Kürt sorununda yapmadığımız ne kaldı? – (Sedat Laçiner)

0
121

Kürt meselesinde radikal değişiklikler olduğu muhakkak. PKK’nın delirmiş gibi davranmasının bir nedeni de bu aslında. Fakat yapılanlar yeterli mi derseniz, hala “yetersiz” derim.

Kürt meselesinde radikal değişiklikler olduğu muhakkak. PKK’nın delirmiş gibi davranmasının bir nedeni de bu aslında. Fakat yapılanlar yeterli mi derseniz, hala “yetersiz” derim. Başka bir deyişle “yapacak daha ne kaldı ki” diyenlerden değilim. Kürt Sorunu’nda yapılanlar sevindirici, ancak terör nedeniyle reformları yavaşlatmak da doğru olmaz!…

***

Yapılması gerekenlerin başında Kürtleri muhatap almak geliyor, PKK’yı değil. Devlet, terörü reddeden her Kürt ile masaya oturabilmeli ve PKK’yı aradan çıkarabilmelidir. Demokratik Açılım’ı teröre rehin bırakmamalıdır. Kürtleri muhatap almak derken, bunu mecazi anlamda söylemiyorum. Görüşme ve hatta müzakereler için bir komisyon, konsey veya başka bir ad altında bir yapılanmaya gidilebilir. Buraya Kürtleri temsil edebilecek kim varsa çağrılabilir. Hatta ülkenin bölünmesini isteyenler de bu oluşumda yer alabilir. Devlet temsilcileri burada tartışılanlardan uygulanabilir olanları teröre veya başka bir yere endekslemeden doğrudan uygulayabilir ya da Meclis’e taşıyabilir.

İkinci olarak anadilde yargılanma konusu hâkimlerin inisiyatifinden çıkarılmalıdır. Hatta dileyen kendisini rahat hissettiği herhangi bir dilde yargılanma hakkına sahip olmalıdır. Bu temel insan hakkı için Meclis hiç vakit kaybetmeden bir cümlelik bir yasa değişikliğine gitmelidir.

Üçüncü olarak eğitimde anadil meselesinde adım atılması gerekir. İlk etapta kimsenin tartışamayacağı seçmeli Kürtçe dersi, dileyen velilerin çocukları için hemen uygulamaya geçebilir. Lise ve dengi okullarda ise belli bir saat Türkçe dersi zorunlu olmak kaydıyla, İngilizce, Fransızca ve Almanca dilinde eğitim veren liseler gibi Kürtçe yoğunluklu eğitim veren okullar serbest bırakılabilir.

Dört, hiç vakit kaybetmeden yer isimlerinde değişiklik talepleri dikkate alınmalıdır. Aslına bakarsanız devlet bu konuda en üst düzeyde sözler vermişti. Ancak terör tırmanınca bu konu da diğerleri gibi sanki unutuldu. Bu konuda ilgili yerleşim yerinde yaşayanların belli bir oranının (örneğin % 10’unun) vereceği bir dilekçe ile İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık veya TBMM ‘isim değişikliği referandumu’ kararını alabilir. O ilde, ilçede veya kasabada yaşayanlar o yerin ismini böylece değiştirebilmelidir. Devlet dilerse bazı yerleri iki, hatta üç isimli hale de getirebilir.

Nüfusunun belli bir oranı (örneğin % 25’i) Türkçe’den başka dil konuşulan yerleşim yerlerinde tüm bilgilendirme levhalarında o dilin de yer alması yasal zorunluluk haline getirilebilir. Bunun için herhangi bir başvuru veya dilekçeye ihtiyaç olmamalıdır. Aynı şekilde bu yerlerde toplu yaşam alanlarında ikinci anonslar ikinci çok konuşulan dilde yapılabilir, bu dilde danışma birimleri oluşturulabilir.

Son olarak insanlara ırk, din, dil, mezhep, doğum yeri veya başka bir değiştiremeyeceği özelliği nedeniyle yapılan hakaretlerde, ayrımcılıklarda ve diğer kötü muamelelerde cezalar çok net ve ağır olmalıdır. Bu cezalar olabildiğince hâkim inisiyatifinden çıkarılmalıdır. Böylece tıpkı Türklüğe hakaretlerde olduğu gibi başka bir gruba hakaret edenler de çok ağır müeyyidelerle karşılaşmalıdırlar.

***

Dilenirse bu listeyi daha da uzatabilirim. Derseniz ki “bunları yaparsak PKK terörü biter mi?”, buna kolayca “evet” demem zor. Fakat bildiğim bir şey varsa, o da bu saydıklarımızın hiçbirinin teröristle konuşulmaması, pazarlık yapılmaması gerektiğidir. Çünkü Kürtler PKK’nın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıdır. Türkiye bir yandan teröre ve şiddete başvurana en sert karşılığı vermeli, diğer taraftan da kendi vatandaşlarına haklarını talep etmeden sağlayabilmelidir. Teröristle mücadele etmek, demokratikleşmeyi ne engellemelidir, ne de yavaşlatmalı.

 Star


———————————-
Sedat Laçiner
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI