Kuraklık ve Şebab – (Richard Falk)

0
174

Doğu Afrika`da ortaya çıkan trajedi, küresel iklim değişikliği politikası `eski tas eski hamam` şeklinde devam ettiği sürece insanlığın yakın gelecekte karşılaşabileceği şeylerin dramatik bir göstergesi. Gelişmiş ülkelerin dünyanın en muhtaç insanlarına gerekli insani yardımı sağlamadaki isteksizliği de bu gittikçe kötüleşen bölgesel trajediyi açıklamaya yardım ediyor.

Prof. Hilal Elver, Prof. Richard Falk

Doğu Afrika`da ortaya çıkan trajedi, küresel iklim değişikliği politikası `eski tas eski hamam` şeklinde devam ettiği sürece insanlığın yakın gelecekte karşılaşabileceği şeylerin dramatik bir göstergesi. Gelişmiş ülkelerin dünyanın en muhtaç insanlarına gerekli insani yardımı sağlamadaki isteksizliği de bu gittikçe kötüleşen bölgesel trajediyi açıklamaya yardım ediyor.

Doğu Afrika, son 60 yılın en şiddetli kuraklığını yaşıyor. Birleşmiş Milletler`e göre 12,4 milyon insan acil insani yardıma muhtaç durumda. Somali`nin 7,5 milyonluk nüfusunun yüzde 25`i evlerini terk etti. Kıtlık, Afrika`nın her yerine sıçradı. Belirttiğimiz gibi, 4,8 milyon Etiyopyalı, 3,7 milyon Somalili ve 3,7 milyon Kenyalı çok ciddi bir biçimde mağdur oldu.

Somali, içlerinde kıtlığın en çok vurduğu bölge. Somali krizinin nedeni kırsal bölgeleri kontrol altında tutan radikal İslamcı Şebab hareketinin uluslararası yardım örgütlerinin bölgeye girmesini engellemesinden kaynaklanıyor. Son iki ayda 100 binden fazla insan yemek ve asgari ihtiyaçlar için bazıları 100 km yürüyerek Mogadişu`ya geldi.

Geniş bir coğrafyayı kapsayan Sahraaltı Afrika`nın dünyada küresel iklim değişikliğinden en kötü etkilenen bölge olduğu kabul edilmekte. Böyle bir genellemenin yeterli hale getirilmesi gerekli, çünkü tüm Afrika ülkeleri iklim değişikliğinden aynı derecede etkilenmiyor, etkinin derecesi, değişen koşulları yansıtıyor. Nemli ve kuru bozkırlardaki tarlalar, ağaçlık ve sulak bölgelerdeki tarlalara göre yüksek sıcaklık ve azalan yağmura en hassas bölgeler. Bu ikinci bölgeler, çok şiddetli iklim değişikliği koşullarında bile daha fazla tarımsal ürün verebilir.

KAYNAKLARIN TAHRİBATI

Kuraklık, Doğu Afrika insanlarına yabancı değil. Birleşmiş Milletler Çevre Programı eski Başkanı Klaus Toepfer`e göre “Bu, doğal iklimsel bir olgu. Son yıllarda çarpıcı derecede değişen şey, doğanın su ve nem gibi temel şeyleri zor zamanlarda sağlayamaması. Bunun nedeni, doğanın su ve yağmur sağlayan kaynaklarının zarar görmesi, tüketilmesi veya yok edilmesi. Bu durum, kıtlık gibi olağanüstü hava olaylarını tetikleyen iklim değişikliğinin etkilerini göz önüne aldığınızda özellikle önemli hale geliyor”. Bu ifadeler, iklim değişikliğinin Afrika`da yaşanan insani krizin önemli bir unsuru olduğu görüşümüzü destekliyor. Toepfer`in sözleri, insanın neden olduğu çevresel zararın önceden var olan çevresel ve ekonomik şartları neden daha da ağırlaştırdığını gösteriyor.

Somali`deki kıtlığı sadece iklim değişikliğine bağlamak veya sadece daha geniş bir çevresel durumu sergilediğini ve aynı zamanda Somali kaynaklarının sömürgecilik ve sömürgecilik sonrası sömürülmesinin bir sonucu olduğunu söylemek mümkün değil.

Batı`nın Somali`deki artan sefaletteki rolünün yakın zamandaki en belirgin örneği, Somali`de kıyı balıkçılığının, geleneksel Somali balıkçılığını sürdürülemez hale getiren yüksek teknolojili uzaktan balıkçılık filoları tarafından ele geçirilmesidir. Aynı şekilde korsanlık, geleneksel Somali topluluklarının temel kıyı yatırımının yerini aldı. Batı, Somali`yi temel besin kaynağından mahrum bırakma ve eskiden canlı olan bir ticaret faaliyetindeki istihdam olanaklarını yok etmek konusundaki sorumluluğunu almaksızın korsanlığa suçlu muamelesi yapıyor.

İklim değişikliğini reddedenler, nedensellik zincirindeki noktaları birleştirmenin zorluğundan faydalanarak endişelenecek bir şey olmadığını, Somali`deki problemlerin Afrika`da yüzyıllardır yaşanan hava şartları döngüsünün rutin bir tekrarı olarak yorumlanması gerektiğini belirtiyorlar ve meteorolojik istatistikleri oldukça seçici bir şekilde kullanarak bunlardan en iyi şekilde faydalanıyorlar.

İklim değişikliğine şüpheyle yaklaşanlar, bu görüşlerinde yalnız değiller, bazı beklenmedik müttefikleri var. El Kaide`yle ilişkili olduğu iddia edilen Somali`deki radikal İslamcı grup, Şebab sadece, “Kuraklık Allah vergisidir ve insanlar, yağmur için dua etmeliler” diyor. Modern öncesi dinsel mantığa dayanarak sorun çözmekten kaytarma bazı Batı ülkelerinde de siyasi moda oldu. Az bir zaman önce Oklahoma valisi, insanları yağmur duası etmeye çağırdı ve Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Rick Perry adaylığını, bir dua t
oplantısı düzenleyerek açıkladı. Diğer bir Amerika başkan adayı Michelle Bachmann, sera gazlarını azaltmak için harekete geçilmesini savunanların Tanrı`nın işine karıştıklarını söylediğinde önemli ölçüde Şebab militanlarını hatırlattı.

Şebab`ın yabancıların izinsiz müdahalesine duyduğu güvensizlik yanında Somali`deki kuraklık ve kıtlığın insan davranışı sonucu olmadığına inanmak için maddi bir sebebi var. BM müfettişi Matt Bryden, “Şebab`ın küçük ve gizli bir örgütten bir yılda milyonlarca dolar üreten, Körfez ülkelerine özellikle Suudi Arabistan, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri`ne kömür ihracatını organize eden bir otoriteye dönüştüğünü” belirtti. Bryden, Şebab kontrolü altında gerçekleşen ormansızlaşmanın orman arazilerini ayırt etmeden tahrip ederek kıtlığa muhtemel bir katkıda bulunduğunu söyledi. Kontrolsüz ormansızlaşmanın yağmur miktarını azalttığı kabul edilmiş bir gerçek.

ÖRGÜTÜN KENDİ ÇIKARI

Şebab`ın küresel ısınmanın kötü etkileri de dâhil olmak üzere Somali`deki kıtlığın çevreye verilen zarardan kaynaklı olduğunu inkâr etmesi için elbette nedenleri var. Eğer Şebab üyeleri, iklim değişikliğinin doğası hakkında daha bilgili olsalardı muhtemelen iddialarını değiştirir ve neredeyse iki yüzyıllık endüstrileşme ve buna eşlik eden kontrolsüz sera gazı emisyonları nedeniyle Afrika`da şu yaşananlardan büyük oranda sorumlu olan Batı`yı suçlarlardı. İklim değişikliğinin şu anda tecrübe ettiğimiz kriz boyutlarına ulaşmasının esas sorumlusu modernliğin çarklarıdır.

Büyük bir ihtimalle Şebab`ın Somali`nin geleceğini etkileyen iklim değişikliğinin doğasını ve ciddiyetini değerlendirecek bilimsel bir geçmişi yok. Örgüt liderleri, kapitalizmin temel önermesini, bencil ekonomik çıkarların insanların refahından hatta açlıktan ölmek üzere olanlardan önce geldiğini kavramış görünüyor. Böyle bir perspektiften bakıldığında Şebab liderleri, uluslararası toplumun ülkelerinin iç işlerine haksız müdahalesini reddediyorlar ve Batı himayesindeki “insani” operasyon bahanesiyle siyasi varlıklarının tehlikeye girebileceğinden korkuyorlar. Clinton yönetiminin 1993 yılında Somali`de merkezi yönetim yapısı kurmak için verdiği talihsiz çabaları hatırlarsak Batı`nın niyetine ilişkin duyulan bu şüphe, yeterli miktarda yiyecek sağlanamamasından muzdarip insanlara oldukça pahalıya patlasa da mantıklı görünüyor.

Böyle bir durumda pek çok Somalilinin gıda sıkıntısının ciddiyeti ve devam etmesi nedeniyle Şebab`ı suçlaması şaşırtıcı değil. Nitekim bu, hareketin halk arasındaki siyasi itibarını zayıflattı. Somali`deki radikal İslamcılar, şu anda oldukça bölünmüş görünüyor. Daha önce Şebab, işleyen bir hükümetin olmaması yüzünden yaşanan kaotik dönemde hatırı sayılır ölçüde destek kazanmıştı. Şu anda yaşanan kriz başlamadan önce 2006`da Somali halkının çoğu 1991`de Siad Barre rejimi yıkıldığından beri ülkeyi paralize eden hukuksuzluk ve yolsuzluğun son bulması için özlem duyuyordu ve Şebab`ın bu ihtimali sunduğunu düşünüyordu.

*Princeton Ünivesitesi`nden Richard Falk ve Chapman Üniversitesi`nden Hilal Elver, bu yazıyı Zaman için kaleme aldı.

Zaman

———————————-
Richard Falk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI