Koca Sinan Paşa’nın hediyesi:
Tunus

On beşinci yüzyıla kadar bölgedeki Müslüman devletler Tunus’ta, Akdeniz ve Cebel-i Tarık boğazının güvenliği için Portekiz, İspanya ve Venedik’le mücadele halinde olmuşlardır

Müslüman Arapların “Afrikîye” adını verdikleri Tunus’ta yedinci yüzyıldan itibaren İslamiyet hızla yayıldı. İlerleyen dönemlerde Emeviler, Abbasiler, Fatimiler burayı yönettiler. Daha sonra Sicilya Normanları’nın istilasına uğrayan Afrikîye’yi 1160 yılında Muvahhidler ele geçirdiler ve Normanları buradan kovarak kendilerine bağlı bir eyalet haline getirdiler. Bu tarihten sonra “Tunus” adını alan bölge stratejik bir yer olarak önemini korumaya devam etti.

Türklerin Tunus ile ilk ilişkisi de yukarıda adı geçen devletlerde Türklerden oluşan ordular sayesinde oldu. Böylece bu bölgede etkin bir Türk nüfus ve nüfuz yerleşmeye başladı. Eyyübiler ve Memlüklerle devam eden bu ilişki 1517 yılına kadar bu şekilde sürdü.

 

On beşinci yüzyıla kadar bölgedeki Müslüman devletler Tunus’ta, Akdeniz ve Cebel-i Tarık boğazının güvenliği için Portekiz, İspanya ve Venedik’le mücadele halinde olmuşlardır. Endülüs Emevi Devleti’nin yıkılmasıyla farklı bir boyut kazanan mücadele on altıcı yüzyılda Osmanlıların Akdeniz ve Kuzey Afrika’da hâkimiyet kurma çabalarıyla da devam etti.

Şehzade Korkud’un desteği ile Akdeniz’de korsanlık yapmakta olan iki denizci sayesinde
bu dönemde Türker, bölgede ilk olarak Oruç Reis liderliğinde kardeşi Hızır ile birlikte Beni Hafs hanedanından olan Tunus sultanı Ebu Abdullah Muhammed Hamis’e müracaat ederek kendilerine bir üs vermesini istediler. Tunus sultanı, Oruç ve Hızır Reislerin elde ettikleri ganimetlerden beşte birini vermeleri şartı ile Halkulval’a yerleşmelerine izin verdi. Burada üslenen iki Türk denizcisi Cezayir’den kendilerine gelen yardım teklifi üzerine 1516’da İspanyollara karşı bir zafer kazanarak Cezayir’e yerleştiler. Kardeşi Hızır Reis ya da bilinen adıyla Barbaros Hayreddin Paşa’nın 1519’da Osmanlı Devletine müracaat ederek Yavuz Sultan Selim’in desteğini alması ve 1533’te Kanuni Sultan Süleyman’ın davetiyle İstanbul’a gelerek bağlılığını bildirmesi ile de Osmanlılar bölgede söz sahibi oldular. Cezayir Beylerbeyliğine ve Kaptan-ı Deryalık makamına getirilen Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’deki Osmanlı Donanmasının güvenliği açısından Tunus’un alınması gerektiğini düşünüyordu. Bu sebeple burayı 1534’te Tunus hükümdarı Mevlay Hasan’dan alarak Osmanlı topraklarına kattı. O dönemden itibaren bölgedeki Osmanlı varlığını yerleştirmeye çalışan Türk denizcileri büyük sıkıntılar çektiler. Türklerin Tunus’a hâkim olmasından çekinen Şarlken 1335’te Andrea Dorya komutasındaki bir donanma ile Halkü’l-Vaad’a gelerek 25 bin kişilik bir kuvveti buraya çıkardı. Bunun üzerine Barbaros, uzun bir mukavemetten sonra Cezayir’e çekilmeye mecbur oldu. Böylece İspanya egemenliğine giren Tunus, yönetimdeki “Hafsî” hanedanının İspanyollarla anlaşması sebebiyle Osmanlı ile İspanya arasında sürekli el değiştirdi. Barbaros’un vefatından sonra, Turgut Reis’te Tunus’u elde etmek için uğraştı. 1510’lardan 1571’lere kadarki süreç Osmanlıların Kuzey Afrika’ya yerleşme süreci oldu.

1574 yılına gelindiğinde İspanya güdümündeki “Hafsî” hanedanından bıkan halk Sultan II. Selim’e bir heyet göndererek yardım istedi. Bunun üzerine Koca Sinan Paşa ve Kılıç Ali Paşa komutasındaki 300 parçalık Osmanlı donanması, İspanyolların elinde bulunan ve buradaki son üsleri  “Halkü’l-Vaad” kalesini ele geçirerek 3 günde Tunus’ta tam olarak Osmanlı hâkimiyetini sağladı. İspanyolların bu önemli üssü tekrar kullanılmaması için Halkü’l-Vaad havaya uçuruldu. Böylece üç yüzyıldan fazla Tunus’ta devam edecek Türk hâkimiyeti başladı. İlk zamanlarda beylerbeylik haline getirilen bu bölge doğrudan İstanbul’a bağlanarak yönetildi. Bir süre yeniçerilerin kendi aralarında seçtikleri “Dayı” unvanı verilen kişiler tarafından idare olunan Tunus, 1705’ten sonra Padişahın “paşalık” ünvanı verdiği Türk asıllı aileler tarafından idare edildi. Bu ailelerden “Muradî” ve “Hüseynî” ler tarafından sürdürülen bu yönetim, 1881’de Fransızların Tunus’u almalarına kadar sürdü. Cezayir ve Tunus’u ele geçiren Fransa, burada sömürge amaçlı politikalar yürüttü. İtalya ve İngiltere’de Tunus’un ekonomik ve stratejik yönden önemi sebebiyle Tunus ile ilgilenmeye başladı. Fransa’nın 20.000 kişilik bir kuvvetle Tunus’a çıkmaları üzerine 12 Mayıs 1881’de “Bardo Antlaşması”yla Tunus beyi yönetimi Fransız valilere devretti.

Çıkan ayaklanmalar Fransızlar tarafından şiddetle bastırıldı. Fransız Valisi Paul Cambon, Tunus Beyi Ali Bin Hüseyin’e “Marsa Sözleşmesi”ni kabul ettirince Tunus’ta Fransız himayesi resmen kurulmuş oldu. Osmanlı Devleti ise bölgedeki hukuku yüzyıllar öncesine dayanmasına rağmen gücü olmadığından bu işgal ve gelişmeleri protesto etmekle yetinmek zorunda kaldı. Hukuk olarak Osmanlı yönetiminde olan Tunus böylece fiilen elden çıktı.

Daha sonra Sultan II. Abdülhamid’in sadrazamlarından Tunuslu Hayreddin Paşa, Tunus’u tekrar Osmanlı Devletine bağlamak için çalıştı fakat Tunus beyi Mustafa İsmail ‘in, İngiliz ve Fransız konsolosları ile birlik olması sebebiyle Hayrettin Paşa’nın girişimleri de sonuçsuz kaldı. Bugün Tunus’un milli kahramanları arasında yer alan Hayreddin Paşa, resimleri Tunus paraları üzerinde yer alacak kadar Tunusluları etkilemiş bir şahsiyettir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ise devletin Tunus üzerindeki nüfuzunu kuvvetlendirme girişimlerini de suya düşürdü.

II. Meşrutiyet ve I.Dünya Savaşı yıllarında Fransızlara karşı pek çok isyan hareketleri görüldü. Tunus’un vatansever gençleri meşrutiyet hareketinden etkilenerek çeşitli dergiler ve örgütlerle faaliyetler yürüttüler. Bu dönemde Jön Türk ve İttihat Terakki’nin etkili olduğu bölgelerden biri oldu Tunus. 1911 yıllarında Tunuslu birçok genç Trablusgarp’ta Osmanlı subaylarının emrinde Sinusilerle birlikte İtalyanlara karşı çarpıştı.

Bu savaşa katılan Tunuslu mücahitlerden Ali Başanba, Fransızlara karşı Tunus’taki direnişleri de örgütleyen liderlerdendi. Yine Osmanlı saflarında mücadele eden Tunuslu liderlerden biri de Salih Şerif Tunusî’idi. “Teşkilat-ı Mahsusa” içinde yer alan Tunusi, I.Dünya savaşı boyunca Mehmet Akif Ersoy ile birlikte birçok seyahate katıldı ve Osmanlı unsurlarının direnişi için propaganda faaliyetleri yürüttü. Mehmed Akif ve Salih Şerif Tunusi’nin plaklara kaydedilen heyecanlı vaazları müslüman askerlerin bulunduğu cephelerde hoparlörlerle tekrar tekrar yayınlandı. Böylece Tunus’un önemli şahsiyetlerinden olan Salih Şerif Tunusi Osmanlı emrinde önemli görevler ifa etti.


1920 ve 1930’lu yıllarda Fransız işgalcilere karşı yürütülen faaliyetlerle Tunuslu Şerif Burgiba önderliğinde, Tunuslular bağımsızlık mücadelesine başladılar. II. Dünya Savaşı sonunda Şerif’in oğlu Habib Burgiba mücadeleye devam etti ve nihayet 1956 yılında Tunus bağımsızlığını kazandı.

Her yönüyle Osmanlı’dan etkilenmiş olan Tunus’un Türkiye ve Türklerle ilişkisi böylesine köklü ve şanlı bir geçmişe dayanır. Hala ayakta duran Osmanlı yapıları, kullanılan Türkçe kelimler, ay yıldızlı motiflerle Tunus’ta bir Anadolu havası eser.

Kaynaklar:

KUTAY, Cemal, Necid Çöllerinde Mehmed Akif, İstanbul, 1963.

DANİŞMEND, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İstanbul, 1972.

UÇAROL, Rifat, Siyasi Tarih (1799-2001), İstanbul, 2008.

KARAL, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi,T.T.K. , Ankara

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Büyük Osmanlı Tarihi, T.T.K, Ankara

Emre Gül – Dünya Bülteni

Son Eklenenler

Göz, Gönül ve Gerçek: Maarifimizin Eğitimle İmtihanı-Doç. Dr. Mehmet Ulukütük

0
  Maarif ne dünü anlama sanatı, ne çağın gerekliliklerine icabet, ne de geleceğe hazırlıktır. Maarif insanın kendisini anlama ve anlamlandırma sürecidir. Gözün kulakla bütünleşmesi, gönlün...

Corona

7-KOLERA SALGINI

6-OSMANLI’DA VEBA