‘Kürt Muhipleri cemiyeti`! – (Adnan Boynukara)

0
183

Ve Kürtler de şunu iyi bilsin ki, başkalarının çıkarları için bugün Kürtlerin sırtını sıvazlayan ve yüreklendirenler er veya geç Kürtleri de satar…

Her birimiz durduğumuz siyasal pozisyona göre, Kürt meselesinin çözümünü geciktiren ve zorlaştıran onlarca faktörden bahsedebiliriz.

Mesela;

İdeolojik devlet anlayışının, tek tipleştirici politikalar ve tutumları uygulama konusunda, içine düştüğü anlamsız ve toplumsal karşılığı olmayan ‘kararlılık’ ve ‘hassasiyet’

Devletin sorunu çözme iradesi ve isteğine sahip olup olmadığına ilişkin kuşku verici tutumların içinde olması…

Güvenlik kuvvetlerinin izlediği yanlış stratejiler, ihmaller ve zaman zaman da bilinçli olarak yüceltilen şiddet uygulamaları

Uluslararası istihbarat örgütlerinin Kürt meselesi konusuna artan ilgileri ve pozisyonları…

Örgütün ‘aklını’ oluşturan mezhepçi yapının millet ve devlet karşısında almış olduğu ‘intikamcı’ tutum

Mağduriyet söylemi üzerinden geliştirilen ve zemin bulan kimlik bilinci…

Sorunun çözümünün uzun yıllar, güvenlik perspektifi kapsamında değerlendirilmesi…

Güvenlik konsepti gerekçe gösterilerek, bazı bölgelerdeki Kürtlerin göçe zorlanması…

Göçe zorlanan Kürtlere yönelik en ufak bir tedbirin alınmaması ve sorunlarının çözümü konusunda herhangi bir adımın atılmaması…

Göçe zorlanan Kürtlerin, oluşturulan bu mağduriyet ile birlikte örgütün ‘legal’ veya illegal organlarının insafına terk edilmeleri…

Bu ve benzer gerekçelere eklenebilecek diğer bir faktör ise son zamanlarda somutlaşan ve Orhan Miroğlu’nun, Mütarake döneminde İstanbul`da kurulan “İngiliz muhipleri cemiyeti”nden mülhem,“Kürt muhipliği” olarak tanımladığı isimlerin, Kürtleri tahrik etmeye ve kışkırtmaya yönelik kullandıkları kavgacı dil de sayılabilir. Her ne kadar bu isimler bulundukları pozisyonu, ‘Kürt meselesi konusunda demokrat tutum takınmak’ şeklinde açıklasalar da, yazıları ve konuşmaları analiz edildiğinde, durumun bu kadar saf ve iyi niyetli olmadığı görülecektir. Bunun da ötesinde, örgütün legal görünümlü yapıları ile kurmuş oldukları ilişkiler ve bu ilişkilerin örgüt lideri ile paylaşılma biçimi, var olan gerçeği net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Köşe yazdığı gazetedeki pozisyonunu, “ben gazeteye Kürt kontenjanından alındım” şeklinde açıklayan ve Kürtlükle en ufak bir ilişkisi olmayan gazeteci(ler)…

Örgüt lideri tarafından “bunlar kaliteli aydınlar, bunlarla ilişkiyi sürdürmek lazım” övgüsü alan akademisyen yazarlar…

Yazdıkları ve örgüt üyeleri ile kurmuş olduğu ilişkilerden dolayı “bize somut önerileri var mı” şeklinde görüşüne başvurulanlar…

İmralı tarafından, “bu arkadaşlarla konuşun ve demokratik ulus kongresi içinde yer almalarını isteyin” ifadeleriyle övgüye ve işbirliğine layık görülenler…

Avukatlar ile yaptıkları görüşmelerde, “başkana selam ve saygılarımı iletin ve lütfen şu yazımı okusun” mesajı gönderenler…

Onca terör olayına ve kaybedilen hayata rağmen bulunduğu pozisyonu; “vicdanlı insanlar ‘güçlü’ye karşı, ‘güçsüz’den yana tavır takınır” ifadesiyle, teröre ‘hayır’ diyenleri ‘güçlü’ olan devletten yana, kendini ise ‘güçsüzden’ yana olmakla kategorize edenler…

Uygulanan teröre ilişkin bir cümle dahi kurmadan, şiddeti uygulayan ana aktör olarak gösterdiği devlete yönelik “demokratik baskı ihtiyacı” analizi yapanlar…

Örgüt direktifleri ile hareket ettiklerini gizlemeyen ‘sivil siyasetin’ şiddet dilini yücelten aktörleri ile kol kola resimler çektirenler…

Örgüt liderinin “TBMM’ye gidin, yemin edin ve meclis çalışmalarına katılın” talimatına karşılık, örgütün ‘sivil siyaset’ yapan kanadını “sorunların konuşulacağı ve çözüm bulunacağı yer TBMM’dir ve mecliste olmanız lazım” türü davet çağrılarını, “sindirme” olarak yorumlayıp tahrik edenler…

Kendine, BDP’nin yapıp ettiklerini açıklama, tevil etme görevi verenler ve “haysiyetli çıkış yolu” türü başlıklarla, çözümsüzlüğü, ‘haysiyet’ gibi kavramlar üzerinden dayatanlar…

Kendisi dışındaki herkesi “amatör istihbaratçı” olarak değerlendirip, Diyarbakır İstasyon meydanının, Tahrir meydanına dönüştürülmesi yönünde akıl verenler…

BDP’nin, İmralıya rağmen, örgütün Kandil kanadı tarafından zorlandığı açık olan TBMM’yi boykot çabasını hoş göstermek için başkalarının ağzından ürettiği, “başbakan bizi tersleyince siyaset yolu tıkandı” türü başlık atanlar…

Burada ilginç olan bu tip isimlerin Türkiye’nin iki medya organına da eşit oranda dağıtılmış olmalarıdır. Daha da ötesi, kullandıkları kışkırtıcı dil ile iç içe geçen istihbarat dili… Öyle ki insan, yabancı güç merkezleriyle ilişkilerini düşünmeden edemiyor!

Kimse bizi, “benim durduğum yer demokrasi anlayışımın gereği olan yerdir” ifadeleriyle aldatmasın.

Ve Kürtler de şunu iyi bilsin ki, başkalarının çıkarları için bugün Kürtlerin sırtını sıvazlayan ve yüreklendirenler er veya geç Kürtleri de satar

Çünkü asıl olan muhiplik/dostluk değil kardeşliktir.

Kardeşliğimiz bitirildikten sonra dostluğun bir değeri kalır mı?

Haber10

———————————-
Adnan Boynukara
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI