İzlanda neden bir başarı öyküsü – (Paul KRUGMAN)

0
153

Halen Letonya ve/veya Estonya örneklerinin nasıl yanıldığımı gösterdiğini iddia eden mailler ve yorumlar alıyorum. Bunu diyenlerin çoğu sağdan soldan duydukları bir-iki rakam dışında hiçbir şey bilmiyor. Madem öyle, işte bilmeniz gerekenler: Sayfada

İzlanda, Avrupa’yı çevreleyen ülkeler arasında yoğun sermaye çeken yegane ülkeydi. Sonrasında Euro’ya kararlılıkla tutunmayıp devalüasyonu seçti ve bu alanda yine tek oldu. İşte kilit nokta burası.

Geçenlerde İzlanda Dış İlişkiler Konseyi (CFR) tarafından epey aptalca bir saldırıya uğradım ki bu sıfatı iyice düşünüp taşınarak kullanıyorum. ‘İzlanda’nın Kriz Ertesi Mucizesi’ adlı, kriz öncesi zirveye dair bir blog yazısından yola çıkarak İzlanda ve Baltıklar’ın ekonomik performansını ölçmem onlara göre sahtekârlıkmış. Neden kriz sonrasını baz almıyor da Baltıklar’ı daha iyi göstermiyormuşum?

İnanamıyorum. Ekonomistler yaklaşık 90 yıldır konjonktür hareketlerini inceliyorlar ve kıyaslama hep önceki dönemin zirvesine göre yapılır. Anlaşılan arkadaşların bundan haberi yok. Tane tane anlatayım da anlasınlar bari.

Öncelikle, resesyon deyince ekonominin potansiyelinin altında performans gösterdiği bir dönemi kastederiz. O yüzden, durumun ne kadar düzeldiğini görebilmek için doğal yöntem kaybın ne kadarının geri kazanıldığıdır.

Bunu geçelim, iki farazi ülke düşünün: A Ülkesi ve B Ülkesi. Her ikisi de ciddi ekonomik durgunluk yaşıyor ama A Ülkesi şoku daha iyi karşılamış ve verimlilik kaybı sadece yüzde 10. B Ülkesine baktığımızda ise kayıp yüzde 20. Ardından iki ülkenin ekonomileri de düzeliyor. Bu düzelme sürecinde B Ülkesinin verimliliği A Ülkesinden daha çok oluyor ama sadece onlar önceden daha kötü duruma düştüğü için. Bu durumda CFR koltuklarında oturan arkadaşlara bakarsanız bir başarı öyküsü anlatacak olan ülke A değil de B.

Biraz da tarih konuşalım: Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi 1934 yılında yüzde 10.9 (evet, yanlış okumadınız, yüzde 10.9) oranında büyüdü. Yeni Düzen (1933-36 arasında uygulanan bir dizi ekonomik programa verilen ad) başarılı oldu! Ya da olmadı mı acaba? Gayri safi milli hasıla hâlâ 1929’da olduğundan yüzde 20 daha azdı.

Yani, verimliliği önceki dönemin zirvesiyle kıyaslayıp ölçmem doğal olan, mantıklı olan şey. CFR önerisinin akla gelir bir tarafı yok.

Bir de, Economist dergisinin ekonomi muhabirlerinden Ryan Avent kendi blog’unda Baltıklar’ın 2000’den bu yana daha çok büyüdüğüne dair bir diğer CFR iddiasını ele almış; ona da bakalım. Bu dedikleri bir diğer kafa karışıklığı örneği; uzun dönemli büyüme potansiyelini potansiyel altına kısa dönemli düşüşlerle karıştırıyorlar. İzlanda zengin bir ülkeydi; hâlâ öyle. Baltıklar ise onu yakalamaya çalışan fakir ülkelerden oluşuyordu ki, bunun kriz meselesiyle hiç alakası yok.

Avent’e katılmadığım bir nokta var ki, o da artık İzlanda’dan bahsetmek istemiyor olması. Evet, neticede balık ve alüminyum ihraç eden küçük bir ada ama doğal laboratuvar dediğimiz tanıma uyuyor; yeri önemli değil (Ekonomist Milton Friedman, dalgalı döviz kuru üzerine orijinal teorisini kısmen Tanca örneğini kullanarak anlatmıştı, ister inan ister inanma). İzlanda Avrupa’yı çevreleyenler arasında yoğun sermaye girişi alan yegâne ülkeydi. Sonrasında krize reaksiyonu Euro’ya kararlılıkla tutunarak sabit oranda kalmayı değil, devalüasyonu seçmekte yine tekti. Bu arada devalüasyonun iç devalüasyondan (sabit döviz kuru uygulayarak rekabet gücünü tekrar kazanmaya çalışmaktan) daha kolay uygulandığını da göstermiş oldu. İşte kilit nokta da burası.

Başarıyı nasıl tanımlarız?

Halen Letonya ve/veya Estonya örneklerinin nasıl yanıldığımı gösterdiğini iddia eden mailler ve yorumlar alıyorum. Bunu diyenlerin çoğu sağdan soldan duydukları bir-iki rakam dışında hiçbir şey bilmiyor. Madem öyle, işte bilmeniz gerekenler: Sayfada gördüğümüz gayri safi milli hasıla ve işsizlik tablolarına bakın.

Ekonomik bunalım seviyesinde ciddi durgunluklar yaşamış ve o zamandan bu yana kaybettikleri zeminin hepsini olmasa da bir kısmını geri kazanmış iki ekonomiden bahsediyoruz. Aynı şeyi 1935 yılının Amerika Birleşik Devletleri için de söyleyebilirsiniz. Demek istediğim, evet, kaybedilenin bir kısmının geri kazanıldığı ortada ve bu iyi bir şey. Ancak tasarruf politikalarının ne kadar harika bir şey olduğunu göstermek için elinizden gelenin en iyisi bu mudur yani?

 Star

———————————-
Paul KRUGMAN
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI