Küreselleşme, İslam Dünyası ve Ortadoğu Devrimleri

0
129

İslam dünyasında bir kavga var. İlk bakışta laik milliyetçilerle Müslüman demokratlar arasındaki bir kavga bu.

İslami hareketler adalet ve özgürlüğü derinleştirdikçe başarılı olacaklar

Anadolu Platformu tarafından Sakarya Kuzuluk Kaplıcaları’ nda düzenlenen “Değişen Dünya ve İslam” konulu sempozyumun bugün ilk oturumu gerçekleşti. Moderatör H. Erkam Altıntaş’ın  “Küreselleşme, İslam Dünyası ve Ortadoğu Devrimleri” üzerine konuşması ile başlayan sempozyumda Prof. Dr. Berat Özipek ise son 10 yılda hem Türkiye, hem İslam coğrafyasında çok hızlı bir değişimin yaşandığını belirterek Mısır’da bir devrim yaşandığını ve ona karşı bir karşı devrim olduğunun altını çizdi.

Moderatör H. Erkam Altıntaş 19. yüzyıl ortalarından itibaren Avrupa’da gerçekleşen sanayi devriminin, dünyada yeni bir süreci başlattığını belirtti. Avrupa’nın ihtiyaç fazlası sanayi ürünlerini sattığı toplulukların, batılı kültür ve hayat tarzına da alışacaklarının altını çizen Altıntaş, “Dolayısıyla onların ürünlerini tüketeceklerdi. Özgürlükçülük, pozitivizm, milliyetçilik akımları, ulus-devlet modeli bu dönemde devreye sokuldu. Bu akımlar başta İslam coğrafyası olmak üzere dünyanın birçok yerinde hızla yayıldı. Belirgin ilk küreselleşme hamlesini bu dönem olarak kabul edilebiliriz” dedi.

Türkiye’de başlayan değişim süreci

Geçen yüzyılın sonlarına doğru gelişen teknoloji ve iletişim araçlarının üretim kapasitelerini çok fazla artırdığına dikkat çeken Altıntaş, şu ifadelere yer verdi;

“Batılıların refahlarını sürdürmek için yeni pazarlara, sömürü kaynaklarına ihtiyaçları vardı. Ekonomik refahın daha geniş kitlelere yayılması geri kalmış ülke diye tanımlanan coğrafyalarda da hızlı bir değişim başlattı. Süreç onların planladığı gibi gitmedi. Özellikle Türkiye’de başlayan değişim süreci diğer İslam ülkelerinde de aynı taleplerin oluşmasına sebep oldu. Tunuslu M. Buazizi’nin yaktığı kibrit bir anda Arap coğrafyasını sardı. Batılıların yıllardır temsilciliğini yapan birkaç diktatörün yıkılmasına sebep oldu.”

Hızlı değişim yaşandı

Sempozyuma katılan Prof. Dr. Berat Özipek ise, Mısır’da seçimle gelen iktidarın darbeyle devrildiğine dikkat çektiği konuşmasında Libya’da, Suriye’de yaşananlara değindi. Tunus’ta yaşanan gelişmeleri Türkiye’nin 90’lı yıllarına benzetti.

Derin anlayış

“İslam dünyasında bir kavga var. İlk bakışta laik milliyetçilerle Müslüman demokratlar arasındaki bir kavga bu” diyen Prof. Dr. Özipek, bu kavganın ideoloji veya din üzerinden bir kavga gibi görünse de, aslında ondan daha derin başka bir ayrışmanın üzerine daha oturduğunu vurguladı. Bu anlamda yaşanan kavganın, egemen zümre ile halkın geri kalanı arasındaki mücadeleyi ifade ettiğini kaydetti.

Demokrasi olmaz

İslam dünyasındaki seküler elitin, doğu toplumlarına küçümsemeyle bakan oryantalist önyargılara sahip bazı batılılarla bir noktada uzlaşmasından demokrasi sonucunun çıkmayacağını söyleyen Prof. Dr.Özipek, “Batı demokrasilerinde yıllarca yaşasalar da, kendi ülkeleri için evrensel standartlarıyla demokrasi istemiyorlar” ifadelerine yer verdi.

Batılı devletlerin tarafgirliği

Batılı devletlerin darbeleri desteklemesinin de dini önyargıdan ibaret olmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Özipek, “İslam dünyasında seçimle gelen Müslüman demokratları, iktidarları ciddi bir sınav bekliyor. Çünkü onlar hem kendi ülkelerindeki ayrıcalıklı kesimlere karşı bir eşitlik ve sürekli olarak darbesini yedikleri ordularını hukuk içinde tutma mücadelesi veriyorlar, hem de o fraklı diktatörleri sarıklı demokratlara tercih eden Batılı devletlerin tarafgirliğiyle” dedi.

Maça yenik başlamak

İslami hareketlerin Tunus’tan Türkiye’ye kadar bir iç sorgulamayla radikal İslamcılıktan demokrasiye doğru yol aldığına da değinen Prof. Dr. Özipek, sözlerine şöyle devam etti;

“Modernleşmeyi Batılılaşma olarak algılayan seküler elite göre çok daha özgüvenli ve ufku açıktılar ve Batı’dan esen rüzgarların da olumlu estiği bir tarihsel anda iktidara gelebildiler. İşleri hiç kolay değil, maça birkaç sıfır yenik başlıyorlar. Önceki ne kadar despotik bir rejim olursa olsun, onların hataları daha çok göze batıyor. İslam ülkelerindeki liberal veya sol aydınların da çok azı adil hakemlik yapıyor bu maçta. Çoğu kez dine ilişkin tutumlar, ideolojik ve sınıfsal önyargılar devreye giriyor ve günahlar aynı terazide tartılamıyor. Bu durumda çıkış yolu, kendileri üstüne düşünüp, kendilerini değiştirip dönüştürmeye devam etmeleri ve bunu başardıkları ölçüde demokratikleşmeyi derinleştirmeleri.

Prof. Dr. Özipek, konuşmasının ardından katılımcılardan gelen soruları yanıtladı.

Hıristiyanlıktan Müslümanlığa

Sempozyuma katılan WHY İslam Örgütü Temsilcisi Musa Bangura da kendisinin de babası gibi Hıristiyan misyoner olmak için özel eğitim aldığını, ardında da 3 yıl değişik ülkelerde çalışmalar yaptığını anlattı.  Bir gece gördüğü rüya ile Müslüman olduğunu söyleyen Bangura, yaptıkları çalışmalarla ülkesinde 8 bin 300 Hıristiyan’ın Müslüman olduğunu, ancak orada da Müslümanların sıkıntılar yaşadığını belirtti. Bangura, Türkiye’deki Müslümanları ülkesindeki Müslümanlara yardıma çağırdı.