Kafatasları… Hrant Dink – (Ardan Zentürk)

0
134

Bir ülkenin siyasi şiddete uğramış bir kentinin “netameli” bölgesinde yapılan kazılarda bugüne kadar 15 kafatasına ulaşılması korkunçtur!..

Yaşanılanlar, memleket sınırları dışındaki gelişmelerin takibini zorluyor. Çünkü ülkede ortaya çıkan her yeni bulgu veya adalet koridorlarında alınan her karar, Türkiye’yi, gerçek anlamda mercek altına alınması gereken ülke konumuna getirdi.

· Bir ülkenin siyasi şiddete uğramış bir kentinin “netameli” bölgesinde yapılan kazılarda bugüne kadar 15 kafatasına ulaşılması korkunçtur!..

Diyarbakır’ın “Saraykapı” olarak da adlandırılan ve bir dönem istihbarat/anti-terör gruplarına ev sahipliği yapmış olan Suriçi mevkiinde topraktan sürekli insan kemikleri çıkıyor. Bu, Türkiye’nin yakın geçmişinde var olduğu bilinen “kirli savaş döneminin” yargısız infaz edilen, o günlerden bugünlere sadece “kayıp” olarak gözüken kurbanlarının bize sonsuzluklar içinden gönderdikleri bir mesajdır!.. Onlar, “ben buradaydım ve sizler beni görmediniz” diyorlar… Sessiz kalamayız…

Türkiye 1993-1996 yılları arasında “bu meseleyi ben bir şekilde çözerim” diyen zihniyetin yarattığı büyük yıkımı yaşıyor. Benzeri ancak Latin Amerika ülkelerinde yaşanılan kanlı bir kampanyada, “terörle mücadele” adı altında adalet yok edildi, “isimsiz” pek çok insan beyaz renkli otomobillere konulduktan sonra ortadan kayboldular…

Aynı dönemde, Ankara’daki siyasetin “örtülü faşizme” dönüştüğünü, bu sistemden güç alan “siyasi otoritenin” İstanbul’daki işadamlarına dönük tehdit ve medyada uyguladığı baskı ile ülkeyi “otoriter devlet” yapısına kavuşturduğunu gördük.

· 1990’lı yılların faşizminin ağır darbe aldığı an, Tansu Çiller’in “derin devlet unsurlarının” desteğiyle 5 Ekim 1995’te kurduğu ve ülkeyi demokrasiden tam olarak uzaklaştırarak “açık faşizme” götürmeyi hedefleyen “azınlık hükümetinin” 30 Ekim 1995’de mecliste güvenoyu alamamasıdır.

Ülke, bu gelişmeden sonra Aralık 1995 seçimine uzanabilmiş, memleketin önüne konulan sandık ise merhum Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Refah Partisi’nin zaferini tescil etmiştir. Sonrasında aynı güçler bu kez 28 Şubat sürecini başlatarak Türk demokrasisi açısından tamir edilemez bir kara delik yaratmışlardır.

Ama bütün bu süreçte yaşanılanlar, devletin yalnız Diyarbakır’da değil, ülkenin hemen tüm bölgelerinde (İstanbul’daki ünlü faili meçhuller dahil) işbaşında (!) olduğunu göstermektedir.

O dönem, hukuk dışı uygulamaları ile değil, aynı zamanda Türkler ile Kürtler arasındaki “son güven kırıntılarını” da ortadan kaldıran, günümüzün sosyal fay hatlarının doğmasına neden olan dönem olarak da hatırlanmalıdır.

· Hrant Dink suikastının 5 yıllık süreden sonra vardığı sonuç, 1990’lar ile hesaplaşmak zorunda olan Türkiye açısından ağır darbedir. Mahkeme sonuçlandı, fikrimizi söyleyebiliriz… Korkunç cinayette devletin istihbarat ve güvenlik birimlerinden kaynaklanan bir dizi hata (!) ortada dururken mahkemenin “çete” kavramını karar dışında tutması dikkat çekicidir.

Karara göre, bu cinayetin tetikçileri, mahalle kahvesinde okey oynarken, birden, Hrant Dink gibi bir ismi ortadan kaldırmaya karar vermişler gibi bir sonuç çıkmaktadır. Hrant Dink’in valilik binalarına kadar çağrılıp uyarılması, medyada ve belirli güçler çerçevesinde hakkında yürütülen kampanyalar, Trabzon’dan İstanbul’a uzanan istihbarat zincirinde ortaya çıkan bilgi ve belgeler konusunda hepimiz hayal görmüşüz!.. Meğer o, Trabzonlu bir-kaç serüvenci gencin hastalıklı kararlarının kurbanı olmuş!..

1990’larda Diyarbakır’da ortadan kaybolan insanlar, bir kazı çalışmasında ortaya çıkarak bize mesajlarını ulaştırdılar… O mesajı ne kadar alıyoruz, bugün için ayrı bir tartışma konusudur…

Oysa Hrant Dink’in yattığı yer bellidir… O,
İstanbul’un göbeğinde Şişli’de bir kaldırıma uzandı ve oradan da kalkmıyor…

24’ün yayın açılışını -çok doğru bir kararla- öne almış ve Hrant Dink’in cenazesinin canlı yayını ile başlamıştık. Canlı yayını başından sonuna kadar ben sunmuştum… O günden bugüne o kaldırımdan geçemiyorum…

Sanırım, şahsi yürüyüş yollarımın rotasından sonsuza kadar çıkarmak zorunda kalacağım… Çünkü onu orada yatarken görmeye dayanamıyorum…

 Star


———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI