birçok Kuzey Afrikalı Müslüman gibi bir tasavvuf ekolünden ziyade bir ıslahat hareketi olarak görülebilecek Senusi hareketine mensuptu. Zoru başardı bu hareket. 19. yüzyılda Kuzey Afrika’da ortaya çıkan bu eğilim, Hasan Basri’ye uzaktan akrabaydı. Onun gibi müşahede ile mücadeleyi birleştirmenin en parlak örneğini ortaya koyarak kısa zamanda çok hızlı bir gelişme gösterdi, içinde barındırdığı dinamizm ile sömürgeci güçlere karşı Afrika Müslümanların soluğunu daima diri tuttu.  

FRANSIZLARI GERİ PÜSKÜRTTÜ

İttihat Terakki idaresinin dirayetsizliği, Mısır’ın İngiliz işgalinde olması, Osmanlı devletinin deniz gücünün neredeyse olmaması gibi sebeplerden dolayı Libya’yı kolay bir lokma gören İtalyanlar 27 Eylül 1911’de Osmanlı hükümetine verdikleri ültimatomla Trablusgarb’a çıkartma yaptı. Seyyid Ahmed eş Şerif es-Senusi liderliğindeki halkın direnişi ise 1914 yılında patlak veren Birinci Dünya Savaşı’na kadar işgalcilere karşı durdu. Ömer Muhtar, İtalyanların 1911`de Libya`ya çıkarma yapmasına kadar Kusur dergâhının başındaydı. Daha sonra güneydeki Ayn Kelek dergâhı şeyliğine atandı. Gayretleri bu bölgedeki Fransız işgal güçlerini geri püskürttü. Daha sonra tekrar Kusur dergâhına döndü. İttihat Terakki kadrosu, Senusileri Kanal Harekâtı’nda Mısır’daki İngilizlerle savaşa zorladı. Böylece Fransız ve İtalyanlarla birlikte bir üçüncü cephe açıldı. Alınan ağır yenilgiden sonra Seyyid Ahmed İstanbul’a çağrıldı, yerine de Seyyid Muhammed İdris geçti.

DİRENİŞİN ÖNDERLİĞİNİ ÜSTLENDİ

1922’den itibaren Benito Mussolini Trablusgarb’taki direnişin ezilmesini, Senusi direnişinin kırılmasını birinci öncelik olarak görüldü. İdris Senusi ile yaptıkları tüm anlaşmaları fesheden İtalyanlar 1923 yılında ikinci işgallerine başladı. İdris Senusi ise beklenen İtalyan saldırısı öncesi 1922 yılında ileri gelen bazı şeyhler ve kabile reisleriyle beraber tedavi olma gerekçesiyle yerine vekil olarak kardeşi Muhammed Rızayı bırakarak Mısır`a kaçtı. Bu dönemde direnişin liderliğini üstlenen Ömer Muhtar, karargâhını Calu vahasının Cebel-i Ahdar bölgesine kurdu, emrindeki kabileleri 100-300 silahlı atlı ya da yaya olarak küçük gruplar halinde organize etti. Bu gruplar çok hızlı hareket kabiliyetleri ile İtalyan askerlerine, nakliye konvoylarına, karakollara baskınlar yapıyor ve bir anda ortadan kayboluyorlardı.

İTALYANLAR CİDDİ KAYIP VERDİ

Ömer Muhtar emrindeki güçler ile İtalyan kuvvetleri arasında 1923’ten sonra her yıl en az elliden fazla muharebe, iki yüzden fazla küçük ölçekli çatışma meydana geliyordu. Korkuyu, kaçışı akıllarından silmiş bulunan Senusi kuvvetleri İtalyan garnizonları arasında mekik dokumaya başladı. Hatta bedevi çoban kılığına girerek İtalyan birliklerinin arasında dolaşmakta ve onların hareket stratejilerini daima kontrol etmekteydi. İtalyan birlikleri ilk yıllarda ciddi kayıplara uğradılar ve direnişçilere karşı bir üstünlük sağlayamadı. İtalyanların üstün silah ve insan gücüne karşı Muhtar ve beraberindekiler inatçı bir direniş sergiledi. Haziran 1923’de Sirte’de meydana gelen bir çatışmada faşist güçler 13 subay ve 300 asker kayıp verdi. Direniş karşısında perişan olan İtalyanlar hınçlarını masum halktan çıkarıyorlardı. Bu ise direnişe olan desteğin gittikçe artmasına sebep oldu.


KESİNİN AĞZINI AÇTILAR

Buna karşı İtalyanlar cepheyi içten çökertmenin yollarını aradı ve bütün sömürgecilerin yaptığı gibi kesenin ağzını açtı. Böylece 13 kabile şeyhini satın aldı. Bu işlerin gerçekleşmesinde Ömer Muhtar’ın çocukluk arkadaşı, Senusi davasına ihanet eden Senusi şeyhi Şerif el Giryani önemli bir rol oynadı. İtalyanlar Senusi direnişinin kaynağını kurutmak üzere halkı sahil şehirlere yakın yerlerde kurdukları esir kamplarında toplamaya başladı. Ama direniş vurmuyordu. General Mezzetti 1 Aralık 1928’de yazdığı raporunda şöyle diyordu: “Bölgede siyasi ve askeri bir organizasyon gerçekleşmeden, Ömer Muhtar’ın siyasi ve askeri örgütünün çökertilmesi ve bölgenin kontrol altına alınması mümkün değildir.” Sonunda Mussolini duruma el attı ve 10 Ocak 1930’da harekâtın başına General Rodolfo Graziani getirildi.

DÜŞMANI SÖKENE KADAR

Graziani insan hayatına değer vermeyen siyasetiyle Siri’deki İslami direnişin sona ermesinde başrolü oynadı. Graziani hem prestijini kurtarmak hem de direnişçilerin Mısır sınırından yardım almalarının önünü kesmek için, Libya’nın güneyinde İtalyanların ulaşamadığı tek toprak parçası olan Kufra’yı işgal etti. Kufra’nın elden çıkmasıyla direnişçilerin elinde korunmasız Cebel’ül Ahdar kaldı. Ömer Muhtar, bu durumu 1931 Ocak’ının son günlerinde Mısır hududunu gizlice geçip, kendisiyle görüşen Muhammed Esed’e şöyle ifade etmişti: “Sende görüyorsun ya evlat, gerçekten biz artık bize tanınan vadenin sonuna gelmişiz. Savaşıyoruz, çünkü düşmanı bu topraklardan söküp atıncaya kadar ya da bu uğurda ölünceye kadar imanımız ve özgürlüğümüz için savaşmak zorundayız. Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz. Kadınlarımızı, çocuklarımızı Mısır’a gönderdik ki, Cenab-ı Allah bizi ölüme çağırdığı zaman arkamıza dönüp bakmayalım.”

ONUN TAVRINA HAYRAN KALDIM

Ve 11 Eylül 1931… Ömer Muhtar ve yanındaki bir kısım direnişçiler Sılanta’da iken İtalyan istihbaratı onun varlığını haber aldı. Vadiyi her yönden saran kuvvetlerin oluşturduğu çemberi yarmanın imkânı yoktu. Direnişçiler sonuna kadar çarpıştı. Ömer Muhtar burada yaralandı ve esir düştü. Kendisini esir alan İtalyan askerleri, onun kim olduğunu bilmiyorlardı. Ömer Muhtar kimliğini açıklayınca, önce Sûse’ye sonra Suluk’a götürüldü. Burada İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani’nin karşısına çıkartıldı. Bu görüşmede bilinci ile öyle harika cevaplar vermiştir ki, general onun hakkında şunları yazacaktır yıllar sonra hatıralarında: “Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum. Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran kaldım.”

İKİ ÜÇ SAAT UYURDU…

Teslim olma teklifini reddeden Ömer Muhtar 15 Eylül 1931 günü İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından yargılandı. Aynı gün toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin biçimde idam sehpasına çıktı ve can verdi. Kişiliği hakkında dost düşmanın bellek kayıtları mühimdir. Beraber cihat ettiği arkadaşlarından Mahmud el-Cehmî onun yaşantısını şu noktadan anlatır: “Uzun yıllar onun beraber cihat ettik. Aynı sofrada yemek yedik, aynı çadırda uyuduk. Hiçbir zaman bütün geceyi uyuyarak geçirdiğini görmedim. İki veya üç saat uyur, sonra kalkar, abdest alır, namaz kılardı. Uzun müddet Kuran okurdu. O takva timsaliydi.” Bir başka silah arkadaşı Muhammed Tayyip el-Eşbeb ise şunları aktarır: “Ömer Muhtar’ı çok iyi tanıyorum. Onunla aynı çadırda çok uyudum. Allah rahmet etsin, ondan pek çok şey öğrendim. O namaz kılar ve Kuran okurdu. Savaş günlerinin aşırı yorgunluğuna ve yine kış gecelerinin soğuğuna rağmen gece namazını ve Kuran okuyuşunu asla terk etmezdi. O zorlu gecelerde bizi de uyandırır ve namaz kılmamızı sağlardı.”

ÜSTÜN ZEKÂYA SAHİPTİ

Düşmanı İtalyan General Graizani ise şöyle tasvir eder onun kişiliğini: “ Ömer Muhtar, inanç ve akidesini son derece bağlı bir adamdı. İnancına saldırmaya kalkışan kim olursa, ona büyük bir heyecan ve azimle karşı koyardı. O, vatanına saldıranlara karşı da korkusuzca savaşıyordu. Vatanına yapılacak herhangi bir saldırıya karşılıksız bırakmayı kabul edebilecek bir şahsiyet değildi. O karşısındakine anında cevap verecek üstün bir zekâya sahipti. Aynı zamanda ileri seviyede denebilecek çok geniş bir ilmi ve dini kültüre sahipti. Onun kesin tavırlı bir huyu vardı. O, dinine ait hiçbir şeyi ihmal etmeyecek ve dinini herhangi bir maddi menfaat karşılığında satmayacak kadar üstün bir kişiliğe sahipti. Dünyevi hiçbir çıkar peşinde olmayan bir kişiydi. Üstelik hayli fakir bir adamdı.” Son söz Ömer Muhtar’dan: “Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız, ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız. Bana gelince, ben cellâtlarımdan daha uzun yaşayacağım.”

Ömer Muhtar’ın resimleri için tıklayınız