Küresel sistemde yerel siyaset sorunu – (Beril Dedeoğlu)

0
114

İster Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine ister Rusya ya da Çin’e bakılsın, hemen tümünde ağır ekonomik sorunlar yaşandığı görülüyor.

İster Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine ister Rusya ya da Çin’e bakılsın, hemen tümünde ağır ekonomik sorunlar yaşandığı görülüyor. Her bölgedeki sorunların nedenleri ve yansıma biçimleri farklı olsa da, hepsinin birbirini etkilediği gerçeği değişmiyor. Küresel dünya dinamikleri, krizlerin, sorunların hatta savaş ve çatışmaların bile tek başına yaşanamayacağını ortaya koyuyor.

Ekonomik sorunlar bir ülkeye, bölgeye ya da devlete ait olmaktan çıkmışken, siyasal sorunların da ülke, devlet ya da bölgeyle sınırlı kalması beklenemez. Dolayısıyla ‘Arap Baharı’nın Arap ülkelerini, nükleer silahlanma sevdasının İran’ı, Euro krizinin de Avrupa ülkelerini ilgilendirdiği söylemek ve çözümleri de dar çerçevelerde aramak kolay değil.

Sorunlar doğası gereği küreselken siyasi kararların yerel düzeylerde üretilme çabaları, ne yazık ki sorunların daha karmaşık hale gelmesinden başka bir işe yaramıyor. Üstelik siyaseti dar bir alana bakarak üretme kaygısı, giderek siyasetin de dar alanda üretilmesine neden oluyor.

Doğu’da sıkışma

Siyasetin giderek daha dar çevrelerce üretilmesi örneği bol. Rusya’da örneğin seçimler yapıldı; ancak seçimin kendisi de sonucu da kitlelerin kuşkularını üstlerinden atmalarını sağlamadı. Putin ile Medvedev’in koskoca ülkenin kaderini baş başa ve aralarında anlaşıp paylaşarak düzenleme girişimlerinin geniş kesimlerce onaylanmadığını ortaya koydu. Başka ülke liderleriyle, politikalarıyla ya da ilkeleriyle ilişkilendirilmeden düzenlenen kapalı devre karar alma mekanizması kurulduğu izlenimi verildi.

Benzer durum Suriye’de de söz konusu. Esad, kurmaylarıyla baş başa siyaset üretebileceğini sandı, ülkesini ve kendisini perişan etti. Sonunda felaketlere Baasçı generallerin yol açtığını itiraf etti, ama neden sadece bu çevreye kendisini sıkıştırdığını anlatamadı. Mısır’da Mübarek de kendisini böyle bir çevreye sıkıştırmıştı, sonrasında yönetime gelenler de benzer bir yol izlemeye kalktılar, halk yeniden sokaklara döküldü.

İran’daki Ahmedinecad yönetimine yapılan eleştiriler de bu kapalı karar alma yöntemine yönelik.

Batı’da sıkışma

AB’nin krizi, benzer bir durumun Avrupa’da da yaşandığını gösteriyor. Krizden çıkılması için çözüm arayanların başında Almanya ve Fransa liderleri geliyor; bu ikili ‘Merkozy’ olarak adlandırılacak hale geliyor. İkisinin baş başa verdiği kararlar, hem kendi vatandaşlarının hem de diğer AB liderlerinin masasına konuyor ve herkesin iki kafadarın tavsiyelerine uymaları bekleniyor.

AB ülkeleri bu tutuma ne oranda rıza gösterirler bilinmez. Ancak iki liderin kendi başlarına iş yapmayı denemeleri bile kendi başına bir gösterge. Üstelik yakın geçmişteki ABD yönetiminden, oğul Bush’tan da ders alınmadığı anlaşılıyor. O da, ülkesini Irak hatasına sürüklerken sadece kendisini yanıltma potansiyeli olan ve iş anlayışını siyasete taşıyan dar çevreye güvenmişti. Sonuçta hem kendi vatandaşlarını hem de Blair İngiltere’sini bir bataklık alanına sürmüştü.

Değişim baskısı

Sorunların küresel niteliği, çözümlerin dar alanlarda aranmasına izin vermiyor. Küresel sistemde oyuncu sayısı fazla ve çeşitli; ilişkiler karmaşık. Dolayısıyla hiçbir lider ya da karar ekibi ülkesindeki hatta ülke içindeki bir bölgeyi bile tek başına yönetme kapasitesine sahip değil. Dolayısıyla yaşanan krizlerin yeni yönetim biçimlerini, yeni rejim ve modelleri getireceği söylenebilir.

Hangi tür modeller kendisini zorunlu olarak gündeme getirirse getirsin, bunların tümünün daha katılımcı süreçlere işaret edeceği söylenebilir. Katılımcılığın ise, klasik dönemin büyük keşfi olan yasama erkinde değil yürütme erkinde olmasının beklenmesi çok muhtemel.

 Star


———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI