Kör kuyu – (Gökhan Özcan)

0
243

Bu çağın, belki de bütün çağların en yaygın, en acınası bağımlılık hallerini yaşıyoruz yediden yetmişe. İstiyoruz ki bütün alem bize bayılsın, bizi iliklerimize kadar merak etsin, hiç kimse gözünü, kulağını, ilgisini, merakını, hayranlığını alamasın bizden!

Aslını esasını bilmediğimiz her meselede ileri geri konuşmak, olur olmaz ahkâm kesmek çok kolay… Bu bizim lüksümüz ve bu imkânı sonuna kadar kullanıyoruz. Ne konuştuğumuzu bilmediğimiz, ne söylediğimize dair bir fikir sahibi olmadığımız için çoğu zaman meselenin nereye kadar gideceğini, nasıl vahim neticeler doğuracağını da kestiremiyoruz. Bir duvara toslayıp ne duruma düştüğümüzü bir şekilde farketmezsek eğer; bu böyle ömür boyu sürüp gidebilir.

Bizim gibilere yardım etmenin pek bir yolu da yok maalesef. İçinde bulunduğumuz halin dışına çıkabilme irademizi terkettik, teslim olduk bu akıl çelici, iştah kabartıcı yalana. Gönüllü yazıldık, bağımlısı olduk, kölesi olduk her birimize birer yalandan saltanat, birer kıytırık taç ve birer tenekeden taht vadeden bu asılsız krallığın.

Biz kendimizi kendi ellerimizle uzaklaştırdık kendimizden, tamam… Ama bu ölçüsüz ve sebepsiz özgüveni, bu fütursuz cahil cesaretini, bu körleştirici bilgiçliği kendi başımıza da edinmedik tamamen; yoldan çıkmamıza birileri ciddi şekilde yardım etti.

Her aklımıza geleni önünü arkasını düşünmeden saçıp savurabileceğimiz, ahkâm kesmenin sınırsız keyfini sürmek için bilgi sahibi olmanın hiç gerekmediği acayip heyecan verici ortamlar hazırladılar ve bizi bilâbedel buyur ettiler bu ortamlara. Ne yapıyor olduğumuzu hiç düşünüp taşınmadan kapıldık gittik biz de egolarımızın peşine.

Bugün her türlü acayip fikrin, hödük algının, her türlü desteksiz atışın, üslupsuzluğun, çiğliğin yer bulabildiği, vasatın altındaki her türlü üfürüğün prim yapabildiği, iyi kötü sahip olduğumuz her türlü anlam, ölçü ve hakkaniyet muhakemesinin bozuk para gibi harcandığı bu ortamlarda mutlu mesut yaşıyoruz. Bu çözülmenin bir aymaz parçası olduk, uyduk bu bozulma kültürüne çoğumuz. Çoğumuz, yani neredeyse hepimiz… Ne için? Nefislerimiz hoşça vakit geçirsin, egolarımız şiştikçe şişsin diye! Hiçbir özelliği olmayan, çünkü hiçbir konuda kendini zenginleştirmeyen, dolayısıyla kendi rutin renksizliği içinde dönüp duran benliklerimiz kendini bir şey sansın, harika hissetsin diye!

Bu çağın, belki de bütün çağların en yaygın, en acınası bağımlılık hallerini yaşıyoruz yediden yetmişe. İstiyoruz ki bütün alem bize bayılsın, bizi iliklerimize kadar merak etsin, hiç kimse gözünü, kulağını, ilgisini, merakını, hayranlığını alamasın bizden! İstiyoruz ki hayat sadece bizim seyredildiğimiz bir film olsun, herkes bizi seyretsin, bu seyrin on dakika molası bile olmasın! Ama niye? Soralım kendimize, bunca hayranlığı cezbedecek neyimiz var gerçekte bizim?

Bilmiyoruz ki bizi ilgiye, meraka değmez kılan, kişiliklerimizi azalta eksilte vasatın altına kilitleyen asıl şey işte tam da bu!

Herkesin otomatiğe bağladığı kendi hayatını, rutin alışverişini, kes yapıştır fikirlerini, aşırılmış duygularını, iliştirilmiş tepkilerini, giydirilmiş beğenilerini, bezdirici sığlığını tezgaha koyduğu; velhasıl, başkalarınca kolayca farkedilebilen bir zavallılıkla kendine hayranlığını besleyip büyüttüğü, bütün dünyaya pazarlamaya çalıştığı bir kör ve vahşi egolar arenası…

Zihinler ve kalpler için bir kör kuyu bu çağ, bu çürütücü, savurucu, öğütücü uyuşma çağı!

Kendi kurguladığımız, kilitlerini kendi ellerimizde kilitlediğimiz bir yalanda mahpus kalmış durumdayız.

‘Buradan nasıl çıkacağız?’ diye dönüp kendimize sorabilecek kadar farkında olabilseydik keşke bu acıklı halimizin, bu ağır yenilgimizin! Ama biz, bizler, ‘Burada ne arıyoruz?’a bile gelemedik ki daha!

Yeni Şafak

———————————-

Gökhan Özcan

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI