Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez – (Süleyman Gündüz)

0
177

Sömürgecilik dönemiyle de yeryüzünde barış ve adalet ortadan kalktı. Bu durum sadece sömürgeleştirilen toplumları yönetmek ve zenginliklerini ele geçirmesiyle sonuçlanmadı. Beyaz adam, başka insanlar ve mülkleri üzerinde hâkimiyet oluşturdu

İslam`ın başta Güneydoğu Asya olmak üzere Arakan`a ulaşması 8.yy`da Müslüman sanatkârlar, zanaatkarlar, tüccarlar ve dervişler vasıtasıyla olmuştur.

15-18. yüzyıllar arasında Bengal Körfezi`nde Arakan İslam Devleti kuruldu. Bu dönemde Müslümanlar, Hindular ve Budistler barış ve esenlik içinde yaşadı. Rohingya Müslümanları ve Budist Rakhineler (Maghlar) iyi komşuluk ilişkileri içinde oldular.

Bölgede İngiliz-Fransız rekabeti tüm dengeleri değiştirdi ve istikrarı bozdu. Hâkim konumda bulunan Müslümanlar, haritaların değişmesiyle birden azınlık konumuna düştüler.

17. yüzyıldan itibaren İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz ve Hollanda arasında küresel ticaret yollarının ele geçirilmesi üzerine oluşan rekabet, dünyada yeni çatışma alanları ortaya çıkarttı.

Sömürgecilik dönemiyle de yeryüzünde barış ve adalet ortadan kalktı. Bu durum sadece sömürgeleştirilen toplumları yönetmek ve zenginliklerini ele geçirmesiyle sonuçlanmadı. Beyaz adam, başka insanlar ve mülkleri üzerinde hâkimiyet oluşturdu.

Bugün dünyadaki çatışmaların temelini, genelde sömürgeci ülkelerin işgal dönemlerinde uyguladığı siyasetler ve sonrasında çizdiği sınırlar oluşturmakta. Buna iki dünya savaşını da dâhil etmek gerekir.

Örneklemek gerekirse, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu, Orta Asya ve Hint coğrafyasındaki çatışma alanlarının tümünün temelinde İngiliz siyasetinin ve oluşturduğu haritaların etkisi bulunmakta.

Müslümanlar genelde Hindistan`ın bölünmesini Muhammed Ali Cinnah`ın inadının ve İngilizlerle işbirliğinin sonucu olduğuna inanırlar. Etkisinin olduğunu yok saymak mümkün değildir. Eğer İngilizler istemeseydi bu bölünme gerçekleşmez ve bugün Hint kıtasındaki çatışmalar olmayabilirdi.

Hindistan-Pakistan ayrışması esnasında ve sonrasında, milyonlarca insanın göçü ve ölümü bölünmenin ne tür sonuçlara neden olduğunu göstermek için yeterlidir. Bugün bile bölgedeki çatışmaların temelinde bu bölünmenin ortaya çıkarttığı komplikasyonlar var.

Son olarak da Arakan`da yıllardır yaşanan ve şimdilerde dünyanın duyduğu sorun bunun ürünüdür.

Sorun sadece Myanmar`da Budistlerin Müslümanlara yönelik uyguladığı şiddet politikaları değil. Tayland Pattani`de, Filipinler Moro`da, Hindistan Keşmir`de ve Çin Doğu Türkistan`da Müslümanlar yıllardır baskı ve zulüm altında hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Bugün Arakan Rohingya Müslümanlarının içinde bulunduğu sorun 1784`de Burma`nın işgaliyle başladı. Burmalıların baskılarından kaçan binlerce Arakanlı Hindistan`a göç etmek zorunda kaldı.

1826`da İngilizlerin tüm bölgeye hâkim olmaları üzerine Burma işgali sona ermiş. 120 yıl sürecek İngiliz sömürge dönemi başlamıştır.

İngilizler, 1940 yılında bölgeden ayrıldığı andan itibaren Budistler azınlık konumuna düşen Rohingya Müslümanlarına yönelik baskılarını artırıp, dinlerini değiştirmeye zorladılar. Buna direnen binlerce Arakanlı öldürüldü ve yüz binlercesi topraklarını terk ederek Bangladeş`e sığınmak zorunda kaldı.

Haziran ayından itibaren de bölgede yeniden şiddet artmaya başladı. Hükümetin desteğindeki radikal Budist gruplar Müslümanlara ait ibadethane, iş yeri ve evleri tahrip etmekte, yakmakta, kadınlara tecavüz etmekte, katletmekte ve halkı göçe zorlamaktadır. Yaşanan tam bir soykırımdır.

Bugün Bangladeş`e ulaşan mülteci sayısı 200 bine yaklaşmış durumda. 1000 üzerinde de Müslüman öldürüldü.

1977`den beri İslam ümmetinin sorunlarıyla ilgileniyorum ve o günlerde de bu sorunlarla ilgiliydik. Dünden bugüne Batı dünyası değişse de bu bölgelerde değişen bir şey yok.

Arakan Müslümanlarının evlenmeleri, ticaret yapmaları ve hacca gidişleri de yasaklanmakta.

2006`da hac farizasını yerine getirmek üzere Mekke`ye gitmiştim. Doğrusu bu benim ikinci gelişimdi.

Hac İslam milletinin tüm fertlerinin bir araya geldiği için etkileyici bir ibadettir.

Yeryüzünde ilk inşa edilen beyt Mekke`dir. Hz. Âdem tarafından yapılmıştır. Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail`le birlikte yıkılmış olan beytin temellerini yükselttikten sonra, Allah`ın emri üzerine insanlığı hac etmek üzere bu beyti ziyaret etmeye çağırmışlardır.

Bu sese kulak kesilen Müslümanlar hem ibadet etmek hem de sorunlarını konuşmak üzere her yıl hac için Mekke`de toplanırlar. Bundan dolayıdır ki hac aynı zamanda ümmetin siyasi dilidir. Ama gel gör ki bugün hac yalnızca ibadet ritüelinin yerine getirildiği bir alandır.

Hac, ibadetinin en önemli anlarından biri şüphesiz tavaftır. Tavaf, bütün benliklerin bizliğe dönüştüğü andır.

Bir tavaf sonrasında yatsı namazını beklerken yanıma kara kuru bir adam oturdu. 40-45 yaşlarında simsiyah saçlı ve siyah gözlü. Ona nereli olduğunu sordum. O sorumu anlamadı. Tekrarladım. Yine karşılıksız kaldı. Birkaç Arapça kelime ve el işaretiyle kendimi göstererek “İstanbul, Türkiye” dedim
. O da bana “Myanmar” dedi. Bakıştık, kucaklaştık ve ağlamaya başladık. Sorunlarımızı yürek diliyle birbirimize aktardık. Ne kadar sarılı kaldığımızı bilmiyorum. Ezan sesiyle ayrıldık.

İstanbul, ne kadar sihirli bir kelime ve bir o kadar da sorumluluk yükleyen.

Türkiye, İran ve İslam İşbirliği Teşkilatı şiddetin durdurulması için Myanmar hükümeti ve BM nezdinde girişimde bulundular. AB bölgeye temsilci göndermeye karar verdi. ABD, AB, Rusya, Çin ve Hindistan`a baskı yapılmalı. Türkiye`deki tüm yardım kuruluşları top yekûn seferberlik başlatmalı. Gündem Arakan olmalıdır.

Şimdi Arakan Müslümanlarına yardım eli uzatma zamanıdır.

Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez.

 Yenişafak

———————————-
Süleyman Gündüz
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI