Ana Sayfa Kuruluşlar İlim Hikmet Vakfı Kavramların Sınırını Kim Çiziyor

Kavramların Sınırını Kim Çiziyor

0
Kavramların Sınırını Kim Çiziyor

İlim Hikmet Vakfı Üniversite Komisyonu’nun organize ettiği “Düşünce Akademisi” 1 Aralık cumartesi günü başladı

“Adalet Kavramına” Kur’ani Perspektiften Bakmak

Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Şahin Güven; “Biri sana kötülük yaptığı zaman senin ona karşılık vermen veya tam tersi birisi sana iyilik yaptığı zaman seninde ona iyilikle karşılık vermen adaletin gereğidir. Bunun ileri boyutu ise “ihsan” boyutudur. Ve bu boyut; “sana yapılan kötülüğe iyilikle muamele etmek sana karşılık yapan iyiliğe daha fazla iyilikle karşılık vermektir. Fakat adaletin bu ileri boyutu her insanın yapabileceği bir şey değildir.”

İlim Hikmet Vakfı Üniversite Komisyonu’nun organize ettiği ve bu yıl ikincisi düzenlenen  “Düşünce Akademisi” 1 Aralık cumartesi günü saat 15.00’da başladı. Aralık ve Haziran ayı boyunca devam edecek olan programa Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Şahin Güven ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahaddin Polat konuşmacı olarak yer alacaklar. Konuşmacılar, her hafta Cumartesi günü dönüşümlü olarak İlim Hikmet Vakfı’nda sunumlarını yapacaklar.

Cumartesi günü başlayan programın ilk sunumunu Güven, gerçekleştirdi. Güven, “Kavram Okumaları” başlığı altında adalet kavramını Kur’an perspektifinden değerlendirdi. Adalet kavramının değerlendirilmesine geçilmeden kavram konusuna değinen Güven kavram hususunda şunları aktardı; “kavramları kendimize göre değerlendirir ve toplumda o kavramın karşılığı olmazsa toplum kaosa sürüklenir. Aynı kavrama sarılanlar aynı kavram üzerinden karşılarındakini o kavramın içeriğine saygısızlıkla suçlayabiliyorlar. Onun için kavramların içerikleri önemli bir husus. Biz bu kavramları kendi zihin dünyamızda berraklaştırmadıkça ne okuduklarımızı doğru dürüst anlayabiliriz ne anladıklarımızı karşımızdaki insanlara aktarabiliriz.”

Kavramlar kişiye göre şekil alıyor

Güven kavram konusunda ki açıklamaları ile ilintili olarak dil kavramının da önemine değinirken Konfüçyüs’ten verdiği örnekle bunu şöyle açıkladı; “Konfüçyüs’e demişler ki; “bir ülkeyi fethederken ilk önce yapacağın iş nedir?  Cevaben şunu söylemiş; “öncelikle dilini düzeltirim” neden diye sormuşlar; çünkü demiş “dili bozuk olan bir toplumun düşüncesi bozuk olur. Düşüncesi bozuk olan bir toplumun yaşantısı da bozuk olur. Yaşantısı bozuk olan bir toplum kaos içerisinde yaşıyor demektir. Kaos içerisinde ki bir toplumu yönetmektense onları bırakıp kendi hallerine gitmek daha iyidir.”

Kavram konusu bağlamında laiklik ve irtica konularına da değinen güven “Mesela Laikliğin sınırını kim çiziyor. Ya da çiziyorlar mı? Ya da neden çizilmiyor? Çizmek istemeyen neden çizmek istemiyor? Neden acaba kendisine göre bir Laiklik tanımı yaparak karşısında ki insanı laiklik düşmanı ilan edebiliyor? Çünkü işine öyle geliyor. Bakıyorsunuz laik olmadığını idea ettiği kimsede kendisinin laik olduğunu söylüyor. Ama onun laiklikten anladığıyla diğerinin laiklikten anladığı farklı. Aynı şekilde irtica kavramı da kimin ne anlam yüklediğine bağlı olarak değişiyor” dedi. 

Hem yaşadığımız dünyayı anlamamız açısından hem de bir Müslüman olarak Kur’an’ı, Kur’an’i terim ve kavramları anlamamız açısından kavramların içeriğine girmek durumunda olduğumuza değinen Güven, Kavramların alanlarını tetkik etmek durumda olduğumuzu söyledi. Ancak Kur’an’ı biz indiği günkü kavramları ile değil günümüzde yüklendiğimiz kavramlarla açıkladığımızı söyleyerek bundan dem vurdu.

Ceza adaletin gereğidir

Kavram ile ilgili yaptığı açıklama sonrasında adalet kavramına değinen Güven; “Adalet kelimesinin kökeninde “adale”  bir şeyin diğeriyle eşit olması gibi bir anlamda vardır. Bunu göz ardı edemeyiz. Bunu şu anlamda değerlendirebiliriz; “karşımızda bulunan muhataplardan her ikisinin de eşit ölçüdeler ve bunlara eşit muamele etmenin adıdır adalet” onlardan birisini kayırmak zulümdür. Ancak karşımızdaki eşit mi acaba? Mesela diyelim ki yardım yapacağız; karşımızda yardıma ihtiyacı olan iki kişi var. Birisi miskin birisi fakir, birinin akşama yiyecek hiçbir şeyi yok. Öbürü az çok geçiniyor ama yinede zenginlik mertebesinde değil. Şimdi ikisine de aynı ölçüde yardım yaptığımız zaman daha adil oluruz, yoksa akşama yiyeceği olmayana daha fazla ikramda bulunduğumuz zaman mı adil oluruz. Karşımızdaki muhatapların durumu önemli bir şey. Allah’u Teala’nın isimleri arasında da Adl geçer. Allah’ın Esmaül Hüsna’sından da biridir. Kulların Allah’tan bekledikleri şeyler hususunda adildir. Yani kuluna ceza verirken de adildir, adalet vasfı ortadan kalkmaz. Bu bağlamda acaba Allah’u Teâlâ’nın kâfirlere, müşriklere, günahkârlara ahrette vereceği azap ya da cehennemle onları cezalandırması adalet vasfını hâşâ ortadan kaldırır mı? Hayır. Bir mümine mükâfatını vermek ne kadar adalet ise aynı şekilde bir kâfire caz vermesi de adalettir. Bu manada devletler suçlulara cezalar veriyorsa bu adaleti ortadan kaldırmaz, aksine bu cezayı vermek adaletin gereğidir” dedi.

Adaletin ileri boyutu: “İhsan”

Biri sana kötülük yaptığı zaman senin ona karşılık vermen veya tam tersi birisi sana iyilik yaptığı zaman seninde ona iyilikle karşılık vermen adaletin gereğidir diyen Güven, Ancak bunun bir ileri boyutunun varlığından bahsederek bunun ileri boyutunun “ihsan” boyutu olduğunu aktardı. Ve bu boyutu şu şekilde açıkladı; “İhsan boyutu; sana yapılan kötülüğe iyilikle muamele etmek sana karşılık yapan iyiliğe daha fazla iyilikle karşılık vermektir.

Fakat adaletin bu ileri boyutu her insanın yapabileceği bir şey değildir. Sana biri bir kötülük yaptığı zaman, seninde o kötülükle karşılık vermen insan fıtratının gereğidir. Ve bu adalet sınırlarını da aşmaz. Ama o sana bir tokat vururken senin ona on tokat ile karşılık vermen zulümdür. Biri senin kulağını kestiği zaman seninde o insanın kulağını kesme hakkı verir. Ama senin sol kulağı kesilmiş ise sende bu kötülüğü yapanın sağ kulağı kesilsin istiyorum diyemezsin. Onunda ancak sol kulağını kesme hakkın vardır. Daha fazlası değil. Allah, böyle bir adalet anlayışını Müslümanlara caiz görmekle birlikte “ihsan” boyutunu göstermiştir. Allah insana affetmeyi buyuruyor, fakat bununla ilgilide bir zorunlu tutmuyor.”

Adalet ilkesinin bireylerin vicdanlarında başlayarak toplumun her tabakasına yayıldığını ifade eden Güven, “mesela bir kardeşimize, arkadaşımıza, ailemize, çocuklarımıza yaptığımız haksızlıklar temelde yarın yönetici olduğumuz zaman emir altımızda olan insanlara sirayet eder. Onun için adalet aynı zamanda bir eğitimdir” dedi

Kanunun adil olması yetmez

Neyin adil neyin de adaletsizlik olduğunun tespiti nedir? Sorusunu dinleyicilere yönelten Güven; “Bu nerede başlayıp biter. Diyelim ki bir batılı hukuk sisteminde koymuş olduğu bir kural onun için adilde benim için neden adil değil. Bu adilliği kim belirleyecek. Bir kısım dil bilimciler bunu iki kısımda ele alıyorlar; birincisi diyorlar ki insanın fıtratından getirdiği şeyler vardır. Hangi dine mensup olursa olsun kendisine iyilik yapana iyilik yapar insan. Bu adaletin fıtri yönüdür. Ancak adaletin fıtri yönü değildir. Sınırlarını tespit etmek açısından şeriata ihtiyaç vardır. Neyin adil olup neyin adaletsizlik olduğunu tespitte Allah hüküm koyar. Bu koyduğu hükmü uygulamak adaletin gereğidir.” Açıklamasında bulundu.

“İnsan sevgi ile yaşar, insanlık ise adalet ile yaşar” çıkarımında bulunan Güven; bu sözünü destekleyici olarak Elmalılı Hamdi Yazır’dan şunları aktardı; “Elmalılı Hamdi Yazır, İnsan türünün bekası medeniyet ile medeniyetin kıvamı da adalet iledir der.” Ardından konuşmasına şöyle devam etti; “Adalet ise birinci olarak kanuna ikinci olarak ise kanunun güzelce tatbik ve icra edilmesine bağlıdır. Kanunun var olması yetmiyor. Bu kanunun adaletli bir şekilde icra edilmesi önemli bir husustur. Yoksa bütün ülkeler anayasalarında hemen aynı idealleri esas aldıklarını idea ederler. Herkes kendi anayasasında koyduğu hükümlerin adil olduğunu idea eder. Konulan bir yasanın adil olması yeterli değil o kanunun uygulanması önemli olan. Birine karşı bu yasa uygulanırda diğerine uygulanmaz ise orada bir adaletsizlik var demektir.”

Adaleti ikame edebilecek olan makam ve merciinin gücü olması lazım gerektiğini de söyleyen Güven, “Gücü olmayan adaleti ikame edemez. Eğer adalet güçten yoksun ise uygulanamaz. Hepimiz diyoruz ki İslam çok iyi bir adalet sistemi öneriyor diyoruz. Ancak Müslümanların kendi kendilerine bile bu adaleti icra edecek bir güç ve mekanizmaları olmadığı için bunu uygulayamıyoruz. Adaletin gücü olmaz ise o güçsüz adalet, adalet olmaktan çıkıyor” dedi.