Kemal Burkay`dan `sivilleşme` çağrısı.. – (Abdullah Muradoğlu)

0
153

Sürgünden dönen aydınlarımızdan Kemal Burkay Diyarbakır`da konuşmuş. Dikkatimi en çok çeken cümlesi şuydu: “Kürtlerin kendi arasında da demokrasinin hâkim olması gerekir.”

Sürgünden dönen aydınlarımızdan Kemal Burkay Diyarbakır`da konuşmuş. Dikkatimi en çok çeken cümlesi şuydu:

“Kürtlerin kendi arasında da demokrasinin hâkim olması gerekir.”

Bu sözün Burkay için fazladan bir anlamı var..

1970`lerin sonlarına doğru “Apocular” diye meşhur olan PKK bir şiddet örgütü olarak ortaya çıkmıştı.

Apocular işe önce diğer Kürtlerden başlamışlardı.

O dönemde “Apocular”ın hedef aldığı gruplar arasında Kemal Burkay`ın grubu da yer alıyordu.

PKK, kendisinden başka hiçbir siyasi grubun varlığına izin vermeyeceğini daha o günlerde göstermişti.

Kaç Kürt gencinin kanına girmiştir acaba bu dönemde?

Stalinist bir örgüttü PKK ve hala da örgütü yöneten kadrolar birer “küçük Stalin” gibi davranıyorlar.

Örgüt kendi renginin sivil tabanında da aynı şekilde yansımasına özen gösteriyor.

Sivil tabanı da askeri bir örgüt gibi yönetiyorlar.

Daha da kötüsü, PKK kendi rengini sadece kendi sivil tabanına değil bölge halkının tümü üzerinde de görmek istiyor.

PKK, bölgede “tek parti” olmak istiyor, bunun için şiddet kullanmaktan kaçınmıyor.

Örgüt baskısı yüzünden insanlar içlerine kapanıyorlar, kendilerini özgürce ifade edemiyorlar.

Öyle bir etnik milliyetçilik yüklemesi yapılıyor ki insanlara, dışına çıkmak adeta ihanetle eş değer görülüyor.

Bir tarafta ihanetle suçlanmak korkusu, diğer taraftan inanmadığına inanmak zorunda bırakılma duygusu..

Öte yandan örgütün silahlı gücü sayesinde bölgede yaygın bir siyasal ve ekonomik patronaj ilişkisi de kurulmuş..

Bir kere yaşamak için mecbur kaldıkları çok şeyleri oluyor insanların.

Sözüne kıymet verilir nitelikte akil adamların sayısı ise her geçen gün azalıyor.

Silahın ve örgütün gücü, sözün ve bireyin gücünü bastırıyor.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde yaratılan korkunun ve endişenin boyutunu siz tahmin edin.

İnsanlar devletle örgüt arasında, Milletle PKK arasında, terörle demokrasi arasında, düşmanlıkla kardeşlik arasında çok kaypak bir zeminde yaşıyorlar.

Bir korku havası sinmiş üzerlerine..

Bu çekingenliği, tedirginliği, ürkekliği BDP`liler de bile gözlemleyebiliyorsunuz.

Bazı konularda son derece cesurane(!) çıkışlar yapan kimi BDP`liler, konu örgütün yanlışları olduğunda ağızlarını açıp da tek bir kelime edemiyorlar.

Çok değil birkaç yıl öncesine kadar Kürt sorunu hakkında konuşmak hapse atılmak için yeterli bir nedendi.

Bu konuda çok mesafe alındı, artık en uç fikirler bile serbestçe konuşulabiliyor.

Aynı serbestliği PKK`nın “baskı alanı” içerisinde yaşayanlarda göremiyoruz.

Burkay bu yüzden Kürt gençlerine “siyasetimizin çok sesli ve çok renkli olması gerekiyor” diyor Diyarbakır`da.

Kürt siyasal örgütleri de sivilleşsin demeye getiriyor.

Bu sözün gerçek anlamını bulmasını ümit ediyoruz.

Silahlar susacak ki insanlar konuşsun.

Silahların gölgesinde ancak darbe anayasaları gibi metinler ve örgüt vesayetine itaatkar siyasetçiler çıkar.

Ne Türklerin, ne de Kürtlerin ihtiyacı yok bu tarz siyasetçilere.

Kaddafi`nin kaybedeceği baştan belliydi..

42 yıl önce “askeri darbe”yle iktidara gelen Kaddafi şimdi bir “halk devrimi”yle gitti.

“Mübarek” gibi, “Bin Ali” gibi, “Ali Abdullah Salih” gibi gitti.

Onurlu bir şekilde gidebilirdi, “Benden bu kadar, halk artık ne istiyorsa onu yapsın” diyebilirdi.

Tarihe de “halkının isteklerine kulak vererek gitmesini bilen bir diktatör” olarak geçerdi.

Libya halkı, Kaddafi`nin geçmişteki cinayetlerini bile sineye çekerdi.

Bu şansı kullanmadı, eğer yakalanırsa Mübarek gibi yargılanacak..

Keşke akıllı davransaydı da binlerce Libyalının hayatını kaybetmesine sebebiyet vermeseydi.

Yabancı güçlerin müdahalesine de zemin hazırlamasaydı. Kaddafi “Arap Devrimleri”nin devirdiği dördüncü diktatör olacak.

Kalan diktatörler de tutumlarını değiştirmezlerse onları da aynı son bekliyor.

Macun tüpten çıkmıştır, tarihte böyle anlar hep olmuştur ve sonuçlar değişmez.

Kartondan birer devmiş meğer bu diktatörler.

Küresel güçler açıktan ya da gizliden verdikleri destekleri geri çektiklerinde birkaç ay dayanabiliyorlar.

Diktatörlerin de, kurdukları rejimlerin de ne kadar çürük ve temelsiz oldukları böylece anlaşıldı.

Her şey korkunun da bir anlamı kalmadığı anlarda gerçekleşiyor işte.

Muhalifler haklıydılar ve kazanacakları belliydi.

Ama şimdi onları zor bir süreç bekliyor..

Aslı savaş şimdi başlıyor..

Bir taraftan 42 yıldır biriken sorunların çözümlenmesi, diğer taraftan aşiretler arası çatışmaların önlenmesi, öte taraftan da Libya`nın zenginlik kaynaklarına çökmek isteyen yabancı güçlerin baskıları onları bekliyor.

Libyalılar birçok alanda savaşım verecekler.

Devrimin başından beri gündemden düşürülmeyen “İki Libya olacak” iddiasının da bir masaldan ibaretmiş!

Libya devrimden önce nasıl tek bir Libya ise, devrimden sonra da öyle kalmaya devam edecek.

Muhalifler intikam duygularından bir an önce uzaklaşarak bütün halkı kucaklayacak bir programla işe başlamalılar.

Libya`nın doğusunun da, batısının da, kuzeyinin de, güneyinin de aynı değerde olduğunu kanıtlamalılar.

Ülkenin zenginlik kaynaklarından bütün Libyalılar eşit şekilde yararlanmalılar.

Libya `yı hak ve adaletle, özgürlük ve demokrasiyle yeniden inşa etmeliler.

Mazlum Libya halkı hak ettiği sisteme kavuşmalı.

Yenişafak

———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI