Kürtaj, güç, gelenek ve siyaset – (Ali Bayramoğlu)

0
97

Bu gelenek, aslında, gücün, bir merkezde, örneğin devlette yığılı nemaları, çıkar sağlama ve cazibe merkezi olmaya yönelik şekilde keyfi ve ilkesiz yolla kullanma dağıtma aracı olarak tanımlanmasıyla ilgilidir.

Dönemler, iktidarlar, reformlar, hiç biri, kimi sert zihniyet çekirdeklerine ulaşamazlar. Böyle olunca kimi sorunlar ne yaparsanız yapın, kim olursanız olun ortadan kaybolmaz…

Bu sorunların başında şüphe yok “güç” meselesi, gücün nasıl tanımlandığı, nasıl tasavvur edildiği, güçten ne beklendiği meselesi gelir.

Güç-siyaset ilişkisi bizim siyasi kültürümüzde oldukça “kesif”tir.

Sadece zihniyet düzeyinde değil, gelenek düzeyinde de ortaya çıkar.

Bu gelenek, aslında, gücün, bir merkezde, örneğin devlette yığılı nemaları, çıkar sağlama ve cazibe merkezi olmaya yönelik şekilde keyfi ve ilkesiz yolla kullanma dağıtma aracı olarak tanımlanmasıyla ilgilidir.

Belki de bunun içindir ki, Türkiye`de çok partili düzen, gerçek anlamda çoğulcu bir yapıyı gündeme getirememiş; bu nemaları yeni beliren gruplara dağıtan ara bayilerin sayısının artmasından, “çoklaşması”ndan ibaret olmuştur.

Mesele, devletin toplum tasavvuruyla, toplumda yarattığı beklentiyle siyasete hareket kabiliyeti son derece sınırlı, değiştirme gücü yok denecek kadar dar bir alan bırakmasıyla yakından ilgilidir.

Bu durumun sonuçlarıyla nedenleri iç içe geçmiştir.

Bu “neden-sonuç paketi”, bu ülkede siyaset ve siyasetçinin, ekonominin düzeni, siyasetin alanı ne olursa olsun cemaat anlayışından toplum anlayışına hâlâ geçememiş olmasına işaret eder.

Başka bir deyişle, kim ne derse desin, bu ülkede siyasetçinin toplum tasavvuru yoktur. Yani tüm toplulukları farklarıyla ele alan, onların ortak paydasından, etkileşiminden hareketle tanımladığı bir “toplum tasavvuru” bulunmaz, siyasetçinin zihninde.

Bunu yeknesak ve muğlak bir bütünü ifade eden, aslında savunduğu cemaatin bizzat kendisi olan (ya da olmasını istediği) millet kavramıyla ya da farklı olanı yok sayan milli irade kavramıyla ikame eder, siyaset ve siyasetçi…

Cemaatçi siyaset ise; köylü, kentli, sermayedar, İslamcı, Kürt, laik, kim olursa olsun, belli bir grubun diğer gruplar karşısında ve genellikle diğer gruplar aleyhine yaşam alanının genişletilmesi üzerine kuruludur.

Yaşam alanının genişletilmesi üzerine oturan politikalar gücünü kaçınılmaz olarak, bir yandan cemaatin kendi iç yapısından, diğer yandan bu cemaate aktarılacak imkân ve kaynakları denetleyen devletten alır.

Sistemin özüyle, yapısıyla, bunların değişimiyle hiçbir şekilde ilgili olmayan; tersine onu olduğu gibi koruyup kendisine yontmaya çalışan kalkınmacı, merkeziyetçi siyasi söylemlerin, devletin kontrol mücadelesine endekslenmiş siyasi çekişmelerin, savaşların kökü de burada yatar.

Ve sonuç olarak, siyasi partilerin demokrasi arayışı, söylemi ne denli samimi olursa olsun, bu anlayışla sınırlı kalır.

Bugün değişimi kuşatan zihniyet ve yapı hâlâ bu zihniyet ve yapıdır.

İktidardan yayılan mikro siyasetteki tutuculuk kokusunda, kürtaj, sezeryan, aile gibi tartışmalarda , TV dizilerindeki sevgilileri evlendirme girişimlerinde, dindarlar ve öz evlatlar ilişkisi tarzı söylemlerde hep aynı yapı ve zihniyetle karşılaşıyoruz…

Bu tespitler makro ve mikro siyaset arasında iktidarın kurduğu denge siyasetini açıklamaz, ama sosyolojisiyle ilgili ipucu verir.

 Yenişafak

———————————-
Ali Bayramoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI