Krizlerin sosyal maliyeti – (Beril Dedeoğlu)

0
127

Ekonomik krizlerin sosyal ve siyasal sonuçları olduğu aşikar. İşlerini kaybeden, gelirleri düşen kesimlerin sadece yaşadıkları günle değil gelecekle ilgili ümitlerini de kaybettikleri bilinir.

Ekonomik krizlerin sosyal ve siyasal sonuçları olduğu aşikar. İşlerini kaybeden, gelirleri düşen kesimlerin sadece yaşadıkları günle değil gelecekle ilgili ümitlerini de kaybettikleri bilinir.

Ekonomik sorunların sosyal yansımaları yer yerde anı olmaz, kaybedecek daha fazla şeyi olanın paniği daha fazla olur. Özellikle refah toplumlarında krizler eskisi gibi yaşayamama durumu yaratır, alışkanlıklardan ve olanaklardan vazgeçme anlamına gelir. Dolayısıyla gelişmiş ülkelerdeki krizler sosyal anlamda daha derin ve kalıcı hasarlara yol açar.

Mısır, Tunus ya da başka benzer az gelişmiş ülkelerde de ekonomik krizlerin sosyal sonuçları olur. Ancak buralarda henüz bireyi esas alan ekonomik ve siyasal sistemler olmadığından, geleneksel aile, çevre ya da toplum dayanışması içinden bazen sessiz bazen sesli tepkiler verilir; bu tepkilerin hedefi de genel olarak ülkeyi kötü yönetenler olur. Ekonomiyle şekillenme fırsatını fazla bulmamış sosyal doku, krizler karşısında topluca tepki biriktirirken, şiddet araçlarının da kullanmaktan çekinmeyen genel bir ‘milliyetçi’ havaya bürünür. Bu, pastadan neden pay alınamadığı ile ilgili temel bir sorunun yanıtı gibidir.

Krizler karşısında ‘kendi özü’nün güvenli sularını referans alan kesimler, içine düştükleri durumun sorumlusunu ararken hem yönetimlerini hem de o yönetimlere yol açan diğer devletleri, yani gelişmiş ülkeleri hedef alırlar.

Avrupa’da ırkçılık

AB ülkeleri gibi gelişmiş toplumlarda ise, krizler siyaset kadrolarının seçimler yoluyla değişmesi sonucunu getirir. Ancak, içine düşülen koşulların sorumluları aranırken tek bakılan yer siyaset kadroları olmaz, Avrupa’da önce sokaklara bakılır. Buradaki temel kaygı ise, pastadan alınan payın neden azaldığı sorusudur. Dolayısıyla az gelişmiş ülkelerde pay talep edilirken gelişmiş ülkelerde payın yitirilmemesi beklenir.

Daha önceki refahın yaşanamayacağını ya da sürdürülemeyeceğini öngören kesimler, siyasi kadroların hem değişmelerini hem de değişirken sokaklarda, iş yerlerinde, mahallelerde yaşayan diğer pasta ortaklarından kurtulmalarını sağlamalarını beklerler. Bu durumda, kurtulmak istenen kesimlerin de parmakla gösterilmesi gerekir; ki bunun literatürdeki karşılığı aşırı milliyetçilik ya da ırkçılık olarak bilinir.

Norveç, Almanya, Danimarka hatta Belçika’da yaşanan örneklere her gün bir yenisi ekleniyor ve ırkçılığın simgesi olan Nazizmi kendisine referans alan örgütler daha tanınır hale geliyor. Bu tür örgütler ve eğilimler aslında hep varlarken birden daha tanınır hale gelmeleri ise, giderek daha fazla şiddete başvurmalarından kaynaklanıyor da olabilir; siyasilerin bu kesimleri denetleyemez hale gelmelerinden de.

Gelecek endişesi

Avrupa’daki ırkçılığın yabancı olarak görülenler üzerindeki caydırıcılığını memnuniyetle kabullenen siyasetçiler, bugün daha fazla bütünleşme kararı aldılar. Daha fazla bütünleşme, daha fazla iç içe geçme anlamına gelir ve ırkçı çevreler artık sadece Romanları, Türkleri, Kuzey Afrikalıları değil her kesimi pasta ortağı olarak görebilir. Dolayısıyla ırkçı çevrelerin varlığına göz yuman ya da onların faaliyetlerinden kendisine siyaset alanı açan kesimler için durum giderek vahim bir boyuta ulaşabilir.

Tüm bu süreçler, ırkçılığın sadece Avrupa’da yükseldiği gibi bir sonuç çıkarmamalı, Türkiye’deki eğilimlerin de sorgulanmasına yol açmalı. Her ne kadar Türkiye’de aşırı milliyetçi ya da ırkçı denebilecek eğilimler yukarıdan aşağıya yapımlandırılmış ve toplumda ayrımcılığı güçlendirecek eylemler bizzat ‘derin’ mekanizmalarca tasarlanmışsa da, giderek sokağa bakan kesimlerde artış olduğu hatırlatılmalı. Üstelik Türkiye’de hem az gelişmiş ülkelerdeki gibi başka devletleri güvenilmez ilan eden hem de gelişmiş ülkelerdeki gibi toplumsal farklılıklar üstünden giden bir eğilim var. Ekonomik bir kriz yokken böyle bir gidiş varsa, ileriye yönelik önlem almanın tam zamanı olabilir.

 Star


———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI