Kalk ve Uyar

0
138

Bir toplumu akim bırakmanın, geleceğini ipotek altına almanın, o topluma hâkim olmanın yollarının başında toplumun genç kuşağını fikren ve ruhen iğfal edip ortadan kaldırmak vardır.

Pusula Gençlik Kulübü öğrencileri Araştırmacı Yazar Hanifi TOSUN ile KALK VE UYAR kitabı üzerine söyleşi yaptı.

Bursa Eğitim ve Yardımlaşma Derneği ( BUSEYDER )Pusula Gençlik Kulübü Öğrencileri Araştırmacı Yazar Hanifi TOSUN ile KALK VE UYAR kitabı üzerine söyleşi yaptı. Buseyder’in salonunda yapılan söyleşiye gençlerden yoğun ilgi vardı.Hanifi TOSUN’un Kalk ve Uyar kitabını daha önceden okuyan kulüp öğrencileri kitabın içeriğine dair soru ve görüşlerini belirttiler.Hanifi TOSUN önce kitabıyla ilgili bir sunum yaptı.Sunumun ardından soru-cevap,değerlendirme ve müzakere kısmına geçildi.

Hanifi TOSON’un konuşmasında şu noktalar ve tespitleri öne çıktı:

Bir toplumu akim bırakmanın, geleceğini ipotek altına almanın, o topluma hâkim olmanın yollarının başında toplumun genç kuşağını fikren ve ruhen iğfal edip ortadan kaldırmak vardır. Eğer onları değiştirip dönüştürmek imkân kabilinde değilse başvurulacak ikinci yol, onları fiziki olarak ortadan kaldırmaktır. Toplumu yönetmeye aday her projenin, gençleri hedef kitle olarak seçmesi bu sebeptendir. Ciddi her projenin en temel ayağını, çocuk ve genç eğitimi alır. Yetişkinlerden başlayarak toplumsal dönüşümü olumlu ya da olumsuz yöne evirmek uzun ve meşakkatli bir süreci gerektirir. “Ağaç yaş iken eğilir” özdeyişi de bu gerçekliğin veciz ifadesidir. Bu durumda sonuç itibarıyla kısa vadede başarısız denecek bir uğraşın içine de girilmiş olunur. Zira kalıplaşmış zihniyetlerin değişimi her zaman zor ve çetin uğraşları beraberinde getirmiştir. Bu tespit, yetişkin eğitimini terk etmek anlamında anlaşılmamalıdır. Bilakis yetişkin eğitimiyle birlikte çocuk ve gençlik eğitiminin üzerinde daha ciddiyetle durulması anlamına gelmelidir.

Bir toplumun kurtuluşu için gençliğinin takva temelinde, kulluk ekseninde bir dünyaya gözlerini açıp eğitim ve öğretimlerini bu minvalde tamamlamaları gerekmektedir. Durum böyleyken aynı şekilde bir toplumun ifsat olması da insanların bu temelden yoksun bir anlayışa doğru yön almalarıyla mümkündür. Nasıl ki gençliği ıslah etmeniz toplumun büyük bir gelişim göstereceğini sağlayacaksa aynı şekilde bir toplumu ifsat etmek istiyorsanız toplumun gençliğini ifsat etmeniz yeterlidir.

Sağlıklı ve güçlü temeller üzerinde yükselecek toplumlar, genç beyinlerinin hizmetinde oldukları toplumlardır. Bu bağlamda düşündüğümüzde eğitim sistemi, korumamız gereken önemli bir mevzidir. Çünkü genç kuşakların, eğitim-öğretim sistemine yapılacak müdahalelerle hedeflerinden uzaklaştırılıp boş işler peşinde amaçsızca sürüklenmelerini sağlayacaktır. Topluma yön verme merciini ele geçiren her proje eğitim ve öğretim sistemini kendi ilkeleri bağlamında değiştirip ıslah etme yoluna giderek kendi programlarını halka dayatırlar. Yaşı ilerlemiş kesimlerden tepki toplayan projeler, gençliğin uyum sağlaması neticesinde yavaş yavaş sürece adapte olmayı beraberinde getirir. Emperyalist devletlerin işgal ettikleri topraklarda öncelikli iş olarak halkların eğitim programlarını değiştirmeleri bu sebeple olmuştur.

Şer odakları, toplumları ifsat etmek için hedefledikleri yaşam tarzını öncelikle kitle iletişim araçlarıyla pompalarlar. Yaptıkları programlar vasıtasıyla çocuklarını ve gençlerini zehirlemeyi seçerler. İçki, kumar, fuhuş, esrar, eroin, müstehcenlik vb. illetleri, genç dimağları mefluç etmek için yaygınlaştırırlar. Her türlü iletişim ve reklam aracını bu işe hasrederler. Sabah kuşakları, dizi, film vb. programlarla bu unsurlar normal işlermiş gibi sunulur ve toplumların farkında olmadan içselleştirmeleri sağlanır. Bir ülkeyi hedefsiz kılma ve geleceğinden emin olmayan bir konuma çekme telaşında olan bu güçler, genç kuşakları iğdiş edip akim bırakmakla beraber, toplumun ana gövdesini oluşturan ve toplumun temel direği olan kadını da anne olma fonksiyonundan uzaklaştırarak cinsel ve tensel bir metaya dönüştürme çabasına girerler. Dekolte kıyafetler içinde toplumsal arenaya sürülen kadın objesi üzerinden cinsellik en etkin silah olarak kullanılmaktadır. Böylelikle toplum ifsat olup nesil ve hars bozguna uğramış olur.

Bu projelerin sahibi olan odakların hedefinde, o toplumun maddi ve manevi değerlerini talan edip rant devşirmek vardır. Bir toplum ancak ifsat olunca, her bir değerini talan etmek kolaylaşacak, sömürü düzeninin bir payandası olmaktan kurtulamayacaktır. Ancak bu durumda ensesinde boza pişiren sülüklerin gazabına uğrayıp her türlü acıyı çekecek duruma düşer. Yoksa sağlıklı bireylere ve güçlü ailevi ilişkilere sahip bir toplumun talan edilmesi, sömürülmesi, bir takım çirkin tezgâhlara payanda kılınması mümkün olmaz.

Gençlerimiz geleceğimizdir!

Genç eyvallahı olmayan ve kanı deli akan bir karakterdedir ki Fuzuli onun bu durumunu kendisi de gençlik yaşlarında iken şöyle dillendirmiştir; “Fakir oldumsa eğer, kimseden sağınma ke men / Fakîr-i padişâh âsâ, gedâ-yı muhteşemem.- Her ne kadar fakirsem de, kimseden daha aşağı değilim. Padişah gibi bir fakirim, muhteşem bir gedâyım.”

Gençlik, bir toplumun geleceğinin sigortasıdır. Bir binanın temeli binaya nispetle neyi ifade ediyorsa gençler de toplum için aynı şeyi ifade etmektedirler. Nasıl ki temeli çürük bina her an göçük vermeyle karşı karşıya ise gençleri, maddi ve manevi değerlerden yoksun toplumlar da aynı şekilde göçük verirler. Her proje bu gerçeklikten hareketle genç kuşak üzerinde ciddi planlar yapar. Toplumsal yönetişim hedefi olan her projenin genç kuşak üzerinde hesabının olması kaçınılmazdır.

Bir toplumun geleceğinin sigortası ve emniyet kemeri gençleridir. Toplumların yarınlarının güvenliği, nesillerinin güvenliğiyle direkt ilişkilidir. Gençlerin dünya algıları, hayatı okuyabilme biçimleri, maddi ve manevi değerleri sahiplenme güdülerinin gelişmesi kaçınılmaz sorumluluk alanlarımızdan olmalıdır. O halde bu hususta ciddi planlar içinde olmamız ve bu alanda önemli yatırımlar yapmamamız kaçınamayacağımız hususlardandır. Dernek ve vakıflarımızın ve birliğimizin bu anlamda siz değerli üyelerinin engin ve dingin bakış açıları ve özverili çabaları ile bulunduğumuz her bir ortamda ciddi projelerin sahipleri olmalıyız. Yeryüzü sadece iyi ve güzel insanların yaşadığı bir ortam değildir. Dünya sathı, şerrin bayraktarlığını yapan odakların da yaşam alanıdır. Ve her bir odak içindekini yansıtır. İyilerden iyi işler sudur ederken kötülerin dışına, çevrelerine ancak içlerindeki karalıkları çıkar. Bu bağlamda siz genç kuşağın iyi işlerin yaygınlaştırılması muvacehesinde ciddi uğraşlar içinde olmanız gerekir. Çünkü biz yeryüzünün imarı ve neslin ıslahı için yola koyulmuş Anadolu Platformunun gençlik kollarıyız. Zira biliyoruz ki çürük temeller üzerinde var kılınan nesillere sahip her toplum yıkılmaya mahkûmdur. Geleceğimizin iyi olması, gençlerimizin hayat algılarının sıhhatiyle direkt alakalıdır. Yarının toplumunu güven temelinde inşa etmek istiyorsak gençliğimize sahip çıkmalıyız. Birileri bizlere sahip çıkıp bizlere imanı, İslam’ı, Allah ve rasulünü öğretmişse bizlerin de okulumuzda, mahallemizde, köyümüzde, şehrimizde evet her nerede bulunuyorsak oralarda yeni gençlerin bu yürüyüşe dâhil olmasını sağlamalıyız. 

Peygamber özellikle gençleri önemsiyor ve onların üzerinde ciddi planları vardı. İslam’ın ilk nesline baktığımızda 30 yaşın üzerinde olan birkaç insan olmasına rağmen genel çoğunluk 30 yaş altı gençlerden oluşuyordu ki bu gerçeklik gençlerin bir toplumun dönüşümünde nasıl bir etki güçlerinin olduğunu ortaya koymaktadır.

Kandil olup insanlığın karanlıklardan nura çıkışlarına vesile olan ilk nesli iyi tahlil etmek gerekir… Ali, Cafer, Zübeyr, Talha, Ammar, Abdullah b. Mesud, Zeyd, Musab, Sad b. Ebi Vakkas, bu neslin Mekke’deki en parlak örnekleridirler. Bu tablonun Medine cephesinde de Zeyd b. Sabit, Muaz b. Cebel, Sehl b. Sad, Cabir b. Abdullah, Zeyd b. Erkam, Seleme b. Ekva gibi yüzlerce, binlerce isim vardı. Hasan, Hüseyin, Üsame, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Abbas, Enes b. Malik, Abdullah b. Cafer vb yüzlerce genç de Hz. Peygamberin bizzat elinde yetişmiş yiğitlerdir. Bunların İslam tarihinin değişim ve dönüşüm aşamalarında nasıl kilit roller oynadıklarını açıp tarihe küçük bir nazar bize gösterecektir.

Henüz 10 yaşında iken İslam ile müşerref olan Hz. Ali ve üstlendiği misyonu hatırlayalım… Yaşadığı toplumun açmazlarından bihaber değildi. Bana ne canım, ben daha çocuk yaştayım demedi. Toplumun açmazlarını gidermenin, zulumatı sona erdirmenin ancak bu nurla olabileceğini kavradı ve peygamberin adeta gölgesi oldu hayatı boyunca… Burada Hz. Peygamberin kişiliğini ve kimliğini ve toplumda oluşturduğu güven ortamını unutmadan üzerinde durmamız gerekir. Ebu Talip Ali’yi peygamberin arkasında namaz kılarken gördüğünde telaş ve korkuya kapılmadan oğluna “Andolsun ki, o, seni iyi ve güzel olandan başka bir şeye çağırmaz; ondan ayrılma.” diyerek amcanın oğlundan ve söylediklerinden ayrılma diye de tembihte bulunuyordu. Nedeni açık değil mi? Hicret günü peygamberin yatağında ölümü bile göze alarak feda neslinden olmanın ne demek olduğunu da yine o güzel insandan görüyoruz… Allah’ın aslanı olmak öyle kolay olmasa gerek. Kişilik, şahsiyet ve sahip olunan kimlikle ilgili değil mi? Özellikle de Allah’ın aslanı olmakla “ilim beldesinin kapısı” olmak arasında ciddi bir ilişkinin olduğunu da unutmayalım…

İşte bir başka örneklem peygamberin “Miskinlerin Babası” ve “İki Kanatlı” olarak vasıflandırdığı Cafer-i Tayyar… Korku nedir bilmeyen bu yiğit 20 yaşında İslam’a gönül vermiş ve bu yolda var gücüyle uğraşmıştır… Henüz 25 yaşında iken Habeşistan’da Necaşi’nin karşısında muhacirlerin sözcülüğünü yapan Cafer’in tavrı, olgunluğu, cesareti ve başarılı temsiliyeti biz gençlerin dikkatini çekerken bu durumdan kendimizi de vazife çıkarabilmeliyiz. İnce anlayış, parlak zekâ ve etkili konuşma yeteneği… Bunlar kazanılabilecek tutum ve davranışlardır. “Soğuk şaraplarıyla ve tüm güzellikleriyle/Cennete yakın olmak ne güzel!/Soysuz kâfir Rum tüm şiddetiyle saldırmakta/Bize düşen, onların boyunlarını uçurmaktır!” diyerekten düşman saflarına korkusuz bir cengâver olarak dalan Cafer 39 yaşlarında şehadeti karşılamıştır. Burada da dikkatlerde kaçmayacak husus şahit olunmadan şehit olunmayacağı ve parlak zekâ, etkili konuşma yeteneği ve diplomatik temsiliyet melekesi ve cengâverliğin bir arada nasıl olacağının resmi olmasıdır. Allah rasulü onun hakkında “Onu cennette gördüm. Kan kırmızısı renginde iki kanadı vardı… O ne kadar bahtlı ve kutlu bir delikanlı!” diyecektir.

Başka örnek mi? İşte genç yaşlarında İslam’a gönül verip müslüman olan Abdullah bin Amr bin As (ra) peygamber vefat ettiğinde sadece 18 yaşında idi. Babasından önce müslüman oldu ve kendini Kur’an’a ve mescide adadı adeta. Kısa sürede nazil olan ayet ve sureleri ezberledi. Kur’an tamamlandığında Abdullah da hafız olmuştur. Ancak bu hıfzı yaşamak ve yaşatmak sevdasının eseri idi. Yoksa etkisiz bir kitap olarak belleklerde kalsın için hafız olmamıştı. İlme olan aşkı onu fakih sahabelerden kılmıştır. Amel ve eylem sahibi bir delikanlı olarak savaş meydanlarında çifte kılıç kullanacak yeteneğiyle temayüz etmiştir. Yiğit ve cengâver bir kişilik sahibidir. Ashap içinde en fazla hadis yazma unvanını da elinde bulunduran bu guzide sahabe bizlere bir mesaj vermiyor mu dersiniz?

Gençleri ve kimliklerini konuşurken unutmamız mümkün mü Musab b. Umeyri… 25 yaşında iken gittiği Yesrib’i Medine kılan bu genç delikanlıyı unutmak mümkün mü?

Yine peygamberin emriyle İbranice ve Süryaniceyi kısa sürede öğrenen ve peygamberin yanında ona omuz olan çevre liderlere yazılan mektupların kâtibi Zeyd b. Sâbit’tir. Ve gençten bir delikanlıdır.

Hz. Muhammed (sav) gençlere çok büyük önem vermiş, vahiy kâtiplerini genellikle gençler arasından seçmiştir. Gençlerden öğretmenler tayin etmiştir. Gençleri, çoğu yaşlı sahabelerden oluşan ordulara komutan tayin etmiştir. Ve yine çoğu savaşlarda sancağı bizzat kendisi gençlere vermiştir.

Gençlik önem arz eder. Çünkü sigortasıdır toplumun ve bu durumda kimlik tercihi söz konusu olacaktır ki nasıl bir kimlik ve kişilikle yol yürünecektir sorusu ciddi ciddi gündeme oturmaktadır. Her tür kıskançlık, çekememezlik, kibir, şehvet, ihtiras, entrika, ihanet, intikam, para, iktidar hırsı gibi “kötülük” dürtülerinin yapısının uygunluğundan dolayı çevresinde döndüğü bir evre olan gençliği iman, söz, namus, doğruluk, dürüstlük, erdem, ahlâk, adalet, adab, yiğitlik, mertlik gibi “iyilik” değerlerinin onarıcı atmosferine çekip çıkarmak bizim sorumluluğumuzdur. Eğer bir kimlik tercihi söz konusu olacaksa bu değerlerin etrafında olmalıdır. 
 
Bu kimlik

 1-Kur’ani derinlik
 2-Adanmışlık
 3-Tevazu ve
 4-Teşkilatçılık özelliklerine sahip bir birikim çerçevesinde olmalıdır.

Kur’an gündemimize Yusuf kıssası ile gençliğin rol modellerinden birini girdirmektedir. Yusuf kısasında çağlar boyunca hayat ırmağına atılmanın, kuyu dibinden saray odalarına yükselmenin hikâyesini görüyoruz. Hayatta yükselmenin ve batmanın, inişin ve çıkışın, dipten zirveye çıkmanın, zirveden dibe inmenin ne ile olacağının mesajını görmekteyiz. Yusuf’un rüyasıyla başlayıp hayat nehrinin birçok badirelerle aktığı bir hikâyeyi her çağın yusuflarına anlatan bu sure inişli çıkışlı bir yolun sonunda rüyası olanların bu rüyalarını gerçekleştireceklerinin de müjdesini vermektedir bize. Hikâyenin sonunda Yusuf’un “İşte gördüğüm rüyanın yorumu buydu” diyerekten yaşadığı onca olayın olması gereken noktaya geldiğini beyan sadedinde sarf ettiği bu sözü büyük anlamları havidir. Kıskançlıkların, ihtirasların, cimriliklerin ve hainliklerin hele de yalanların inanılmış bir rüya karşısında bir anlam ifade etmediğinin beyanı sadedinde bizleri farklı mecralara taşımaktadır. Gençlik ve kimlik tercihi derken Yusuf’un hikâyesinin tam da bu anlamda bizleri nasıl bir algı ve ilgiye gark edeceği ortadır. Yusuf son söylediği “İşte gördüğüm rüyanın yorumu buydu” sözüyle bizlere aslında ta işin başında iken bu rüyaya inandığını resmediyor. Düşlenen rüyaya inananlar bir gün gelir mısıra vezir de olurlar yeryüzünün varisleri olarak adalet ve kardeşlik atmosferinin savunucuları olarak tarih de yazarlar. Her birinizin sahici rüyası olmalıdır. Bu rüya Yusuf’unkinden farklı olmamalıdır. Yusuf rüyasını vezir olmak üzere kurmamıştı. Onun rüyası rabbin kulu olarak yeryüzünün imar ve iskânında ve nesillerin ihyasında kendine düşeni yapmaktı. İffet gömleğini giyen Yusuf’a elbette ki masumiyet gömleği de yakışıyordu kudret gömleği de. Ama her şeyden önce gençlik rüyalarımızın gerçekleşmesinin iffet gömleğini giymekle alakalı olduğunun altını daha koyu bir hatla çizmeliyiz. Kurduğumuz rüyalarımıza ihanet içinde olmadan yol almalıyız. İdealist saf bir çehre takınıp ileriki günlerimizde rüyalarına kâbus bulaştıranlardan olmamalıyız. İktidar sırıta sırıta bize yöneldiğinde, çağın züleyhaları bizleri kendilerine çağırdıklarında ya gençlikteki halimiz neydi be amaaan dünya hayatının süsleri bizleri bekliyor deyip gençlik rüyalarımızı, o saf ideallerimizi, ilkelerimizi, değerlerimizi anlamsız söz ve mana dizgeleri kılmamalı rüyalarımıza ihanet içinde olmamalıyız. “İşte gördüğüm rüyanın yorumu buydu” saflığını ve kararlılığını her dönemimizde sergileyebilmeliyiz.

Gençlik rüyalarının sürmesi için gömleğini arkadan çeken ince ellere, şuh kahkahalara hayır demesini bilmek lâzımdır. Gelişmeleri sezmek, tarihi oluşturan güçlerin ne olduğunu bilecek kadar hayata derinlemesine nüfuz etmek gerekir. Gelen kıtlıkları sezmesini, yokluklarda da bölüşmesini, paylaşmasını bilmek gerekir. Bu nedenle gençlik rüyalarının görüleceği ocaklar açmak lâzım. Gençliği hayat ırmağının dibine batıp durmaktan kurtaracak faaliyetler içine girmek lâzım. Gençliği iğfal edilmekten de iğfal etmekten de kurtarmak lâzım. “Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…” demeye devam etmek lâzım. Uyuşturucu mafyasının, porno şebekelerinin cirit attığı liselerin önüne yeniden dönmek lâzım… Aksi halde hep birlikte yok oluş bizi bekliyor. Yeniden doğmazsak ebter bir kuşak olacağız…

Unutmamalı bu gençlik Allah ile bağı kopuk kişiliklerin berhava olacakları muhakkak iken Allah’a gönül verip Allah ile irtibatları sağlam kişilerin de başarı hanelerinde rıza ve rıdvan vardır. Bu konuda çağımızın Zeyneb’i ve mücadele erlerinden olan ve genç yaşlarında zindanlarla tanışan Zeynep Gazali’yi ve rabbi ile olan irtibatını iyi tahlil etmeliyiz;

Zeynep Gazali Zindan Hatıralarında anlatır: Kendine yapılan işkencelerden birinde yaptığı dua bu hususa en güzel örneklerden biridir: Zeynep el-Gazali’yi görünüşte karanlık olan hücreye atıyorlar, girdiğinde ise yüksek voltajlı ışıklar yanıyor. İçerisi köpeklerle dolu ve köpeklerin hepsi ona saldırmaya başlıyorlar. Gazali köpeklerin saldırısının ne kadar sürdüğünü bilemeyecek kadar bitap düşüyor. Gazali’nin bu sıradaki duası gerçekten çok etkileyici…

‘Allah’ım kendinle meşgul et ki başkalarıyla uğraşamayayım. Ey tek olan Ehad ve Samet olan Rabbim! Sen beni öyle meşgul et ki yalnız seninle olayım. Beni bu korkunç ortamdan kurtar. Senden başkalarıyla meşgul olmaktan kurtar beni. Kendinle meşgul et. Vereceğin huzur ve güvenle kuşat. Sen’in yolunda senin sevginle, Sen’in hoşnutluğunla, Sen’in muhabbetinle bana şehadeti nasip et. Ey Allah’ım! Müminlerle birlikte benim de ayaklarımı sabit tut. Bizlere güven ve sabır ver.”

Bizler, azim, kararlılık, sebat ve Allaha olan duamızla bu yolda yürürsek kimliğimizin gereğini ifa etmiş oluruz…