Katılımcı Meşveret – (Turgay Aldemir)

0
175

Buhranlarından çıkmak için insanlık, faşizmden sosyalizme, komünizmden kapitalizme doğru dalgalanıp durdu. İnsan onuru ve yeryüzü, tarihin hiçbir döneminde bu kadar tahrip edilmedi. Baskı altında bulunan Müslüman bilinç bölündü, zedelendi, korku ve güven bunalımına düşmüştü.

Müslüman dünya uzunca bir zamandır içimize kapanıp var olma, hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Bizlerin yokluğunda insanlık büyük bunalımlar yaşadı.

Buhranlarından çıkmak için insanlık, faşizmden sosyalizme, komünizmden kapitalizme doğru dalgalanıp durdu. İnsan onuru ve yeryüzü, tarihin hiçbir döneminde bu kadar tahrip edilmedi. Baskı altında bulunan Müslüman bilinç bölündü, zedelendi, korku ve güven bunalımına düşmüştü.

Son dönemlerde kat edilen mesafelerle İslam coğrafyasındaki entelektüel derinlikte ciddi birtakım sırçamlar yaşanıyor. Artık Müslüman dünya, muhafaza modundan inşa moduna geçme çabasına girmiş durumda. Dünyada hâkim olan bu adaletsiz, vahşi kapitalizme karşı, bir başkaldırı başlamış durumda. Yaşadığımız dünyanın içine gömülmeden, doğrularak dışına çıkabildiğimizde ancak onu anlayabilir ve onu ideallerimiz istikametinde dönüştürebiliriz. İşte bu anlayışla İslam coğrafyasının her noktasında hak, adalet ve özgürlük mücadelelerinin sesi yükseliyor.

Halkla diyalogdan kaçınmak, gerçekte özgürlükten korkmadır. Halkına ve onun değerlerine güvenmeyen yönetimler zamanla diktatörlüğe dönüşür ve kendi zulmü içinde kısa zamanda yok olur giderler. Ortadoğu’da Batılıların “yaratıcı yıkım” diye tanımladığı yeni bir oluşum süreci yaşanıyor. Toplumların dönüşüm sürecinde temel rolü halka veren sistemler tartışılıyor. Artık bizler, geçmişte yaşanmış tartışmalara, kavgalara takılmadan, geleceğe dair öngörülerde bulunmalıyız.

İslam coğrafyasındaki halkların başkaldırısını çok iyi irdelemeliyiz. Bu başkaldırıların itici gücü, diktatör yönetimlere karşı adalet arayışıdır. Halk devrimlerini darbelerden ayıran en önemli özellik, toplumun her kesiminin devrimle doğrudan temas kurmasıdır. Devrimler halkın ve önderlerin sarsılmaz dayanışma içinde birlikte hareket etmeleriyle gerçekleşir. Bu dayanışma, önderlerin alçak gönüllülüğü ve toplumun her kesimiyle cesurca ilişki kurmalarıyla yaygınlaşır. Bu fırsatları iyi değerlendiremezsek, bu süreç, yeni savrulma ve baskılara dönüşebilir.

Öncelikle ülkemizde bu yeni süreci taşıyacak, halkın değerlerine saygılı bir toplumsal sözleşme yapmalıyız. Kendi sorunlarımızı açık yüreklilikle konuşabilirsek süreç içerisinde ortak bir çözüme ulaşmamız mümkün. Bunun için toplumun her kesiminin birbiriyle sorunlarını ve çözüm yollarını konuşabildiği ortamlara ihtiyaç var.

Diyalog, toplumsal dönüşümün baş öğesidir. İnsanların kendilerini özgür hissettiği yönetimler ancak ve ancak halk devrimleridir. Halkıyla yüzleşemeyen önderlikler, esnekliğini kaybeder ve insanlara nesne muamelesi yaparlar. Baskıcı yönetimler farklılıkları, hayatı beslemek için değerlendirecekleri yerde tekdüzeliği ikame edip en küçük çeşitliliği bile yok ederler.

Zamanın ruhunu anlamaya ve anlamlandırmaya dönük yaygın çabalar mevcut olduğu günümüzde kaderci, ölü bir din anlayışından devrimci, hayatı kuşatan, nesli ıslah eden, arzı imar eden, diri bir din algısı artarak yükseliyor. Dünyanın her yerinde yaşanan olumlu gelişmeleri, kendi havzamızda değerlendirebilecek zihinlere sahibiz. Bizler insanlığın kurtuluşu için seçilmiş şefkat ve merhamet erleri olarak, kesintisiz bir şekilde adımlarımızı; hakikati eğip bükmeden, ilkeli bir şekilde ileriye taşımalıyız. Her an ve her gün, hayatın her alanında ortak çabalar içinde olmalıyız. Çabalarımız, adımlarımız, büyük bir bütünün parçalarını tamamlamalı.

Artık sınırların birçok alanda kalktığı bir dünyada yaşıyoruz. Bizler farklı anlayışlara sahip sivil toplum katmanlarıyla bir araya gelip sorunlarımızı işbirliği ve eşgüdümle masaya yatırmalıyız. Hak ve adalet eksenli bir toplumsal mutabakatı toplumun her kesiminin katılımıyla/meşveretiyle gerçekleştirmemiz, gönül coğrafyamızı doğrudan etkileyecektir.

Hep birlikte Allah’ın bize yüklediği sorumluluklara sarılmalı, hayatın içinde kalarak misyonumuzu asla kaybetmemeliyiz.

04.07.2011 / Özgün Duruş

———————————-
Turgay Aldemir
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI