Kürtlere Hrant Dink sorusu – (Etyen Mahçupyan)

0
107

Bugüne dek yaşadığım en ilginç dönemlerden biri Hrant`ın beni sürüklemesiyle içine düştüğüm `diaspora karşılaşmalarıydı`.

Bugüne dek yaşadığım en ilginç dönemlerden biri Hrant`ın beni sürüklemesiyle içine düştüğüm `diaspora karşılaşmalarıydı`.

Avrupa`dan Avustralya`ya uzanan geniş bir yelpazede, 1915 ve sonrasında Anadolu`yu terk etmek zorunda kalan veya bunu kendi tercihiyle yapan Ermenilerle buluştuk, toplantılarda bir araya geldik ve tartıştık. Söylemimiz bir süre sonra yerine oturdu ve çeşitli bölümlerden oluşmaya başladı. Çünkü hangi coğrafyada ve hangi sosyoekonomik zeminde olduğumuzdan bağımsız olarak hep aynı akıl yürütmeleriyle karşılaşıyorduk. Hrant`ın da yeri geldiğinde ortaya attığı ve bunu yaparken de bariz bir şekilde keyif aldığı soruları vardı. Bunların arasında en önemsediği ise şuydu: “Sizce Ermeniler açısından Türkiye`nin demokratikleşmesi mi daha iyidir, yoksa Ermeni soykırımını kabul etmesi mi?” Yıllardır tüm siyasî enerjilerini soykırımın kabulü için harcamış olan çoğunluk Ermeni`nin doğal refleksi ikincisiydi. Ancak Hrant`ın onlara bile epeyce mantıklı gözüken iki devam sorusu vardı: “Türkiye devletinin soykırımı kabule zorlanması sizi tatmin edecek mi?” ve “Sizce soykırımın kabulü demokratik bir rejimde mi mümkündür, yoksa otoriter bir rejimde mi?” Tüm toplantılarda nihai cevaplar aynıydı… Zorla kabul edilen bir soykırım aslında Ermenileri tatmin etmiyordu. Onlar hâlâ gerçekten de yaşananları bilerek özür dileyecek olan `komşularını` aramaktaydılar. Bu ihtimalin ise ancak demokratik bir Türkiye`de gerçekleşeceği açıktı. Kısacası ilk soruya dönersek Ermeniler için asıl istenecek durum, soykırımın ne pahasına olursa olsun kabulü değil, Türkiye`nin demokratikleşmesiydi. Çünkü ancak o zaman soykırımın kabulünün gerçek bir değeri olabilirdi.

Bunu idrak ettiğiniz zaman asıl kritik soruyu da sorma noktasına gelmişsiniz demektir: Bu durumda `doğru` Ermeni siyaseti hangisidir? Başka ülkelerin parlamentolarında yasa çıkarmak mı? Yoksa mesela Türkiye`nin AB üyeliğini destekleyecek lobi faaliyetleri yapmak mı? Nitekim mantıksal çıkarsama, Türkiye`nin AB üyeliğini engellemeye çalışan Ermenilerin `aslında` psikolojik olarak Türkiye`nin soykırımı kabul etmeden `bu haliyle` devam etmesini istediklerini ima ediyordu…

Kürt meselesinin çok farklı olduğunu söylemek zor. Her ikisinde mağdurlar şöyle ya da böyle geniş kapsamlı özür ve telafi adımları bekliyor. Her ikisinde de sorunu yaratan unsur, devletin homojenleştirme ve Türkleştirme isteği. Öte yandan her ikisinde de devletin ve genelde `Türklerin` bu sorunu yaratmış olmaktan gelen temel bir rahatsızlıkları yok. O nedenle her iki konuda da `devlet çözüm istemiyor` sözü siyasî bir argüman değil, basit bir gerçekliğin ifadesi. Dolayısıyla her ikisinde de kritik mesele, devleti ve Türkiye toplumunu istenen `çözüm` noktasına getirecek siyaseti bulmak.

Kürt siyasetine kafa yoranların öncelikle bu `çözüm` konusu üzerinde durmaları gerekiyor. Acaba nasıl bir `çözüm` isteniyor? Kastettiğim Kürtçe, yerel özerklik veya af değil… Daha da temelde `çözüm`Ün hangi zihniyet içinde şekilleneceği. Bu `çözümün` demokratik mi, yoksa otoriter bir zeminde mi olacağı sadece devlet-PKK ilişkisini değil, PKK-Kürtler ve devlet-Türkiyeliler ilişkilerini de büyük çapta etkileyecek ve belki de yeni rejimin temel niteliğini belirleyecek. Kısacası Kürtlerin gelecekte demokrasiyi yaşamaları, ancak Kürt meselesinin demokratik bir Türkiye yaratacak biçimde çözülmesiyle mümkün.

Böylece şu soruya geliyoruz: Bugün Türkiye`yi demokratikleştirme gücü olan ve bunu isteyen aktör hangisi? Yanıtın AKP olduğu açık… Kürtlerin idrak etmesi gereken gerçek şu ki, PKK olmasa da Kürt meselesinin demokratik bir çözümü olabilir. Yani PKK`nın varlığı demokratik bir çözümü garanti etmiyor. Oysa AKP olmadan bu soruna demokratik bir çözüm bulmak mümkün değil… Bunun nedeni AKP`nin `demokrat` olması değil ve zaten iktidar partisinin bu açıdan önemli zafiyetler içerdiği malum. AKP`siz demokratik çözümün olmamasının nedeni, AKP`nin `Türkiye devleti`ni bir bütün olarak demokratikleştirmek isteğini taşıması ve bunun gereğini yapmaktan çekinmemesi. Oysa PKK`nın Kürt toplumunu ve siyasetini demokratikleştirmek gibi bir niyeti bulunmuyor.

Böylece, eğer amaç demokratik bir çözümse, `Hangi Kürt siyaseti Türkiye`yi daha da demokratikleştirir?` sorusuna geliyoruz. Diğer bir deyişle, `Acaba hangi Kürt siyaseti AKP`yi daha demokratlığa zorlar?` Yanıtın `şiddet kullanmak` olmadığını herkes biliyor… Şiddet, hükümeti daha da otoriter zemine çekmenin aracı olarak kullanılmaya son derece müsait. Oysa PKK`nın şiddeti bırakması ve taleplerini siyasete taşıması, muhtemel bir demokratik çözümün de önkoşulu.

Eğer niyetimiz karşımızdakine diz çöktürtmenin ve bazı hakları almanın ötesinde, kendimiz için bir demokrasi üretmek, geçmişi ve geleceği demokratik bir zemin üzerinde yeniden inşa etmek ise, Hrant`ın sorusunu akılda tutmakta yarar var: “Acaba `biz` ne yaparsak, devlet doğruyu yapma yönünde teşvik edilmiş olur ve aynı zamanda `bizim` için de doğru bir hayat ve ilişki alanı doğar?”

 Zaman

———————————-
Etyen Mahçupyan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI