Korkut Ata Ne Söyledi?

0
202

Anadolu Öğrenci Birliği (AÖB) Gaziantep Şubesi, araştırmacı yazarlar Güven Adıgüzel ve Aykut Ertuğrul’un katılımıyla “Korkut Ata Ne Söyledi?” isimli seminer düzenledi.

Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi, 1 Mart Çarşamba günü Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Konferans Salonunda yazarlar Güven Adıgüzel ve Aykut Ertuğrul’un katılımıyla “Korkut Ata Ne Söyledi?” isimli seminer düzenledi. Seminere Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Bozdağ, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

AÖB öğrencilerinden Ahmet Alpcan tarafından sunulan programın açılışı Talha Kaplan tarafından okunan Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Programda bir selamlama konuşması yapan Yrd. Doç. Dr. Ahmet Bozdağ, seminere katılan yazarlara teşekkür ederek programın hayırlara vesile olmasını diledi.

Selamlama konuşmasının ardından kürsüye gelen yazarlardan Güven Adıgüzel, “Korkut Ata bir Türk büyüğüdür. Köroğlu gibi bir karakter. Köroğlu dediğimiz karakter Celali İsyanları sırasında Osmanlıya isyan etmiş bir eşkıya olduğuna dair bir takım veriler var. 50 yıl sonra da şair Köroğlu diye bir karakter var. O da şiirler yazan bir halk ozanıdır. 100 yıl sonra da takriben 1800’lü yıllarda şair Köroğlu ile eşkıya Köroğlu tek bedende bir vücut oluyor. Bolu beyine isyan eden adamla o şiir yazan adamı aynı kişi zannediyoruz. Dede Korkut’ta da böyle bir şey olduğu inancındayım. Dede Korkut deyince hem bir İslam evliyası, hem bir derviş, hem bir şaman büyücüsü, hem bir ozan. Tüm bu mertebelerin bir kişi üzerinde toplandığını görüyoruz. Hikâye İslam öncesi İslam sonrası olarak anlatılır. Korkut Atadan önce Türk kültürünün Türk olmanın kültürel referansları hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. 1700-1800 yıllık bir tarihi olmuş bir milletten bahsediyorum. Türk milletinin doğudan batıya göç etmesiyle kendimizi Anadolu’da bulduk. Elbette bunun bir tarihsel gerçekliği var. Moğol zulmü ve kıt kaynaklardan kaynaklanan bir göçün olduğu söylenir. Ben şiir yazan biri olarak bu meseleye daha duygusal bir tonla bakmak istiyorum. Ben tarihin bizi buraya çağırdığını düşünüyorum. Bizi Anadolu’ya çağırdı ve nihayet buraya geldik. Buraya rahat etmek için gelmedik. Burada yaşamanın bedelini terörle, bombalarla, 15 Temmuzla, bütün kötülüklerle baş edip ödüyoruz. Bunun başka yolu yok. Çünkü biz elimiz kılıç tuttuğu için buraya geldik. Yoksa orada kalır koyun, keçi çobanı olurduk.

Moğollar bu topraklarda herkesi yakıp yıktı. Moğollar Bağdat’a girerek Halifeyi katletti. Bu zulüm karşısında duran komutan Sultan Baybars’tır. Spinoza üç büyük dinden bahseder. Biri Hıristiyanlık, biri Yahudilik, biri de Türklerdir. Türk dediğimiz kavram da Müslüman’dan başka bir şey değildir. Zaten Müslüman olmazsak, İslam üzere yaşamazsak Türk olmak mümkün değildir. Türkün hikâyesi budur.” dedi.

Aykut Ertuğrul ise “Kur’an-ı Kerim insan çok acelecidir diyor. Size bir şey sormak istiyorum: İnsan hep sabit bir şey midir? Diyelim 1500’lü yıllarda Antep’te yaşayan bir çiftçi ile bugünün çiftçisi aynı şeyleri mi düşünür? Kahramanlık dediğimizde aynı şeyleri mi aklına gelir? Başarı, başarılı olmak dediğimizde aklına gelen aynı mıdır? İyilik dediğimizde aklına gelen aynı şey midir? 500 yıllık bir fark bir şey değiştirir mi? Adalet dediğimiz şey aynı şey midir? İnsanın kendisine bakışı aynı mıdır? Aynı değildir şüphesiz. Bundan 100 yıl önce, 200 yıl önce başarılı olmak başka bir şeydir, bugün başka bir şeydir.

İnsanlık tarihinde bu köklü değişim modernizmle başlamıştır. Batılı tekniğin, bilimin, aklın, bireyin öne alındığı süreç. Öyle bir süreç ki, bu bütün insanlık hikâyesini bir yol olarak düşünürsek bu neredeyse keskin bir dönemeç. Artık her şeye bambaşka bakmaya başladık. Modernizmin dünyaya hâkim oluncaya kadar merkezinde tanrı olan bir dünya algısı vardır. Baktığı zaman bir öte dünya görür. Bu dünyanın bir güç tarafından yaratıldığını bilir. Dekart “düşünüyorum öyleyse varım der.” Ne demek bu; “ben düşünüyorum öyleyse tanrı var.” İnsanı merkeze alan bir söz. Son 200 yılda hikâyemiz değişti. Bazı şeyleri kaybettik. Bazı kavramlar hayatımızdan çıktı. Ne oldu daha da aceleci mahlûklar hale geldik. Hızlı olmak başarılı olmak anlamına geldi. Bizi ne değiştirdi? Bizi değiştiren en temel şey hikâyelerdir. Çünkü insan hikâye ederek yaşar. Hikâye ederek düşünür, hikâye ederek hatırlar ve hikâye ederek anlar. Bunun en net örneği bütün kutsal metinlerdir. Kur’an-ı Kerim dâhil kutsal metinler hikâye ederek anlatır. Düşünün mesela sizi çok etkileyen bir şeyi, bir objeyi bir nesneyi… Onu hatırlamanıza sebep olan şey bir hikâyedir. Zihniniz onu hatırlamak için hikâyeden bir demet kurar.” dedi.

Sunumların ardından soru cevap kısmına geçildi. Program yazarların kitaplarını imzalamasının ardından sona erdi.