İsrail ve Türkiye – (Beril Dedeoğlu)

0
121

İsrail-Türkiye ilişkilerinde hiç olmadığı kadar kötü bir dönem yaşanıyor. Ancak belirtmek gerekir ki İsrail’in hemen tüm ülkelerle ilişkileri bozuk.

İsrail-Türkiye ilişkilerinde hiç olmadığı kadar kötü bir dönem yaşanıyor. Ancak belirtmek gerekir ki İsrail’in hemen tüm ülkelerle ilişkileri bozuk. Avrupa ülkelerinin büyük bölümü, Filistin sorunu karşısında İsrail’in hala eski siyasetini sürdürmesinden dolayı Gazze üzerinden baskı sürdürüyor. Obama yönetimi ise, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi çabalarında en büyük engel olarak İsrail’in uygulamalarını görüyor. Etrafındaki tüm ülkelerde eski rejimler yıkılıyor ve bundan sonra kurulacak iktidarların da, Mısır’da olduğu gibi, İsrail ile eski ilişkileri sürdürüp sürdürmeyeceklerinin garantisi bulunmuyor.

Filistin sorunu çözülmedikçe, en azından bir Filistin devleti kurulmadıkça Ortadoğu ve hatta Asya’da yeniden ve farklı ilişkilerle varolmak isteyen güçlerin bölgelerde varlık göstermeleri giderek zor hale geliyor. Bu durumda Filistin sorununa sahip çıkanın bu bölgelerde davranış serbestisi kazanacağı, aynı oranda da İsrail’i sınırlayacağı öngörülebilir.

Sabote olan süreç

İsrail’i politika ve yön değiştirmeye zorlayan Türkiye’nin bu anlamda Batılı güçlerden farklı bir tutum sergilemediği söylenebilir. Bununla birlikte, Türkiye-İsrail gerginliğinin aleniyet kazandığı, diğerlerinin gerilimli ilişkilerinin ise vitrine taşınmadığı gerçeği bulunuyor. İsrail’in bölgede eski gücünü kazanması, ancak bunu Filistin de dahil diğer komşularıyla kısmen de olsa uzlaşarak başarması gerekiyordu; en azından batılı güçlerin ve Türkiye’nin beklentisi bu yöndeydi.

Hamas ile FKÖ’nün kan davalarını bir kenara bırakmaları, Gazze’nin abluka koşullarında kendi kendisini besleyen radikal yapısının bozulması ve Filistin devleti kurulurken İsrail’in de başka biçimlerde yeni ilişkiler kurması için Türkiye epeyce gayret sarf etti. Filistin, Lübnan ve Suriye’nin İran ile arkasındakilerin elinden kurtarılması için risk alan ve hatta içinde İsrail’in de olduğu bir serbest ticaret bölgesi oluşturulmasını öneren Türkiye, bu çabalarının karşılığında sadece İsrail’in konjonktüre biat etmesini istedi. Ancak Mavi Marmara krizi, her iki tarafta da yumuşak geçiş koşullarını radikal karar aşamasına çevirdi.

Kime yararı var?

Belki Mavi Marmara’da İsrail’in insanları öldüreceği öngörülmemişti, ama her durumda Gazze ablukasını delmeye yönelik çabaların iki ülkeyi karşı karşıya getireceği biliniyordu. Bu durumda iki ülkeden birinin aşağıdan almayacağı da tahmin edilmiş olmalı, zira olay zaten iyi ilişkilerin olduğu bir dönemde yaşanmadı. Dolayısıyla iki ülke ilişkisinin bozulması öngörülmüş olabilir, sorun bunun kimin işine yarayacağı.

İki ülke ilişkisinin bozulması, Obama yönetiminin işini zorlaştırır ancak cumhuriyetçileri sevindirebilir. Obama’nın “barış-istikrar” adacıkları yaklaşımıyla Türkiye’ye verdiği ağırlığın, “sertlik” yanlısı İsrail’e yeniden kaydırılması mümkün olabilir. Böylece Obama’nın kaybetmesi sağlanırken Türkiye’nin de Avrupa’yı ikame edebilecek bölgesel rolü tırpanlanabilir. Sonuçta İsrail sertlik siyasetine devam eder, bu sertlik çevresinde kurulan yeni yönetimleri dini radikal süreçlere ve silahlanmaya teşvik eder, silahlı radikal yönetimler yeniden düşman kabul edilir, savaş ekonomisi ve güç mücadelesi sürer gider. Doğrusu bu durum İran’ın da çok işine gelir. Çevresi radikal yönetimlerle çevrili İsrail “Batı”nın zorunlu desteğini alırken İran da elbet başkalarının desteğini alır.

Buradaki kilit konu, İsrail-Türkiye ilişkilerinin bozulmasından hangi Avrupa ülkesinin yarar beklediği. Kızgın İsrail’in Uluslararası Deniz Hukuku sözleşmesi, Kıbrıs sorunu, PKK ya da soykırım konularında Türkiye’yi sıkıştırmasını bekleyip bölgesel hareket imkanlarını sınırlamak isteyen birileri var gibi gözüküyor ve anlaşılan o ki Türkiye bunu biliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin çıkışı kendisine tuzak kurmaya çalışan ülkelere ve İsrail’in onlara yardım etmesine.

Star

———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Beril Dedeoğlu”]