Kitap Paneli

0
149

Düşünce dünyamıza renk katan, ufkumuzda yeni pencereler açan bir kitap paneli düzenlendi İlim Hikmet Vakfı’nda.

Birçok katılımcı için ilk tecrübeydi bu. Dimağımızda iz bırakan bir tecrübe. İlim Hikmet Vakfı bayan üniversite komisyonu tarafından düzenlenen panelde 6 mütefekkirimizin hayatı, düşünceleri, eserleri hakkında bilgiler edindik ve her yazarımızın seçilen bir kitabı tanıtıldı, tahlil edildi. Çeşitli coğrafyalardan, farklı görüşler sunuldu. Mısır, İran, Türkiye düşünce dünyasında kısa bir gezinti yaptık.

Moderatörlüğünü Hatice Neşe Ağcalar’ın yaptığı panelde, Sezai Karakoç’un ,Diriliş Neslinin Amentüsü’nü Emine Ateş, Ramazan Kayan’ın, Tevhidi Varoluş’unu Asiye Turgud, Mustafa İslamoğlu’nun, Yürek Devleti’ni Fatıma Turgut, Seyyid Kutup’un, Yoldaki İşaretler’ini Meşkure Betül Sayın, Ali Şeriati’nin,  İnsanın Dört Zindanı’nı Rümeysa Kürkaya ve Rasim Özdenören’in Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeleri’ni Şeyda Şirin bizlere sundu.

Açılış konuşmasını yapan, Üniversite Kadın Komisyonu Başkanı Ayşe Dursun: bu panelin kendileri için ilk tecrübe olduğunu belirtti. Moderatör kitap sunumlarından önce yazarımızın hayatı, eserleri hakkında kısa bilgiler verdi. Her kitap 15 dakika süre içinde tanıtıldı.

Ağcalar; Türk şiirini metafizik bir esasa oturtan ve diriliş adlı bir nesil hayal eden Sezai Karakoç’u tanıttı ve diriliş neslinin amentüsü adlı kitabı tahlil etmek üzere sözü Emine Ateş’e bıraktı.

      Emine Ateş; öncelikle Diriliş Neslinin Amentüsü kitabının adı üzerinde durdu ve sözlerine şöyle devam etti:’Diriliş Neslinin Amentüsü’ Nedir diriliş? Öyle bir kelime ki; yazarın tüm düşünce dünyasına sirayet etmiş. Yazarın tanımlamasıyla diriliş; Allah’ı bilme onunla özgür olma ve özgürleştirme, bu uğurda mücadele etme davasıdır. İnkar tutsaklık, inanç özgürlüktür der Karakoç. Yani insanı ancak Allah özgür kılar. Kitabın isminde üzerinde duracağımız diğer kelime amentü. Üstat şöyle diyor;’benim amentüm, bir nesil amentüsüdür. Tek kişiye ait olmanın derinliği yanında, toplumun koro sesi gibi çoğul, çok yanlı bir yaygınlık özelliği de vardır. Sadece bir mutlu inanç metni değil, bir iş, eser, tarih örme, coğrafyaya hakikat rölyeflerini verme kavgasıdır da. diyor Karakoç.

     Ateş, Karakoç’un fikir planında çıktığı yolun ve neden çıktığının bizlere özetini sunan, özelliklere gençlere hitap eden ve Karakoç’un zihnindeki gençliği ifade eden bir eseri olduğuna değindi ve sözlerine şöyle devam etti: Bu eserde yazarın fikir planından daha ziyade, kendini bir diriliş eri olarak görmesi, ruhunun derinliklerinde yatan aksiyonun bir göstergesidir. Savaş meydanında savaşan bir kişi olarak resmeder kendisini, çağının İslam düşüncesinin izinde, İslam’a aykırı olan düşüncelere savaş açmış bir diriliş neferidir. Üstadın hedefi; İslam medeniyetini çağa uydurmak değil, çağın ona uymasına çalışmaktır.

       Radyo programcısı, aylık özgün irade dergisinin genel yayın yönetmeni ve yazarı olan Ramazan Kayan’ın tevhidi varoluş eserini sunan Asiye Turgud kitap hakkında şunlara değindi:

Tevhid, İslam’ı hayatın her alanına yaymaktır. Allahtan başka hiçbir anım, alanım, amacım olamaz demektir. Gereği gibi tevhid için gereken haklar 5 ayette açıklanmıştır. Bunlardan ilki Hakka kadrihi: Allahın kadrini hakkıyla takdir etmektir. İkincisi, Hakka tukadihi: Hakkıyla takva sahibi olmaktır. Üçüncüsü, Hakka cihadihi: Hakkıyla cihat etmektir. Cihatsa, insanlığın yararına olan kişisel ve kurumsal bazda sözlü yazılı fiili görsel bilimsel kültürel siyasal ekonomik ve askeri tüm çabaların toplamıdır. Dördüncüsü, Hakka tilavetihi: Kitabı hakkıyla tilavet etmektir. Hayat kitabı olan Kur’an ı kerime hayatımızı açmadan tilavetin hakkını veremeyiz. Beşincisi, Hakka riayetihi: İslam için ortaya sürdüğümüz tüm ahitlerimizi ve adaklarımızı hatırlayıp yerine getirmemizdir. Kayan, namazla ilgili bölümde dirilişimizin namazla olacağını, bunun için önce namazımızı diriltmemiz gerektiğini kaydeder.

İnfakla ilgili ise mülkün Allah’ın olduğunu kimsenin vermemek gibi bir lüksü olmadığını bunun fakirin hakkı olduğunu söyler. Ramazan ise dağınık belirsiz ve boş yaşamdan kurtulup kullukta toparlanmak içindir. Ramazan ayında indirilen Kur’an ı Kerimin bizim hayatımıza inecek mi yoksa mushaflada mahfuz mu kalacak sorusunu sorar. Müslümanlar İslam ı sorgularken hep unutulan sünnetlerden bahsederler. Hâlbuki hayatımızdan çekilmeye yüz tutmuş farzların olduğunu bunlardan birinin de emri bil maruf nehyi anil münker olduğunu söyler. Geciken adalet bölümünde şimdilerde adaletin uygulanmadığını uygulananın yasalar yığınından ibaret olduğunu, adaletin mahkûm edildiği bir ülkede ise doğruların yerinin cezaevi olduğunu söyler. Kurtarıcı bekleme yanılgısının zulmün ömrünü uzattığını hâlbuki bizim kurtarıcı olabileceğimizi hiç düşünmediğimizi belirtir. Ödünç özgürlükler bölümünde liberalizm, dini hayattan uzaklaştırdığın müddetçe özgürsün der. Batılıların ise, Allah’ın semaya çekilmesini isteyen dolayısıyla insanı Allah tan uzaklaştıran bir özgürlük tanımlaması yaptığını ancak kullukla çelişen vahiyle sağlaması yapılmayan bir özgürlüğün savunulmayacağını söyler. Gazi Gazze bölümünde mazlumun ahının sadece zalimleri değil, Müslümanları da vuracağını Gazze ile sınandığımızı belirtir. İnşanın sadece binalarla sınırlı kalmaması gerektiğini yeryüzünde bir bilinç inşasının gerekliliğinden bahseder. Son bölüm vahiyle varoluşta on kelimede ise İslam kimliğinin inşası için 5 kelimeye yer verir: Tevhit, namaz, oruç, sadaka, zikir. İslam toplumunun inşası için de 5 kelimeye yer verir. Bunlar: Dinlemek, itaat, cihat, hicret ve cemaattir.

      Söz yine panel yöneticisi Ağcalar’daydı. İran ve Mısır referanslı radikal dini fikirlere sahip olan,1990’da Akabe Vakfı’nı, Denge yayınlarını kuran aynı zamanda Hilal Tv’nin sahibi, yazarlığının yanı sıra şair ve hatip olan Mustafa İslamoğlu’ndan bahsetti ve Yürek Devleti kitabını tahlil etmek üzere sözü Fatıma Turgut’a verdi.

      Turgut kitabı tahlil etmeye İslamoğlu’nun etkileyici ve bir o kadar da doğru olan teknoloji tanımıyla başladı: Teknoloji… Akil olduğu halde bir türlü baliğ olamayan zıptıkçı bir medeniyetin ürünü rüşde ermesi, istenmeyen insanlığın tehlikeli oyuncağı, Müşriklerin put yaparak tapınıp, acıkınca yedikleri helvalardan daha çok işlevi olan bir oyuncak. Ne yazık ki bu oyuncak ekolojik denge ile beraber insanın manevi dengesini de bozuyor.

Turgut, İslamoğlu’nun kitabında; hakikati keşfetmekle hakikatten bir parçayı keşfetmenin farklı şeyler olduğunu ve bu durumun üç tip kurban ortaya çıkardığını zikrederek bu kurbanları sıraladı: İlk olarak kitap Kurbanları: Kur’an -ı kerim’i okuyor olmak onu elinde, evinde, hafızanda, kitaplığında bulunduruyor olmak hidayete ve rahmete nail olmanın garantisi olamaz. Kitaplı bir dinin, kitaplı bir medeniyetin çocuklarıyız. Teknolojinin ürünlerini toteme, müziği ve sporu yarı çıplak rahiplerin yönettiği bir ayine dönüştüren modern zihniyetin ürünü olan kitapsız kuşaklar yetiştiriliyor. İkincisi tesbih kurbanları: Zikrin yalnızca tesbih anlamına gelmediğini bundan daha kapsamlı olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz. Biz müminlere hem zikir hem tesbih emredilmiştir. Bununla beraber dil ile zikir olan tesbihi küçümsemek, yok saymak ya da terk etmek biz Müslümanlara yakışmaz. Cihad kavramının içinde öldürmenin yeri neyse, zikir kavramının içinde ise tesbihin yeri de orasıdır. Bir tesbih kurbanının itaat anlayışı, görerek değil körü körüne bir itaat anlayışıdır. Silah kurbanları başlığıyla devam ediyoruz şimdi. Kalk devrim oldu şakası, kalk ezan okundu gerçeğinden daha uyarıcıdır diyor İslamoğlu. Silah kurbanı gerçek inkılabın mahiyetini kavrayamamıştır. Kurban, götürebileceği küçük yüklere tenezzül etmez, sarıldığı büyük yükleri de kaldırmaya gücü yetmez.

Turgut kitap hakkındaki sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı; Şeytan adlı düşmandan kurtulmak için içimize salih amelden muhafızlar dikmeli, içimizin ahalisini ayaklandırmalı ve önce içimizin dünyasında fitne kalmayıncaya din yalnız Allah’ın oluncaya kadar savaşmalı ve yürek devletini bileklere, topraklara, coğrafyalara taşımalıyız.

       Sırada Mısır coğrafyasından Seyyid Kutup vardı. Nasr sistemi tarafından İdam edilmesine sebep olan Yoldaki İşaretler eseri tanıtıldı. Ağcalar Kutup hakkında geleneksel İslam’a karşı sahih bir çizgiyi savunduğunu, tasavvufta olan hurafeleri eleştirdiğini, siyasal İslam’ı fikir babası olduğunu, İslam’ın iktisat sistemini sosyalizme göre açıkladığını belirtti. Ayrıca fi zilali kuran adlı tefsirinin nesnelleşmiş Kuran algısını hakim olduğu bir dünyada inşa edici bir özne olan Kuran anlayışını yeniden kurmaya yönelik büyük bir katkısı olduğunu da ekledi. Eserin tanıtımını yapmak üzere sözü Meşkure Betül Sayın’a bıraktı.

       Sözü alan Betül Sayın kitabı tahlil etmeye adından başladı. Yazar kitaba “yoldaki işaretler” İsmini vermiştir çünkü kitapta bu yolda hak yolunda ilerleyen İslam davetçilerinin, İslam davası için mücadele verenleri bu yolda ilerlerken dikkat etmeleri gereken noktalar anlatılmaktadır. Seyyid Kutup’un bu kitabı bir bakıma hakiki imanın ne olduğunu felsefi bir üslupla anlatan bir kitap olduğu gibi iman yolunda mücadele verirken hangi metot ve strateji ile verilmelidir bunun anlatıldığı önemli bir eserdir.

Sayın sözlerine şöyle devam etti: Seyyid Kutup denilince akla ilk bu kitap gelir, zaten Seyyid kutup’un idam edilmesinde bu kitap önemli bir etkiye sahipti. Seyyid kutup bu kitabında bu yolda yürüyen Müslümanlara Kuran’ın işaret ettiği şeylere dikkat çeken, işaret eden ayetleri gösterip, gözümüzden kaçan ayetleri önümüze koyar. Kutub; bu yolda sapmadan doğru bir şekilde ilerleyebilmek için sahabeler gibi İslam’ı yaşayıp, yaşadıkları İslam’ı nasıl hakim kıldılarsa bizim de o şekilde hakim kılmamız gerektiğinden, La ilahe illallah diyen herkesin söz konusu cahiliye toplumu ile ilgili bütün ilişkilerini kesip, yalnızca Allah’ın egemenliğine girmeleri gerektiğinden bahseder. İslam, inanç sistemini tek olan Allah’a kulluk etme temeline dayandırır. Bu kulluk ilkesini itikad, ibadet ve yasama sisteminde hayata geçirir. Allah’ın şeriatına bağlanmak, insan hayatı ve diğer kainata hükmeden ilahi düzen arasındaki zorunlu bağlantının bir gereğidir der.

İslam da, Müslüman’ı İslam ümmetinin bir üyesi yapan İnanç biçiminden başka bir milliyetçilik anlayışı kesinlikle olmadığından, İman bağı sayesinde kabilecilik, milliyetçilik ve bölgecilik asabiyetleri tamamen ortadan kaldırıldığından bahsedilir. Allah’ın dilediği mutlaka olur Bu, Mücadele sürecinde çekilen acılar ve verilen kurbanlar karşılığı olarak değildir. Çünkü dünya karşılık verme yeri değildir. Sadece Allah’ın davet görevinin onun takdiri gereğince tebliğ edilmesi onun davasının ilahi yönteminin bizzat kendi seçtiği kullar tarafından onun dilemesiyle yerleştirildiği yerdir. Böylesine bir anlam taşıyan seçilme olayı dünyasal ödül olarak Müminlere yeterlidir. Bu ödül yanında dünyasal nimetler, yaşam boyunca karşılaşılacak sevinçler acılar basit kalır. diyerek Sayın konuşmasına son verdi.

      Şeriati’nin düşüncelerinin genel olarak “İslam’a-öze dönüş” başlığı altında toplanabileceğini söyleyen Ağacalar. Ali Şeraiti’nin bilimsel kaynaklara dayanması, sosyolojiye vurgu yapması, batı metodolojisini eleştirmekle birlikte bazı yönlerden yapıcı bir şekilde kullanılması sebebiyle modern olduğunu, sosyolojiyi İslamlaştırmaktan ziyade İslam’ın sosyolojik bir okumasını yaptığını belirtti.

“İnsanın dört zindanı“ adlı eserini sunan Rümeysa Kürkaya ise Şeriati’ye göre günümüzdeki temel problemin insan olduğuna, insanın ne olduğunu kavramadan kültürü, eğitimi, öğretimi, toplumu düzeltme çabalarımız boşuna olduğuna, beşer ve insanın farklı kavramlar olduğuna, beşerin hedefinin insan olması gerektiğine değindi. Şeriati’nin tezinin esasıyla ilgili şunları kaydetti: İnsanın dört zorunluluğu vardır, insan dört zindanın tutsağıdır. Bu dört zindan insanı bilinçten, seçim yapmaktan ve yaratıcılıktan alıkoyar. Bu dört zorunluluktan kurtulduğu zaman tam manasıyla insan olabilir. Bu dört zindan, dört belirleyici şunlardır: Tabiat, Tarih, Toplum ve kendimiz. Bu dört zindanın ilki olan tabiat zindanından kişi Teknoloji ve teknolojiden önce tabiatı tanımayla kurtulabilir. Tarih zindanından tarih bilinci ve bilgisiyle kurtulabilir. İnsan, kendine egemen olan toplumsal düzenlerin kayıt ve bağından toplumsal bilimler sayesinde, toplumsal düzenleri incelemek ve karşılaştırmak suretiyle kurtulabilir toplum zindanından ve son zindan ve çıkılması en zor zindan olan Kendi zindanından kişi ancak aşk ile kurtulabilir. Kişinin özgürlüğü bütün bunlara isyan ettiği ve bunlardan kurtulduğu zamandır.

        İnsanımızın çoğu problemlerinin kaynağını, kendi değerlerine yabancılaşmasında bulan, batılılaşma, küreselleşme, modernleşme, demokrasi, liberalizm, insan hakları, laiklik yenidünya düzeni gibi kavramlara karşı tahlilci ve sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olan, felsefi olarak varoluşçuluktan etkilenen, gül yetiştiren adam Rasim Özdenören’den bahseden Ağcalar, yazarın Müslüman’ca Düşünme Üzerine Denemeler adlı kitabını tahlil etmek üzere sözü Şeyda Şirin’e verdi.

Yazarın öncelikle günümüz dünyasında var olan bozukluklardan ve tersliklerden örnekler vererek kitabına başladığını belirten Şirin bize bu örneklerden bahsederek konuşmasına devam etti. Doğmuş çocuğu doyurmak için sarf edilebilecek paranın, ana rahmindeki çocuğun doğmaması için sarf edildiği bir dünyada terslik olduğunu ya da iletişim araçlarının bu kadar gelişmiş olmasına rağmen insanların iletişimsizlikten bu kadar yakındıkları bir dünyada bir bozukluk olduğunu dile getirdi. Peki Müslüman bu tersliklerin, bozuklukların ne kadar farkında? İşte bu kitap Müslüman’ın bilincinin ne kadar açık olduğunu sorguluyor. Bugün Batı’ya açıldığını söyleyen hemen her ülkede bilinçli ya da bilinçsiz Amerikan hayat tarzının izlerini görmek mümkündür. Mevcut hayat tarzı insanın nefsani yönüne hitap eden bir görüntüye sahip.Daha rahat,daha huzurlu ,daha kolaylık sağlayacak araçlar.. Nefsani yanımızı o kadar çok kabartıyor ki bir süre sonra yetinme, iktifa duygumuzu kaybediyoruz.

Günlük hayatta kullandığımız tabirlere bakalım biraz da.Dini görevlerimiz..Nedir dini görevlerimiz? Müslüman’ın dini olmayan bir hayatı var da din dışı görevleri mi mevcut! Din kuşatıcıdır,sokakta takındığı tavırdan tutun da,uyurken uyanırken,tırnak keserken,konuşurken,susarken.. Hayatın her alanında dinle bir bütün olmak gerekmez mi?

Peki bizim sıkıntımız ne? Sıkıntı İslam’ı anlayamamakta. Anlayabilmemiz için batının bizim gözlerimize taktığı gözlükleri çıkarıp atmamız gerekiyor. Çürük temellerimiz üzerine İslam binasını kurmamız ne kadar doğru? İslam hayatımızın belli bir anını anlamlandırmak ya da hayatımızda bir çeşni bulunsun diye yok.

     Şirin konuşmasını şöyle sonlandırdı; kötü bir dünyada iyi bir Müslüman olmanın yolu nedir peki? Rehberimiz sahabeler olmalı, asr-ı saadet olmalı. Onlar o kötü dünyada iyi bir Müslüman olarak kalabilmişler, islami bakış açısını hayatlarının her alanına yerleştirmişler. Onlar bizim örneklerimiz olmalı.

    Sunumlardan sonra katılımcılardan sorular alınarak panele son verildi. Farklı kitap panellerinin bizi farklı düşünceler, coğrafyalar, eserler, kişilerle tekrar buluşturmasını temenni ederek dinleyicilerimize veda ettik.

Eşfa Uzunçayır- Amine Büşra Kaçmazer