Koltuk: 400 Hakikat: 0 – (Hilal Kaplan)

0
173

Onur Ünlü`nün beşinci uzun metrajlı filmi olan “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” bugün vizyona giriyor. Filmi Çarşamba günü gerçekleştirilen galada izleme fırsatı bulduğumdan vakit kaybetmeden üzerine yazmak istedim.

Onur Ünlü`nün beşinci uzun metrajlı filmi olan “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” bugün vizyona giriyor. Filmi Çarşamba günü gerçekleştirilen galada izleme fırsatı bulduğumdan vakit kaybetmeden üzerine yazmak istedim.

Film, Sheakespeare`den bir alıntıyla, “İnsan, insandır” diyerek başlıyor. Ünlü`nün bu söz tercihi bana ister istemez Tarkovsky`nin şu tavsiyesini hatırlattı: “İnsanlara insan olduklarını daha çok hatırlatmalıyız.” Bunu, seyirciye aile kavramı üzerinden kendi öznelliğini, daha doğrusu “insanlığını” sorgulamaya davet ederek yapıyor.

Her ne kadar film, aile kavramını merkeze alsa da, bugüne kadar izlediğiniz çoğu aile filmlerinden oldukça farklı olduğunu belirtmek gerek; çünkü aileyi normalleştiren, olağanlaştıran, sağduyunun kaçınılmaz bir gereği olarak sunan aile filmlerinden birisi değil karşımızdaki. Malumunuz aile filmlerinde genelde ortada oldukça işlevsiz, dağılmaya yüz tutmuş, birbirinden kopuk bireylerden oluşan bir aile vardır. Hani şu “işlevsiz / dysfunctional” diye tabir edilenden… Seyirci, olay örgüsü ilerledikçe bu işlevsiz ailenin adım adım bir amaç uğrunda kenetlendiğine, aile bireylerinin birbirlerinin kıymetini anladığına, aile içindeki rollerin yeniden anlam kazandığına şahit olur. Sonunda aile bahtiyar olur, katarsis hasıl olur, seyirci de mutlu mesut kendi hayatına döner.

“Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”nde yukarıda saydıklarımın hiçbiri yok, iyi ki yok. Aile üzerine esaslı bir sorgulamaya davet bu `acıklı` hikâye. Ancak bence bu hikâyeyi esas acıklı kılan “Celal Tan ve ailesi”nin başına gelenlerden ziyade; bu ailenin başına gelenler üzerinden izleyicilerin her birinin hikâyesinin aşırı acıklılıkta olması ihtimali… Zira filmin merkez kavramı aile olsa da aslında temelde hep aynı çıkmaz dillendiriliyor: Hakikati olmayan gerçek olabilir mi?

Mevzu ister ailemiz, ister insanlığımız, ister kadın veya erkekliğimiz, ister zengin veya fakirliğimiz olsun bu soru her defasında kendini hatırlatıyor. Bir insanın bedeniyle, aile ve akrabalarıyla, işiyle, cinsiyetiyle, mülküyle, kılık kıyafetiyle, toplumla, doğayla; kısaca hayata dair her şeyle kurduğu ilişki sadece kurulu düzenin (yasalar, toplumsal normlar, Öteki`nin nazarı, vb.) dikte ettiği normlar çerçevesinde yaşandığı müddetçe bu norm ve ilişkiler bütününün “gerçek”ten bir anlamı var mıdır?

Filmde Cumhuriyet rejiminin kurmaya çalıştığı teolojik-siyasal kültüre pek çok gönderme yapılmasını da sanırım seyirciye bu soruyu sordurma çabasına borçluyuz. Atatürk büstlerinin sık sık kadraja alınması, marşlar, çocuklar gibi şen bayrak sallayan “devrimlerin ışığında” yaşamış ihtiyar hukukçular… Ve filmin içinde bu steril, muntazam ve yerli yerindeliğin aslında ne kadar kırılgan, hakikatsiz ve yalan olduğunu görüyoruz; “alt üst” oluyoruz. Kurmaca olan bizi kendi hakikatimize çağırıyor.

18. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali`nde “En İyi Film”, “En İyi Senaryo” ve “Jüri Özel Oyunculuk Toplu Performans” ödüllerini alan “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” yolculuğuna daha yeni başlıyor; naçizane bunun bir parçası olma fırsatını kaçırmayın derim çünkü anlatılan aslında bizim aşırı acıklı hikâyemiz…

Son bir not: Böyle `ağır` bir eseri seyrettikten sonra fikri sorulan altı sinema eleştirmeninden üçünün filmdeki küfür sayısına odaklanması, bana filmin defaatle vurguladığı bir cümleyi anımsattı: Bakmak ile görmek aynı değildir.

Uğur Kantar davası

Genelkurmay zabıtlarında “zayiat” diye gösterilen gencecik çocuğun davası yarın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`nde başlıyor. Saatlerce güneş altında elleri kelepçeli bir şekilde bırakılıp, ölesiye dövülerek öldürülen Uğur`un davası hepimizin davası olmalıdır. Mazlum-Der`den Asker Hakları İnisiyatifine pek çok sivil toplum kuruluşu bu davanın takipçisi olacak, yeğeni Kıbrıs`ta askerlik yapmakta olan ben de bu davanın peşini bırakmayacağımı buradan ilan ediyorum.

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Hilal Kaplan”]