Karayılan giderse kim gelir! – (Abdullah Muradoğlu)

0
123

Gerçi Karayılan`ın yakalandığı haberinin doğru olmadığına ilişkin pek çok bilgi var. Haberin çıktığı gün Kandil`de Karayılan`la röportaj yaptığını söyleyen gazeteciler var. Hatta aynı vakitlerde “Fransız gazeteciler” de bu adamla röportaj yapmak için sırada bekliyorlarmış..

Murat Karayılan`ın İran tarafından yakalandığı haberinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi.

İran resmi makamları Karayılan`ın yakalandığı bilgisini teyit etmiyorlarmış.

Ama PKK`nın ikinci adamının yakalandığına dair bilgiler kesin gibi.

Sorun, bu ikinci adamın kimliğiyle ilgili.

“Anadolu Ajansı” da haberini düzelterek “Murat Karayılan” ismini çıkararak “PKK`nın ikinci adamı” ibaresini kullanmış.

Gerçi Karayılan`ın yakalandığı haberinin doğru olmadığına ilişkin pek çok bilgi var.

Haberin çıktığı gün Kandil`de Karayılan`la röportaj yaptığını söyleyen gazeteciler var.

Hatta aynı vakitlerde “Fransız gazeteciler” de bu adamla röportaj yapmak için sırada bekliyorlarmış..

Fransızlar çok ilgililer Kandil`le nedense!

Geçelim.

***

Murat Karayılan PJAK operasyonları nedeniyle açıktan İran`ı tehdit etmişti.

Aynı Karayılan çok kısa bir süre sonra tavır değiştirerek İran`la çatışmak istemediklerini açıklamıştı.

Pazarlığa açık olduklarını ima etmişti.

O halde yakalanan şahıs Karayılan değilse, örgütün ikinci adamı kimdir?

İranlılar “elimizdeki Karayılan değil” diyorlarsa neden ellerindeki şahsın görüntüsünü yayımlamıyorlar?

Karayılan`ın Öcalan`dan sonra PKK`da “ikinci adam” olduğu görünüşte belki doğrudur da gerçekte öyle midir?

Örgütü gerçekten Karayılan mı kontrol ediyor?

PKK içinde uzun süredir bir klikleşmeden söz ediliyor.

Bu klikleşmede diğer bir taraf için “derin Ankara grubu” yakıştırması da yapılıyor.

“Derin Ankara Grubu”nun “Ergenekon”la ilişki içerisinde olduğu(belki de kuruluşundan itibaren) iddia ediliyor.

Türkiye`de silahlı saldırıların daha çok bu “derin PKK” tarafından gerçekleştirildiği ifade ediliyor.

Her şeyin iyiye gittiği sanıldığı bir dönemde bu saldırıların vuku bulması kafaları karıştırıyor elbette..

Türkiye`nin demokratikleşmesini kösteklemekten başka bir amaca hizmet etmediği de çok açık..

Saldırılar sistem içinde gerçekleşen temizlik harekatını sekteye uğratmaya yönelik operasyonlar gibi görünüyor.

Devlet yapısı içerisinde sivilleşmeye karşı çıkanlarla, PKK adına bu saldırıları yapanlar arasında ciddi bir ilişki olduğuna dair kuşkular var epeydir..

Olaylara bir bütünsellik içerisinde baktığımızda bu tür ilişkilerin sözkonusu olabileceğini düşünebiliyorsnuz.

***

Eğer Karayılan gerçekten İran tarafından yakalanmışsa ve bir pazarlık sonucunda serbest bırakılmadıysa bu ne anlama geliyor?

Karayılan Örgütün ikinci adamıdır peki ama tüm PKK militanlarına ve tabii ki üst düzey diğer yöneticilere sözünü geçirebilecek kudrette midir?

Mesela örgütteki “Suriyeliler” yahut “Tunceliler” grubunun bağımsız hareket etmelerini önleyebilecek durumda mıdır?

Önleyecek durumdaysa ve hizip olduğu söylenen diğerleri farklı düşünüyorlarsa ne olacak peki?

Türkiye`de demokratik açılımdan çok şeyler bekleyen ve bu nedenle silahların susmasını isteyen büyük bir kütle var.

Kemal Burkay başta olmak üzere PKK `ya bulaşmamış Kürt aydınları durumdan son derece rahatsızlar.

O halde PKK içinden birileri “silah susmaz kan konuşmaz” diyorlarsa ortada ciddi bir sorun var demektir.

Karayılan`ın “yakalanmasını” veya “yakalanmamış olmasını” bu çelişkileri analiz etmeden yorumlamak çok zor.

Kritik soru şudur:

Karayılan`ın tasfiyesi örgütte kimlerin önünü açar veya Karayılan giderse kim gelir?

Beşar Esad ve Suriye Ergenekonu!

İki savaş gemisinden “Lazkiye” kentine ateş açılmış..

İlk bakışta bu cümle Suriye`ye bir askeri müdahale yapıldığı izlenimi veriyor.

Sanki bir yabancı güç çıkartma yapacak da önden şehri şöyle bir yokluyor..

Fakat Lazkiye`yi vuran gemiler Suriye ordusuna ait çıkmaz mı?

Kendi şehrini savaş gemileriyle vuran bir devlet başkanı görmediyseniz, görün..

Beşşar`ın amcası Cemil Esad kontrol ediyordu bir vakitler Lazkiye`yi.

Şimdi kuzenler falan bakıyordur bu işlere ama iyi kontrol edememişler demek ki.

Bir rejimin bu denli gözü dönmüşlükle bir şehir halkının üzerine gemilerden ateş açtırması tipik bir durumdur.

“İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında ele alınması gereken bir saldırı bu.

Suriye`ye çöreklenmiş bir “Nusayri Ergenekonu”yla yüz yüze olduğumuzu anlamışsınızdır.

Halka karşı sokaklarda tank yürütmeye hevesli bir suç örgütüdür bu.

Zaten daha önce Hama`yı, Humus`u yerle bir etmiş, kanıtlamış ne denli zalim olduğunu..

Uzun yıllar kan ağlayan bu şehirleri yine vurdular, yine gözyaşlarına boğdular insanları.

Lazkiye`den sonra zulümden nasibini almayan tek bir şehir bile kalmayacak Suriye`de galiba.

Kuzenler, halaoğulları, dayıoğulları, enişteler, aşiret üyesi hısım ve akrabalar eliyle yürütülen bir şirkettir Esad rejimi.

Suriye ordusu bir şirketin “özel güvenlik ordusu” gibi hareket ediyor.

Kendilerine “Şabiha” denilen milisler birer lejyoner asker gibi davranıyorlar.

Bu şartlar içerisinde Suriye`de reform yapmak mümkün gözükmüyor.

“Suri Ergenekonu” toplumsal alanların ve devletin bütün hücrelerine kadar sızmış çünkü.

Suriye`yi rahatlatabilecek tek şey Esad`ın bavulunu toplayıp Şam`ı terk etmesidir.

Kimse Beşar`dan bunu yapmasını beklemiyor.

O halde geriye Beşar`ın “Ergenekon”la sahici bir mücadeleye girişmesi kalıyor.

Türkiye`nin diplomatik girişimlerinden her şeye rağmen Beşar`a bir şans daha verildiği izlenimi edindim.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu`nun 7 saate yakın bir süre Şam`da hem Esad`la, hem diğer yetkililerle görüşmesi işin ciddiyetini gösteriyor.

O görüşmelerde her türlü seçenek konuşulmuş olmalıdır.

Esad`ın Türkiye`nin mesajlarını çok iyi anladığını düşünüyorum..

Anlamış olması meseleyi çözmüyor tabii..

Gerçi görüşme sonrasında Hama`da bir parça rahatlık sağlandı ama saldırılar diğer şehirlerde devam ediyor.

Durması istenen kan, durmuyor.

Son örneği, Lazkiye.

“Suri Ergenekonu”nun çekilmeye hiç niyeti yok.

Şam`da da bu derin çeteyle mücadele etmeyi göze almış cesur bir lider yok.

Esad`ın ise zamanı kalmadı, boğazına kadar çamura batmış durumda.

Akıllı ve cesur davranırsa bu çamurun içinden yine Türkiye çıkaracak kendisini.

Ama bunun için çok hızlı davranması gerekiyor, çünkü çeteler daha hızlı davranarak ipleri ellerinde tutmak istiyorlar.

O ipler ise Esad`ın boynunda olacaktır.

Artık istese de kurtulamaz, hep birlikte batarlar

Yenişafak


———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI