İsrail’i sevmiyorum, çünkü – (Philip Giraldi)

0
96

Eski CİA ajanından itiraflar: İsrail’den pek hazzetmem. Yahudi arkadaşlarımın olup olmayışı, İsrail’e bakışımı etkilemez ve konuyla alâkası yoktur.

Eski CİA ajanından itiraflar: İsrail’den pek hazzetmem. Yahudi arkadaşlarımın olup olmayışı, İsrail’e bakışımı etkilemez ve konuyla alâkası yoktur.

İyi duruşa sahip İsraillilerin var oluşu, eski başkanların ve cumhurbaşkanların seri kanaatlerine bakınca, seçtikleri İsrail hükümetinin uzun soluklu mücrim bir teşekkül olduğu gerçeğini değiştirmez

Amerikan politikaları ile Tel Aviv taleplerine arasında mesafe koymak ve İsrail’e her hangi bir ülke muamelesi yapmak isteyen uzmanlar bile sadede gelmeden önce bahane ve özürler sayıyorlar. Âdil ve mutedil bir eleştiriye başlamadan önce kendini paralayan girizgâhlar, söz konusu yazarın ne kadar çok Yahudi arkadaşı olduğunu, İsraillilerin ne büyük bir halk ve İsrail’in ne harika bir ülke olduğunu düşündüğünü gösteriyor.

Ben öyle hissedenlerden değilim. İsrail’den pek hazzetmem. Yahudi arkadaşlarımın olup olmayışı, İsrail’e bakışımı etkilemez ve konuyla alâkası yoktur. İsraillilere gelince, CIA’de çalışırken pek çoklarıyla karşılaştım. Bazıları hoş insanlardı; bazıları ise değillerdi. Tıpkı dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi. Ancak iyi duruşa sahip İsraillilerin var oluşu, eski başkanların ve cumhurbaşkanların seri kanaatlerine bakınca, seçtikleri İsrail hükümetinin uzun soluklu mücrim bir teşekkül olduğu gerçeğini değiştirmez. Eski devlet başkanı Moşe Katsav tecavüzdün hüküm giydi; şimdiki hükümetin başı ve diğer pek çok siyasi hakkında ise yolsuzluk soruşturması açıldı. Dahası, İsrail hükümeti uluslararası standartlarla tastamam haydut bir devlettir. İşkence yapmakta, keyfi tutuklamalar gerçekleştirmekte ve ordusunun zaptettiği toprakları işgali sürdürmektedir. Daha da kötüsü, benim ülkemi, Amerika’yı başarılı bir şekilde manipüle etmektedir ve hem siyasi sistemimize hem de Amerikan halkına korkunç bir zarar vermiştir ki unutmayacağım, göz yummayacağım ve örtbas etmeyeceğim bir şeydir.

Öfke uyandırıcı son taarruz da İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Florida’da televizyonlarda gösterilen bir reklamda boy gösterip Cumhuriyetçi başkan adayı Mitt Romney’e desteğini ifade ederek Amerikan siyasetine doğrudan bulaşmasıdır. Netanyahu’nun reklamı ve ABD seçimlerine müdahil olması medyada yer aldı ve hatta Yahudi Kongre üyelerinin tepkisini çekti ancak ne Obama ne de Romney tepki göstermediler. Yabancı bir hükümet başının Amerikan seçimlerine emsalsiz bu müdahalesini her ikisi de en güçlü ifadelerle kınamış olmalıydılar. Seslerini çıkarmamaları, İsrail ve Kongre’deki İsrail dostlarının ve de medyanın Amerikan siyasi nizamı üzerindeki gücüne şahitlik eder. Romney belki de kapalı kapılar ardında reklamı onaylamıştır çünkü Amerika’nın Ortadoğu politikasının sınırlarını belirleme hakkını Netanyahu’ya devretmeyi vaad etmişti.

Benjamin Netanyahu niçin böyle köpürüyor? Çünkü Barack Obama, Amerika’nın otomatik olarak İran’a saldırmasını tetikleyecek “kırmızı çizgiyi” kabullenmiyor. Netanyahu’nun, Washington’ın İran’la savaşa gitme şartlarına uymasını talep ederken ki kibrini bir düşünün; İran, dile getirilen tüm hatalarına karşın hiç kimseye saldırmamış, kimseyi saldırıyla tehdit etmemiş ve Amerikan medyasında yer aldığının aksine nükleer silah edinme doğrultusunda siyasi bir karar almamıştır. Netanyahu’nun BM’de bomba karikatürü göstermesi (1870’lerde bir anarşist böyle yapabilirdi) Amerikan medyasındaki amigolarının bile güvenilirlik testinden geçememiştir. Eğer Amerika, Netanyahu’nun bomba karikatürüne bakarak savaşa gidecekse o halde başına gelecek – Irak’takinden 10 kat daha kötü – her şeyi hak etmiş demektir.

Daha da çirkini, İsrailci AIPAC’ın kurduğu WINEP direktörü Patrick Clawson’un medyada çok az yer alan yorumlarıdır. WINEP, Washington’daki İsrail lobisinin başlıca bir unsuru olarak görülmektedir ve İsrail hükümetiyle yakın bağları vardır ve onunla düzenli olarak iletişim halindedir. Clawson, WINEP’in İran İnisiyatifinin başıdır. 24 Eylül’de bir brifingde şöyle konuştu: Samimi düşüncem, kriz başlatmanın gerçekten zor olduğudur; ve ABD’nin..ah…Başkan’ın bizi İran’la nasıl savaşa sokabileceğini görmek benim için çok zor….Amerika’nın geleneksel savaş başlatma tarzı, ABD çıkarları için en iyisidir.

Clawson’un Amerika’yı İran’la savaşa sokmak için kriz başlatmaya olan inancını ve böylelikle Amerikan halkına ABD çıkarları için bunun yapılacak doğru bir iş olduğunu düşündürerek onları aptal yerine koymasını not edin. Pearl Harbor’u, Fort Sumter’i, Lusitania’yı ve Tonkin Körfezini savaşa nasıl girileceğine dair model olarak anıyor. Clawson çözüme şöyle ulaşıyor: İranlılar taviz vermedikleri takdirde başka birinin bu savaşı başlatması en iyi yoldur…İran denizaltıları belirli aralıklarla dalıyor. Bir gün içlerinden biri geri dönmeyebilir…İranlılara karşı örtülü araçları hâlihazırda kullanıyoruz. İşi biraz daha nahoşlaştırabiliriz.

Clawson, İsrail’in savaşa yol açacak bir hadise yaratmasını açıkça onaylıyor; muhtemelen İsrail’in sahte bayrak operasyonu neticesinde ABD’nin doğrudan müdahil olmasını onaylıyor veya bunu bizzat Beyaz Saray’ın yapması için bastırıyor.

Clawson’un Amerikan ordusunda hizmet vermemiş olması şaşırtıcı değildir; ayrıca New School for Social Research’te ekonomi doktorası yapmış ki bir denizaltıyı batırıp savaş başlatmak gibi örtülü bir operasyonun planlamasını yapmaya ehil değildir. Biraz gülünç de bulunmuş olabilir ama diğer yeni-muhafazakârlar/neocon meslektaşları gibi sistemle bağlantıları iyidir. Yazıları Washington Post, New York Times ve Wall Street Journal’da düzenli olarak yayınlanıyor; “uzman” sıfatıyla televizyonlara çıkıyor; her yerde arz-ı endam eden ve İsrail’in avukatı diye anılan, yakın zamanlara kadar Obama’nın Ortadoğu politika danışmanı olan Deniss Ross’un WINEP’te iş arkadaşı. Clawson kullanışlı bir kalınkafalıdır; Adâlet Bakanlığı, işini yapıyor olsaydı çoktan İsrail hükümeti ajanı olarak ismi kayıt altına alınırdı; bunun yerine, Amerikan çıkarları adına konuşan adam gibi ağırlanıyor. Bu ülkede dış politika kararlarının çarpıtılması, Clawso
n’a ve onunla aynı yolun yolcusu olanlara atfedilebilir; hepsi de Amerikan çıkarları pahasına İsrail çıkarlarının peşinden gidiyorlar. Ve bunu gözlerini dört açarak yapıyorlar.

Bir diğer İsrailci isim olan Pamela Geller ve onun New York metrosunda yayınlanan, Filistinlileri vahşi, İsraillileri medeni gösteren posterleri üzerinde durmaktan kaçınacağım çünkü İsrail davalarına hizmet eden yalanların “ifade özgürlüğü” denilerek nasıl da saldırganca savunulacağı ortada. Yahudileri veya siyahîleri “vahşiler” olarak şiddetle suçlayan bir poster New York’ta gün yüzü göremezdi ki lobinin gücünün ve lobi dostlarının Ortadoğu ve oyun sistemi hakkındaki tartışmaları kontrol edişlerinin bir diğer göstergesidir.

İsrail’den hazzetmeyişimin nedenleri var bir de ve kökü geçmişe gider. 1952’de Lavon vakasında, İsrailliler İskenderiye’deki ABD Enformasyon Merkezini havaya uçurup sorumlusu olarak Mısırlıları suçlamaya hazırlanıyorlardı. İsrailliler 1967’de USS Liberty gemimize saldırıp 33 kişiyi öldürdüler; neredeyse gemiyi batırıyorlardı; sonra başkan Lyndon Johnson üzerindeki nüfuzlarını kullanarak olay hakkında tahkikat açılmasının önüne geçtiler. Jonathan Pollard 1987’de İsrail adına casusluk yapmakla suçlandı; müfettişler, Amerikan tarihinde en büyük zarar veren casus olduğunu belirlemişlerdir. İsrail nükleer silah üretmek amacıyla 1960’da Pensilvanya’daki bir laboratuardan uranyum çaldı. Amerika’ya karşı casusluk faaliyetlerini ve Amerikan teknolojisini çalmayı da sürdürüyor. Söz konusu olan Amerikan sırlarının çalınması olduğunda en faal “dost ulustur İsrail; casusları yakalandığında ya ülkelerine gönderilir veya, şayet Amerikalıysalar, azar işitirler.

İsrail, Amerikan vatandaşlarını da öldürür ve bu yanına kâr kalır: Rachel Corrie ve Mavi Marmara’da öldürülen Furkan Doğan.

İsrail’in Filistinlilere muamelesini de unutmayalım. Amerika’yı insanlığa karşı işlenen suçlara bulaştırmıştır. Washington’ın Irak’a karşı savaşa girmesinde, İslam dünyasına karşı küresel terörle savaşın ilanında, İran hakkında ortalığı velveleye vermekte Tel Aviv kilit rol oynamıştır. Bunların hiçbiri de Amerikan çıkarlarına hizmet etmemiştir. Kongre ve medya ise neler olup bittiğinden bihaberdir. İsrail, 123 milyar dolar Amerikan yardımı almıştır ve kişi başı geliri İspanya veya İtalya’dan daha yüksek olmasına rağmen her yıl 3 milyar dolar almaya da devam etmektedir. Kongre, okuyup incelemeden, İsrail adına savaşa girmeyi taahhüt eden karar üstüne karar onaylıyor ve hiç kimse İsrail’le ilgili bu olup bitenleri sorgulamıyor.

Amerikan yönetiminin bugünlerde yaptığından hoşlanmadığını kabul etmeliyim fakat İsrail’den daha az hoşlanıyor da değilim ve bir şeyler yapmak için vakit geldi de geçiyor. Daha çok paraya, siyasi desteğe, casusluğa müsamaha göstermeye, savaş için kırmızı çizgi taleplerini dinlemeye artık hayır. Deli Benjamin Netanyahu BM’de bomba karikatürü gösterirken lehinde yayın yapmaya hayır. ABD yönetimi Amerikan halkının çıkarlarına hizmet için vardır, ne azı ne de fazlası; ve seçilmiş temsilcilerimizin bu gerçeği hatırlama vaktidir.

Kaynak: Philip Giraldi/ Antiwar

Dünya Bülteni için çeviren: M.Alpaslan Balcı

 

———————————-
Philip Giraldi
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI