Kılıçdaroğlu`yla iftar sofrasında – (Hilal Kaplan)

0
84

Hüseyin Aygün`ün döndükten sonraki sözleri üzerine Kılıçdaroğlu, milletvekiline sahip çıkarak önemsenmesi gerekenin bir vekilin nasıl olup da kaçırılabildiği sorusu olduğunu söyledi. Aygün hadisesinde PKK`nın toplumdan

Geçtiğimiz Çarşamba akşamı, CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes`in daveti üzerine, evsahipliğini CHP lideri Kemâl Kılıçdaroğlu`nun yaptığı bir iftara katıldım. Yoğun İstanbul trafiğiyle boğuşarak, biraz geç de olsa girdiğim salonda beni şaşırtıcı bir manzara bekliyordu.

Kemâl Kılıçdaroğlu`nun bir yanında İstanbul Müftüsü Rahmi Yâran, diğer yanında eski Diyânet İşleri Başkanı Süleyman Ateş oturuyordu. Salonda cemaat liderlerinden ilahiyat camiasına kadar pek çok kesimden kişi bulunuyordu. Türkiye Caferileri Lideri Selahattin Özgündüz de vardı, malum profesör Zekeriya Beyaz da… Medyadan davet edilenler arasında Hüseyin Gülerce, Fehmi Koru, Ahmet Turan Alkan, Nuh Yılmaz, Ali Bulaç, Ahmet Hakan, Yıldıray Oğur, Berat Özipek, Fadime Özkan gibi isimler vardı.

Ancak gecenin en çok dikkat çeken görüntüsü Mescidi Selâm İlim ve Hayrat Vakfı`ndan katılan Selami Yıldız ve İlhan Yeşilkaya idi. Bu iki güzel amca da iftar sofrasında başlarında sarıkları, üzerlerinde cüppeleriyle katıldılar. Sakallı da olduklarını eklememe gerek yok sanırım. Onları görünce pek çoğumuzun zihni 28 Şubat günlerine hızlı bir geri dönüş yaptı. Merhum Erbakan`ın Başbakanlık Konutu`nda ağırladığı tarikat ve cemaat liderlerine ilişkin iftarın üzerine kopartılan fırtına acı bir tebessümle hatırlandı.

İftar yemeğinin ardından Süleyman Ateş`in ettiği duaya beraberce “âmin” denilerek sohbet kısmına geçildi. Pek çok kişi ya ülkenin içinde bulunduğu durumdan şikâyet etti ya da Mustafa Kemâl`in aslında dindar bir insan olduğunu kanıtlamaya girişti. Pek çok konuşmanın ortak noktası buydu.

Caferi lideri Selahattin Özgündüz, eskiden aynı cephede olduğu arkadaşlarından ayrı düştüğünü belirtirken CHP`ye yanaştığını ima etti. Suriyeli devrimcileri desteklemeyi tutarsızlık olarak adlandırdığından “Biz 1979`da da Şahların tahttan indirilmesini savunuyorduk, bugün de bunu savunuyoruz” demeyi düşündüysem de bir polemikle gecenin güzelliğine gölge düşürmek istedim.

Kılıçdaroğlu sözü aldığında ilk olarak CHP`nin `dinsiz parti` olarak anılmasından ve lanse edilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. “Mütedeyyin kesimle CHP arasında mesafe neden var? Bu mesafeyi koyan nedir? Bu hususta geçmişte yapılmış olan bazı hatalar olduğunu biliyorum. Eksiğimizi gidermek, hatamızı telafi etmek istiyoruz” dedi. Ayrıca bunun sıradan iftar yemeği olmadığını, bir “muhabbet yemeği” olduğunu ve bu tür toplantıları devam ettireceklerini söyledi. Toplumu kucaklayıcı bir üslubu benimsemenin önemli olduğuna inandığını ancak bazen bu düstura kendisinin de uyamadığını itiraf ederek özeleştiride bulundu.

Mezhep imamlarının zindan hayatı çektiğine, peygamberlerin dünya değiştiren insanlar olduğuna dikkat çekerek İslâm`ın devrimci bir yönü de olduğunu vurguladı. “Hâlbuki bize devrimciliği `dinsizlik` diye tanıttılar” dediğinde aklıma “Atatürk devrimleri”nin tam da böyle bir algıya hizmet edip etmediği sorusu geldi…

Ben de söz aldığımda Kılıçdaroğlu`na ilk genel başkan olduğu dönemlerde üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kalkması gerektiğine dair açıklaması için teşekkür ettim. Zira tam da o açıklamayı müteakip pekçok üniversitede yasağı uygulamak istemeyen yöneticiler, yasağı kaldırmak için uygun bir momentum yakalayabilmiş ve bunu kullanmışlardı. Baykal`ın başörtüsünü korku efektsiz anamadığı “Şeriat geliyor, kaçın!” günlerinden bugünlere gelmemizde Kılıçdaroğlu`nun da payı olduğunu teslim ettim. Gelecek yerel seçimlerde başörtülü aday göstermeye karşı mı olduklarını da sormuştum ama ne yazık ki cevap alamadım. Aldığım cevaplar ve geceye ilişkin izlenimler kısaca şöyle:

– Kılıçdaroğlu, emeklilerin halinden şikâyet eden bir emekli sendikası üyesine, emeklilerin büyük çoğunluğunun Ak Parti`ye oy verdiği söyleyerek “oy veriyorsan, ağlamayacaksın” dedi. Bu cevabın kendisi, duygusal olarak haklı olmakla birlikle siyaseten nasıl bir stratejinin ürünü bilemedim. Ana muhalefet partisi liderinin emeklilere ilişkin “Ak Parti`ye oy vermeme” dışında da bir teşhisi ve önerisi olması gerekmez mi?

– Hüseyin Aygün`ün döndükten sonraki sözleri üzerine Kılıçdaroğlu, milletvekiline sahip çıkarak önemsenmesi gerekenin bir vekilin nasıl olup da kaçırılabildiği sorusu olduğunu söyledi. Aygün hadisesinde PKK`nın toplumdan ortak tepki geldiği için geri adım attığını belirterek, bu ortak iradeyi çözüm masasına da yansıtmak gerektiğini sözlerine ekledi.

– Başörtüsü yasağına ilişkin sözleriyse aynen şöyleydi: “Devletin kuralları vardır. Ama kurallar değişmez mi? Elbette değişir, çünkü toplum değişir, toplum tekâmül ediyor. Örneğin devrim yasalarında hâlâ Şapka Kanunu var ama bugün şapka takan var mı? Bugün tartıştıklarımızın 40 yıl sonra ne kadar saçma konular olduğunu göreceğiz.”

Bu sözlerden Kılıçdaroğlu`nun, başörtüsü yasağının da aynı Şapka Kanunu gibi zamanla de facto olarak kalkacağını düşündüğünü çıkarabilir miyiz? Yorum sizin…

Eskiden olsaydı, CHP çevreleri böylesi bir davete “dini siyasete alet etmek” olarak bakardı. Dolayısıyla `Yeni CHP`nin bu hususta bir atılım gerçekleştirme çabasını takdir ediyorum. Mevcut durumdaki pek çok sorunun kökü CHP tarafından atılmış ve beslenmiş olsa da, hataları telafi yönünde CHP`yi cesaretlendirmek gerektiği kanaatindeyim. Zira bu sadece CHP`ye verilmiş bir şans değil, eski CHP`nin bizi bataklığa çeken politikasını hatırlarsak, aslında Türkiye siyasetine de verilmiş bir şanstır.

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI