Kıyıda köşede kalan haberlerden: Zana`dan Hürriyet`e uyarı – (Kürşat Bumin)

0
98

Programda konunun nasıl gözden geçirildiğini aktaracak değilim şimdi. Ama Soner`in programın sonunda Zana ve Demirtaş arasında o gün içinde yaşandığı belli olan gerginliğin değerlendirilmesine ilişkin bana ilettiği -şaka ile karışık- şu yorumu

 Leyla Zana`nın Hürriyet gazetesinde yayımlanan röportajından başlayalım: Bu röportaj tabii ki “kıyıda köşede kalanlar” hanesinde yer almıyordu. Tam tersine, röportaj yayımlanır yayımlanmaz hemen her kesimin dahil olduğu büyük bir tartışma başladı.

Röportajın yayımlandığı günün akşamı IMC televizyon kanalında Soner ile birlikte yaptığımız programa olması gerektiği gibi biz de bu konu ile başladık. Gün içinde Selahattin Demirtaş`ın Leyla Zana`nın değerlendirmelerine ilişkin eleştirisi de vardı elimizde.

Programda konunun nasıl gözden geçirildiğini aktaracak değilim şimdi. Ama Soner`in programın sonunda Zana ve Demirtaş arasında o gün içinde yaşandığı belli olan gerginliğin değerlendirilmesine ilişkin bana ilettiği -şaka ile karışık- şu yorumu çok hoştu doğrusu: “İki tarafın da hakkını vermeye çalışan, iki tarafı da incitmemeye özen gösteren yorumunuz harikaydı doğrusu!”

Soner`in bu yorumu söylediğim gibi “şaka ile karışık” olsa da, programda konuşulanların fena bir tercümesi-özeti değildi aslında. Gerçekten de bu iki Kürt siyasetçinin açıklamalarını değerlendirirken, özetle, Zana`yı “daha tecrübeli, daha sakin ve kelimenin iyi anlamıyla pragmatist”, Demirtaş`ı ise “daha genç, daha heyecanlı ve `samimiyet` gibi siyasetin öznitelikleri arasında yer almayan değerleri fazla öne çıkaran” siyasetçiler olarak gözlediğimi belirtmiştim. Söz konusu röportaj üzerine önümüzdeki günlerde bir şeyler daha karalamak istiyorum; ama bugünlük, “siyaset”i -özellikle de Kürt sorununu çözebilecek nitelikte siyaseti- Zana`nın bakış açısından tarif etmenin, yani işin içine “moral boyutu” (kim “samimi”, kim değil gibi) olması gerektiğinden fazla karıştırmamanın bana hâlâ çok daha yerinde bir seçim olarak göründüğünü söyleyebilirim.

Peki bu röportajın “kıyıda köşede kalan haberler” ile ne ilgisi var? Şöyle:

Zana, röportajının hoş bölümlerinden birisi de konu “medya”nın malum soruna (Zana, konunun “Kürt sorunu” olarak adlandırılmasından şikayetçi; Kürtlerin bir “sorun” olmadığını söylüyor. Ama bu değerli siyasetçiye hatırlatmak isterim ki, bu ülkede “Kürtlerin bir sorun olduğu” düşüncesini taşıyanlar “Kürt sorunu” ifadesini kullananlar değil, aslında bu ifadeyi kullanmaktan kaçınanlardır!) nasıl yaklaştığının gözden geçirildiği satırlardı. İşte bu satırlar gerçekten de “kıyıda köşede kalan haberler” olarak nitelenmeyi hak ediyor.

Zana`nın “Türk medyası”nın “soruna” bakışını değerlendirdiği bu bölüm şöyle:

Türkiye`nin geçmişinde medya çok sayıda iktidarı getirdi götürdü. Çoğu zaman gerilim sebebi oldu. Şimdi bir geçmişle hesaplaşma süreci olduğunu düşünüyorum. Bunun sonunda inşallah barışçı bir dil, bir bakış açısı egemen olur, ama medya tarafları incitecek tanımlamalardan kaçınmalı. Kürtleri irite edecek teslimiyet ifadesini kullanmamalıdır. Kürtlere akıl vermemeli ve onların yerine karar vermemeli. Bir cümle de müsaadenizle Hürriyet Gazetesi için söylemek istiyorum. Hürriyet kendine yakışan bir şekilde Hürriyetçi bir mantıkla logosunu artık değiştirmeli ve `Türkiye Türklerindir` yerine `Türkiye Türkiyelilerindir` deme büyüklüğünü göstermeli”

Çok hoş doğrusu…. Leyla Zana, en önemli röportajlarından birisini verdiği Hürriyet`i temsilen karşısında bulunan gazetenin genel yayın yönetmeni ve Ankara temsilcisine “Değiştirin artık şu ırkçı logoyu” uyarısını yapıyor!

Övünmek gibi olmasın ama Hürriyet`in artık hemen herkesin gözünü ve zihnini rahatsız eden bu “logo”sunu -tabii ki yıllar önce- “mesele yapan” ilk köşe yazarı benim galiba… Şimdi hatırlamam mümkün değil ama neler yazmadım ki bu “logo” hakkında… Düşünebiliyor musuz, gazetenin adı “Hürriyet”, baş sayfasını süsleyen alamet-i farikası “Türkiye Türkiyelilerindir”!

Bu “alamet-i farika” üzerine şöyle bir şey yazdığımı iyi hatırlıyorum ama: Ne zaman ki bir sabah uyandığımızda Hürriyet gazetesinin bu “özgürlük düşmanı” tariften vazgeçtiğini göreceğiz, işte o zaman ülkenin bir adım daha büyüdüğünü-olgunlaştığını düşünebiliriz…

Bu hatırlatmayı yapıyorum çünkü Leyla Zana`nın karşısında bulunan gazetenin genel yayın yönetmeni ve Ankara temsilcisine hitaben “Hürriyet kendine yakışan bir şekilde (“adına yakışan bir biçimde” okumamız gerekiyor mutlaka!) Hürriyetçi bir mantıkla logosunu değiştirmeli ve `Türkiye Türklerindir` yerine `Türkiye Türkiyelilerindir` deme büyüklüğünü göstermeli” demesini ve bu sözlerin gazete tarafından röportaj metninden çıkartılmamasını bu “büyük gün”ün yakın olduğunun (belki “yarından da yakın”!) bir işareti olarak görüyorum… Ne yaparsınız, hayat böyle bir şey; “Her şey değişiyor” demiş düşünür…

Konuyu kapamadan şu “erken uyarıyı” da yapmak isterim: Hürriyet gazetesi “Türkiye Türklerindir” tekrarından vazgeçecek ise -ki durum bunu gösteriyor- bu tekrarın yerini Leyla Zana`nın önerdiği gibi “Türkiye Türkiyelilerindir” lafına terk etmesi de uygun değildir. Nedeni gayet basit: Gazeteler -hele de günümüzde- kendilerini böyle laflarla tarif etmekten çoktan vazgeçmiştir. Türkiye`nin “kimin olduğundan” gazeteye ne, bu mesele niçin gazetenin derdi olsun!

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI